35.Altın Kelebek Ödülleri dağıtılmış. Eskiden ben de bu ödüllerin oylamasına katılırdım. Şimdi oylama ne zaman oldu da bitti haberim yok. Ki 35 yıldır bakıyorum da nep aynı isimler bu ödülleri paylaşıyorlar. Bir tane de yılın şaşırtanı yok. Meselenin o tarafına hiç değinmeyeceğim çünkü lüzümu yok, değişecek bir şey de yok. Benim açımdan mesele şu yukarıda gördüğünüz fotoğraf.
İyice bakın. Ne görüyorsunuz? Kimi görüyorsunuz?
Biraz yardımcı olayım:
Kara Gözlüm (1970) Azize ve Kenan
Unutulan Kadın (1971) Zeynep ve Kenan
Dönüş (1972) Gülcan ve İbrahim
Gazi Kadın (1973) Zeynep ve Ahmet
Deprem (1976) Zeynep ve Ahmet
Bodrum Hakimi (1976) Nevin ve Ömer
Devlerin Aşkı (1976) Türkân ve Tarık
Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) Asya ve İlyas
Dilâ Hanım (1977) Dilâ ve Rıza
Cevriyem (1978) Cevriye ve Ahmet
Gönderilmemiş Mektuplar (1995) Gülfem ve Cem
İnanır ve Şoray'ın birlikte rol aldıkları on bir film var. İlk rol aldıkları filmin üzerinden tam 38 sene geçmiş. Düşünebiliyor musunuz ? 38 ! Dile kolay ya.
Azize olarak Kenan'a şımarıkça sırnaştığının üzerinden 38, idama gönderdiği Ömer'in kalemini kıran Nevin'in üzerinden 32, una bulanmış alnıyla Dila olduğu ve Karadağlı Rıza'nın ona o anda attığı öldürücü bakışının üzerinden 31 yıl geçmiş.
Sinemayı bu yüzden seviyorum. Bir insanın yıllar içinde aldığı hâl, yüzündeki ifadenin uğradığı o garip değişikliğe tanık ettiği için beni... seviyorum.
Fotoğrafı görünce aklımdan geçen ilk şey şuydu: İşte Azize ile Kenan yaşlanmışlar :)
Şimdi sorumu yineliyorum. Fotoğrafda gördüğünüz kimler?
Benim cevabım : Kadir'le Türkân'ı görüyorum ben yaa... Nerde Azize, Asya, Nevin, nerde İlyas, Karadağlı Rıza, Şopen Kenan :)
Bu arada 76 yılında Türkan da Kadir de muhteşemler. Bir de şimdi aklıma geldi; aman ha sivri akıllı bir yapımcı bu saatten sonra Kadirciğimle türkancığımı bir araya getirmeye kalkmasın. Zira, Şoray'ın eski eşi Cihan Ünal ile birlikte oynadığı Aşk Yeniden dizisi, geçmişin izlerinin üzerine bastı. Bırakın biz onları Azize-Kenan, Dila-Rıza olarak hatırlayayalım.
Çok ukalâ gördüm kendimi :)
13 Mayıs 2008 Salı
Haftanın Fotoğrafı
Gönderen
çilek
zaman:
07:30
2
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Kadir İnanır, Türkan Şoray
10 Mayıs 2008 Cumartesi
Gülsüm Ana / Fatma Bacı
Yıldız Kenter - Fatma Girik - (Fatma /Gülsüm)
Bilal İnci - Hayati Hamzaoğlu - (Kan Davalı)
Şükran Güngör - Tanju Gürsu - (Baba)
Renan Fosforoğlu - Reha Yurdakul - (Büyük Kızın Zengin yaşlı sevgilisi)
Nubar Terziyan - Kadir Savun - (Köyden aile dostu)
Fatma Belgen - Özlem Onursal - (Terzide çalışan büyük kız)
Leyla Kenter - Alev Sayın - (Mimarlık okuyan küçük kız)
Sertan Acar - Günay Girik - (Evin oğlu)
Cemil Can Bıçakçı - Bülent Bilgiç - (Küçük kızın sevgilisi)
Gönderen
çilek
zaman:
07:13
2
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 70 ler, 80 ler, Fatma Girik, Yıldız Kenter
08 Mayıs 2008 Perşembe
Çitlenbik İhsan veya diğer bir deyişle Marsık

Blog takipçileri bilir, bir zaman önce Çocuk Yıldızlar diye bir yazı kaleme almıştım. Çitlenbik İhsan'ın kendisi değil ama yeğeni bana ulaştı ve Çocuk Yıldızlar kategorisinde dayısı da yer alırsa çok mutlu olacağını ifade etti. Yazıya katık edemediğim diğer çocuk yıldızlara da selam olsun. Haklarında bilgiye ulaşamadığım bu yıldızların bizzat kendileri veya yakınları bana ulaşabilirlerse, blogun kapısı onların hikayelerine sonuna kadar açık, haberleri olsun.
Çitlenbik İhsan 70 li yıllarda özellikle İlker İnanoğlu ile birlikte rol aldığı YUMURCAK serisi filmlerde(En bilineni YUMURCAK KÜÇÜK ŞAHİT)Yumurcak'ın en yakın dostu olarak izleyicinin sempatisini kazanmıştır. Oynadığı filmlerden en hatırda kalan sahneler; Yumurcak ile beraber eve bir eşeği gizlice sokmaları, Ekrem Bora 'nın kendisine "marsık"demesi üzerine"Marsık deme bozuşuruz"cevabı ve Rumelihisarı sırtlarında kötü adam Ekrem Bora tarafından vurulmasıdır. Ayrıca Aşk-ı Memnu dizisinde Itır Esen'e aşık olan genci canlandırmıştır.Gençlik dönemiyle birlikte kamera önünden ziyade işin mutfağında olmayı tercih ederek ses-kayıt teknisyenliğini seçmiştir.Yakın dönemde ise Cennet Mahallesi dizisinde iki bölümde rol almıştır.
Gönderen
çilek
zaman:
16:27
8
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Portre
03 Mayıs 2008 Cumartesi
Çilek Analiz / Nisan 2008
Geçtiğimiz Nisan ayında Nostaljik Türk Sineması blogunda olan biten;
Nisan ayında 36 farklı ülkeden toplam 4467 ziyaret almışız.
Türkiye haricinde ilk üç ülke Almanya, Avusturya ve Fransa.
Mısır, Azerbaycan ve Ürdün'den siteyi ziyarete gelip oldukça uzun süre vakit geçiren okuyuculara kucak dolusu bir selam gönderiyorum.
Memleketimden en çok ziyareti İstanbul , Ankara ve İzmir'den almışım. Balıkesir, Sivas ve Zonguldak'tan gelen ziyaretçiler de oldukça uzun vakit geçirmişler, dilerim değmiştir :)
En çok tıklanan başlıklar ; Tonton Dede/Hulusi Kentmen, Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları, Sultanım Türkan Şoray
Bu ay en çok yönlendirmeyi Google, Öteki Sinema ve Ekşi Sözlük'ten almışım.
Arama çubuğuna "Türk Sineması", "Tonton Dede" ve "Çilek" yazanlar soluğu blogda almışlar.
Çilek'le kalın esen kalın efemmm :)
Gönderen
çilek
zaman:
12:29
8
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Analiz
Haydi Sinemaya
Yeni Şafak gazetesinin sinema editörü Ali Murat Güven'in film ile ilgili yazısından bir bölüm:
"... Film, ilk aşamada askerî otoritelerden gösterim izni almasına rağmen, sonrasında Adana Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklanır.1981'de bu kez de Fransa'daki bir yarışmada “En İyi Film” seçilir. Ancak, Kıral ülkedeki sıkıyönetim liderlerinin koyduğu yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle ödülünü almaya gidemez. Yönetmen, ancak yıllar sonra Paris'e giderek kazandığı ödülü teslim alabilecektir.
Bu sırada, yaşanan talihsizliklere bir yenisi daha eklenir ve “Bereketli Topraklar”ın master negatif bobinleri muhafaza edildikleri depodan çalınır. Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere yıllarca ulaşabildiği her yerde filmini arayan Erden Kıral'ın bütün bu çabaları sonuçsuz kalır. Fakat, aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra, filmin negatiflerinin İsviçre'de bir stüdyoda olduğunu haber alan bir yakını sayesinde filmin izi nihayet bulunacaktır...
... Bereketli Topraklar”ın çekim süreci de zamanında apayrı bir maceralar zincirine sahne olmuş. Çukurova'nın deltalarında gerçekleştirilen çekimler sırasında, ıslak pirinç tarlalarında çalışan ekip günlerce tuhaf böcekler tarafından ısırılmış. Daha sonra adım adım yaraya dönüşen bu ısırıklar 5-6 yıl boyunca da hiç geçmemiş.
Zorlu koşullarda yürütülen çekim sürecinde gün gelip ekibin parası bitince, seti terk eden işçilerin yerine bu kez filmin oyuncuları set işçisi olarak çalışmış. Parasızlık nedeniyle haftalıkları ödenemeyen oyuncular gitgide filmi sahiplenmiş ve bazılarının eşleri kollarındaki bilezikleri satarak çekimlerin tamamlanmasına destek olmuşlar..."
yazının tamamı
Çilek'in notu:
Yazdığı bir film eleştirisinden sonra Ekşi Sözlük'te büyük bir çoğunluğun arsızca saldırdığı bir dönemde tanıdığım çok değerli Ali Murat Güven ağabeyin , şu ana dek okuduğum hiç bir yazısından rahatsız olmadım. Kendisinin önerdiği ve izlediğim hiç bir filmden sonra "bu muymuş yani" demedim. Aksine hayal dünyama, hayata bakışıma çok güzel katkıları oldu. Sadece film eleştirileri değil, içinde bulunduğu camiada tanıklık ettiği çürümüşlüğü cesurca dile getirmesini ayrı takdir ediyorum.
İyi niyetinden gram şüphe etmediğim bu değerli yazarın, kendince oluşturduğu Yüreğimizi Delip Geçen Filmler'den haberdar olup izlemek istediğim çok sayıda film var.
Nostaljik Türk Sineması blogu (Çilek'in Dünyası) , Ali Murat Güven'i , yazdıklarını, çalışmalarını, projelerini, çabasını her anlamada sahiplenecek ve destekleyecektir. Bu böyle bilinsin.
Gönderen
çilek
zaman:
11:52
3
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
01 Mayıs 2008 Perşembe
Mimlendim !
Sevgili kardeşim Romanese beni mimlemiş. Bu mim hadisesi blog camiasında sanırım " on kişiyi mimlemezsen blogun hacklenir hehehe" gibi bir etkiye sahip :)
Mevzu kitap mimi.
Çilek'in kitap mimi nasıl olur dersiniz ? Buyrun bakalım :
En çabuk biten : Galiba Ben Sanatçıyım / Müjdat Gezen
Hayal kırıklığı : Fotoğraflar Siyah Beyaz Anılar Renkli / Ülkü Erakalın
En akıcı siyasi kitap : Pas...Ya da şey... Siyasi sayılır mı ki ? Önce İnsanım Sonra Gazeteci /Emin Çölaşan
Sonuna doğru tahmin ettiğim kitap: Hatırlamıyorum
Aynı şeyleri bin defa söyleyen kitap: Hülya Koçyiğit: Film Gibi Yaşadım/ Feyzan Ersinan (Aynı şeyleri farklı yerlerde tekrar tekrar yazmışlar)
Başlayıp bitiremediğim: Otostopçunun Galaksi Rehberi /Douglas Adams
Beklemede: Zaman zaman araştırma için başvurduğum Türlerle Türk Sineması/Agah Özgüç, Aile Boyu Sinema/ Gökhan Akçura
Son okuduğum: Yeşilçam Hatırası /Mesut Kara
Okuduğum : Baba ve Piç / Elif Şafak (Güya okuyorum)
Okuyacağım : Ufukta bişey gözükmüyor şimdilik
Şöyle bir baktım da, çorba gibiymiş yahu :))
Ben kimi mimleyeyim ? Hımmm... Taylanov , Recep Hilmi veee Yaşamın Kıyısında Hanımefendi :) buyrun söz sizde. Bi dakika... Yaşamın Kıyısında mimlenmiş bile :))... değiştireyim... hımmm... Mu Haber kardeş ?
Gönderen
çilek
zaman:
00:02
9
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
29 Nisan 2008 Salı
Nane Şekeri Tadında ITIR ESEN
"Yanakları Gamzeli Bir Güzel : Sevda Aktolga" yazımız her ne kadar tekrardan ısıtılıp servis edilmiş bir yazı da olsa, oldukça ilgi gördü. Sevda için kaleme aldığım yazı sonrası, arkadaşlar gerek blogda gerek başka mecralarda Itır Esen vurgusu yaptılar.

Porselen Bebek dile gelmiş , adım " Itır Esen" demiş.
Tıpkı bir porselen bebektir gözümde Etır Esen. Uzun pırasa saçları, ortadan ayrılmış kahkülü, yemyeşil güzel gözleri, pembe dudaklarıyla bana vitrin bebeklerini hatırlatır. Çok az sayıda film çevirmiş olmasına rağmen onu tanımayan yok gibidir. Öyle de güzel bir yüze sahiptir.
Tek kanallı dönemin güzide dizisi Aşk ı Memnu’nun etkisi midir, yeşil gözlerinin büyüsü müdür, adının minti minti sakızlarına serbest çağrışım yapan ıtırlığından mıdır herkes tanır onu.
Adile Naşit’li Münir Özkul’lu filmlerin güzel cici kızıdır. 70 li yılların çıtırı, pek bir hanım, pek bir kırılgan…Bir elin parmaklarını ancak geçen filmotografisne bakalım:
- Gençlik Köprüsü ( 1974 )
- Bizim Aile( 1975 ) : Zengin ve kalpsiz babanın kızı Alev, fakir ama onurlu Melek Hanım ve Yaşar Bey'in oğulu Ferit’e (Tarık akan) aşık olur.

- Aile Şerefi ( 1976 ): Zeynep o kadar güzeldir ki züppe Oktay (Eriş Akman) ne yapsın ! Kardeşini ezdiği yetmezmiş gibi bir de zorbalıkla ona sahip olmaya çalışır.
- Liseli Kızlar ( 1977 ) : Yüzünün masumiyetini burada da kullandırmışlar Itır hanıma. Üç arkadaşın okurken ki hayalleri bambaşkadır ama hayatın onlara farklı cilveleri olacaktır. Bu film aynı zamanda Üç Kızın Hikayesi filminin tekrar çevrimi.
- Benim Gibi Sevenler ( 1977 ) :Ünlü Avara Hoon filminin bizdeki versiyonlarından biri. Ferdi Tayfur'la başrol oynadığı bu filmin bana çok gülünç gelen bir sahnesi vardır. Itır esen, adada faytona biner. Faytna bindiğinde kırmızı yünlü süeteri sökülmeye başlar. Fayton önde, Ferdi babamız arkada adayı turlarlar. Turun sonunda Ferdi Babamızın elinde bir top kırmızı yün vardır :)))
- Gülen Gözler ( 1977 ) : En sevdiğim rolü bu filmde. Hanım kızımız Nedret aşık, babası verme taraftarı değil, bizim kız da ince hastalığa tutulmuş gibi yapar. Upuzun güzel ellerini o pespembe dudaklarına götürüp "öhhö öhhö" der ve muradına erer
- Cennetin Çocukları( 1977 ) rol arkadaşı Ahmet Sezerel’ dir. Tarık Akan’dan ziyade ikisinin daha çok yakıştığını düşünmüşümdür hep. Üniversiteli iki gencin aşkı anlatılır filmde, her izlediğimde okul yıllarıma dönesim gelir.
-Rezil ( 1978 )
ve tv dizileri Aşk-ı Memnu, Yeditepe İstanbul , Aliye, Çemberimde Gül Oya, Alanya Almanya, Yeniden Çalıkuşu, Arka Sokaklar, Ahh İstanbul, Sis ve Gece, Sınav, Pertev Bey'in Üç Kızı, Kuzey Rüzgârı.
Meraklısına kısa notlar; Itır Esen, ünlü dublaj sanatçısı Hayri Esen'in kızıdır. Ayrıca Yavuz Turgul ile olan evliliğinden iki çocuğu bulunmaktadır.
Ben de az önce öğrendim; kendisi aynı zamanda senaryo yazıyormuş. Aşk Eski Bir Yalan adlı 2007 yapımı filmin senaryosu ona ait.
Gönderen
çilek
zaman:
21:48
5
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
23 Nisan 2008 Çarşamba
23 Nisan Kutlu Olsun :)))
Gönderen
çilek
zaman:
11:54
1 yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
22 Nisan 2008 Salı
ŞEPKEMİN ALTINDAYIM
Gönderen
çilek
zaman:
12:38
2
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 60 lar, Sinematik, Öztürk Serengil
20 Nisan 2008 Pazar
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 11

Fotoğraftakiler; Yasemin (Hülya Koçyiğit), Gırgır Ali (Cüneyt Arkın) ve köpek Çarşaf.
Sene 1977. Filmimiz İSTASYON. Şerif Gören'in yönettiği filmin senaryosu Bülent Oran'a ait.
Gırgır Ali, hayatı gırgıra alan, Oğuz Aral ustanın Gırgır'ını elinden düşürmeyen, köpeğinin adı da Çarşaf olan bir ademoğlu. Bir gün , kabadayı Palandöken'den (Erol Taş) ilgin bir teklif alır. Ünlü şarkıcı Yasemin'i kaçıracaktır. Karşılığında Yasemin'in her bir santimetresine karşılık 1000 lira para alacaktır. Parasına değil de gırgırına kaçıracaktır aslında Ali, Yasemin'i.Buradan da öğreniyoruz ki Yasemin'in boyu 1,72 cm'dir :)
Kaçırır... Gırgırına :)
Bir eli yağda bir eli balda , şımarık Yasemin, Gırgır Ali'nin yanında hayatın bambaşka yönlerini keşfeder. Bakkalda ekmek kaç paradır mesela? Balık ekmeğin tadı ne nefistir. Sahanda yumurta nasıl yapılır?
Sosyete mensubu iki genç kaçırırlar hatta, gırgırına :)
Çok hoş espirilerin geçtiği film bri yönüyle de dramatiktir. Yukarıdaki kare, filmin son sahnelerinden biri.
Gönderen
çilek
zaman:
20:44
2
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 70 ler, Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Nostaljik Fotoğraflar
17 Nisan 2008 Perşembe
Beni Beklerim Blog Yerinde
Rahmetli Hüseyin Baradan abimiz... Kötü adam, sevimli adam... Bıyıkları ile karizmatik adam. Fırsatınız olur ise, kendisinin yazdığı "Bu Gözler Neler Gördü" kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Gönderen
çilek
zaman:
10:04
11
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
08 Nisan 2008 Salı
Yanakları Gamzeli Bir Güzel : SEVDA AKTOLGA
Gönderen
çilek
zaman:
20:22
5
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Portre
07 Nisan 2008 Pazartesi
Sevdiğim Replikler - 10
Ekşi Sözlük'te bir başlık vardır çay demlemek ile ilgili. Nice sözlükçü fikrini paylaşmadığı, saçma bulduğu ve "abicim saçmalamayı bırak başka işin yok mu senin yaw" demek için sürekli bu başlığı (bkz:) verir.
Ucundan azcık edepsiz de o yüzden yazmıyorum buraya (söylemiyorum demedim, yazmıyorum dedim :)) Ama bu cümlenin şöyle adaba uygun halini yazayım size
- Lütfen gidip bir çay demler misin ?
veya
- Hadi canım git bir çay koy da içelim !
gibi :))
şimdi ... sevdiğim repliklere neden bu girizgâhı yaptım ona geliyorum. Geçenlerde 1967 yapımı İlk Aşkım filmini izliyorum. Başrollerde Ediz Hun (Nihat), Figen Say (Selma) ve Pervin Par (Leyla). Bir kaç filmde daha görmüş olduğumuz bir olay var burada da... İki kız kardeş; üveyler. Abla olan aşifte, küçük ise namuslu görgülü... hanıııım. Bu küçük, yine kendisi gibi namuslu, ekmeğini taştan çıkaran şoför Nihat ile mektup arkadaşıdır. Uzun yazışmalardan sonra yüz yüze tanışmaya karar veriyorlar. Ama aşifte abla, kızkardeşinin yerine buluşmaya gidiyor, sonunda abla ile şoför evleniyorlar. Hatırladınız değil mi konuyu... Benzer konulu bir Filiz Akın filmi de vardır da adını unuttum.
Neyse efendim... filmin bir yerinde küçük kardeş Selma, ablası Leyla'yı hal dilince uyarmaya çalışıyor, yanlış yoldasın, kendine çeki düzen ver demeye getiriyor lafı. Abla şöyle cevaplıyor kardeşini :
- Hööf uzatma kes... Git çay pişir hadi !
ahah... ya eskiden sözlük okuduğum için mi bana çok komik geldi bilmiyorum ama epey bir güldüm. Hem dikkat ettiniz mi, eskiden çay demlenmiyormuş, pişiriliyormuş iyi mi !?
Gönderen
çilek
zaman:
20:56
3
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
06 Nisan 2008 Pazar
Çilek Analiz / Mart 2008
Nostaljik Türk Sineması blogunu, göbek adı ile Çilek'in Dünyası'nı kimler nerelerden ziyaret etmişler ? Bundan böyle her ay bu küçük analizi sizinle paylaşmak istiyorum :)
Aylardır analizlere bakıyorum da geçtiğimiz ay başlangıç noktamız olsun...
Buyuralım bakalım...
Mart ayında 37 ülkeden 2971 ziyaret almışız...
Bu ülkelerin başında elbetteki Türkiye geliyor. Onu takip eden ilk üç ülke ise Almanya, Hollanda ve Avusturalya...
Almanya'dan sadık okuyucularım var, özellikle Berlin'den. Ürdün'den de sadık bir okuyucu veya okuyucularım var ki her ay düzenli görüyorum. Hiç sesinizi çıkarmasanız da, dünyanın öbür ucuna kadar ulaşabildiğimi görmek çok güzel.
Memleketimden en çok ziyareti İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Kayseri'den alıyorum. Kayseri fiksdir mesela. Gaziantep ve Sivas da öyle.
En çok tıklanan başlıklarım ; blogun ilk yazısı, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, Çocuk Yıldızlar , Sultanım Türkan Şoray ile Malkoçoğlu Forever.
Arama motorunda sıklıkla aranan ilk beş kelime/cümle şöyle ; çilek, türk sineması, nostaljik, nostaljik türk sineması, sema özcan.
En popüler ilk beş trafik kaynağım mart ayında şöyle olmuş: Google, direkt, Öteki Sinema, Sinematik ve Taylanov.
Bütün ziyaretçilere teşekkür ediyorum. Ara sıra ses edin olmaz mı :) Varlığınızı biliyorum, fikrinizi de bileyim.
Şuradan : cilekindunyasi@gmail.com
Gönderen
çilek
zaman:
17:40
24
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Analiz
05 Nisan 2008 Cumartesi
Rüzgâr
Yönetmenliğini Cüneyt Arkın'ın yaptığı , senaryosu Safa Önal imzalı bir film Rüzgâr. 1980 yapımı renkli filmin başrol oyuncuları Cüneyit abimizle Emel Sayın.
Gerek filmdeki şarkıları gerek replikleri şahane bu filme her rastladığımda ilgiyle izlerim.
Zamanında iyilik yaptığı bir adamın onu oyuna getirip hapse attırmasıyla intikam yemini eden kabadayı Davut'un öyküsüne şahit oluruz. Davut aradan yıllar geçip hapisten çıktığında ilk işi onun yıllarını çalan Bekir'i (Orhan Alkan) bulmaktır. Bekir aradan geçen yıllarda malına mal katmış, üstelik de memleketin en ünlü şarkıcısı Emel Mayın'la (!) evlenmiştir.
Davut bir kedi, Bekir bir fare... İlk önce kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacakır Davut . Sonra piskolojik baskı yapacaktır.
Bir sahnesine biterim; Bekir, Davut'un korkusuna yurt dışına kaçmaya karar verir. Havaalanına vardığında Davut'la karşılaşırlar. İsyan eder :
- Artık yeter... bitsin ! Geceleri kan işiyorum korkumdan.
Davut o kadar vakurdur ki, suratındaki betonumsu ifadeyi bozmadan aynen şöyle der:
- Kes ! Evine dön çabuk !
Ve Bekir tıpış tıpış evine döner.
Filmin ilerleyen bölümlerinde Davut, Bekir'i can evinden vurmak için karısnı dağa kaldırır. ama bilmez ki Bekir o derece kansız herifin tekidir. Oysa ki karısı öncesinde kocasını rahat bıraksın diye Davut'u ziyarete gitmiştir. Orada onu silahla yaralayınca hapse girer, o çok sevdiği kocası onu bir çıtırla aldatarak üstelik de bütün mal varlığını da alarak yurt dışına kaçar.
Filmimiz Davut'un Emel'i dağa kaçırmasıyla sürüyor. Kuş tüyü yataklarda yatmaya alışmış Emel'i dağ başında zorlu günler beklemektedir.
Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz sahnenin bir de öyküsü var. Cüneyt Arkın'ın "Adını Unutan Adam" adlı kitabından öğrendiğime göre, Emel'in dağa kaçırılma sahnesinde Emel çok hırpalanmış. Filmin yapımcısı Abdurrahman Keskiner, Emel Sayın'ın filmi yarım bırakabileceğini söyler, bu yüzden onun da gönlünü edecek ek bir sahne yazmasını ister Cüneyt Arkın'dan. Arkın hay hay der . İstek üzerine yazılan bu sahnede , Arkın kapıdan içeri girince Sayın ona elindeki sopa ile saldıracak ve eline yüzüne vuracaktır. Ne de olsa sopa , kartondan yapılma, acıtmayan bir sopadır !
Sahne başlar, Arkın içeri girer. Sayın sopayı sallar. Ama o ne ? Acıtmayan sopa gitmiş yerine sahici sopa gelmiştir. Allah yarattı demeden sallar sopayı ve Cüneyt Arkın ciddi ciddi dayak yer.
Arkın'ın yazdığına göre bu filmden sonra Emel Sayın'la tekrar kamera karşısına geçememişlerdir :))
Emel Sayın'ın filmde seslendiriği şarkılar ; filme adını veren Rüzgâr, Gülünce Gözlerinin İçi Gülüyor...
Çok da güzel şarkıdır ha.
Dağda elinde çamaşır sepeti, ayaklarında çizmeleri ile bir "Gideceğin yere beni de götür, sorana başımın belası dersin" şarkısını söyleyişi var ki evlere şenlik :)
Son bir ayrıntı ; onu da sinematurk'daki yorumlardan birinden öğrendim , filmin sonundaki dövüş sahnesinde çalan müzik Star Wars'ın müziği imiş :))
Gönderen
çilek
zaman:
18:47
6
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 80 ler, Cüneyt Arkın, Emel Sayın
03 Nisan 2008 Perşembe
Yeşilçam'lı Bilmece
Gönderen
çilek
zaman:
22:33
17
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
02 Nisan 2008 Çarşamba
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 10

Yok... şarkının başını hatırlayamıyorum. Hatırladığım kısmı şöyle:
Kimin kimin gelinisin ?
Kimin kimin gelinisin sen ?
Şarkı diyorum... bu filmdeki... bu kardeki şarkının sözlerinin bir kısmı böyleydi işte.
Gelin Çiçeği (1971). En sevdiğim Türkan Şoray filmlerinden birisi. Başrollerde Sultan ve Kartal Tibet. Fotoğraftakiler soldan sağa ; Selçuk Ural, arkada Uğur Kıvılcım, Türkâncım, en sağda Semih Sezerli.
Filmin müziklerini Selçuk Ural ve Metin Bükey birlikte yapmışlar. Türk filmlerinin meşhur orkestrası ; Metin bükey Orkestrası :)
Yönetmen Nejat Saydam, senaryosuna da katkıda bulunmuş Vural Pakel'le birlikte kaleme almışlar.
Renkli bir filmden siyah beyaz bir kare, ne kadar da bildik aslında; Sultanımın salınışına bakın :)
Konusu kısaca şöyle : Türkan Şoray köylük bir yerde üç tane zebellah gibi ağbinin gözetiminde yaşamaktadır. Onu çelimsiz, hım hım bir adamla evlendirirler. Telli duvaklı gelin olan Arzu (T.Şoray) zifaf gecesi yanlışlıkla aynı otelde kalan bir başkasının (Kartal Tibet) odasına girer. ağabeyleri odayı basarlar ve delikanlıyı bu taze gelinle nikahlanmaya zorlarlar. El mahkum evlenir adam. Ama bu köylü kızını yanına yakıştıramıyordur bir türlü, üstelik sosyetik bir sevgilisi vardır onun.
Film bu tema üzerine sürer ve köylü kızı alımlı bir şehirli kadınına dönüşürken onu beğenmeyen adamın yüreğine inmeyi de başarır.
Olsa da izlesek yaaa :)
Gönderen
çilek
zaman:
17:39
3
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: Kartal Tibet, Nostaljik Fotoğraflar, Türkan Şoray
01 Nisan 2008 Salı
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 8
Erler Film sunar diyor bakın. Küçük Beyefendi 1962 yapımı , yönetmenliğini Türker İnanoğlu'nun yaptığı bir film. Senaryosunu Fuat Özlüer ve Safa Önal birlikte yazmışlar. Bir "Küçük" furyası almış başını gidiyor o yıllarda; Küçük Bey, Küçük Hanımın Kısmeti, Küçük Bey'in Kısmeti, Küçük Hanımefendi , Küçük Hanım... Aradan yirmi sene geçtiğinde yine bir "Küçük" furyası kasıp kavuracak Yeşilçam'ı ama bu fotoğraftaki naiflik olmayacak maalesef.
Fatma Girik'in 20, Göksel Arsoy'un 25 yaşında rol aldıkları bu filmin konusu fakir genç ile zengin kızın aşkını anlatıyormuş. Henüz izleme zevkine eremedim.
Kare oldukça kısıtlı bir alanı barındırıyor, arabayı bütün olarak görmek isterdim. Chevrolet veya İmpala olmalı. Sokaklar boş, arkada modern binalar. Neresi olabilir burası ? Göksel Arsoy'un saçları uçuştuğuna göre esintili İzmir olabilir mi ne dersiniz?!
Ya Fatma'nın şapksına ne demeli, hasırdan sanki değil mi?
Ve ayrıca arabanın kapısına yansıyan görüntülere odaklanın iyice... film ekibini göreceksiniz :) ve hatta meraklı kalabalığı :))
Gönderen
çilek
zaman:
21:50
2
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 60 lar, Fatma Girik, Göksel Arsoy, Nostaljik Fotoğraflar
30 Mart 2008 Pazar
Sevdiğim Replikler - 9
Filiz Akın'ın Şehbal, Kartal Tibet'in Mübin ve Önder Somer'in de Selman rolünde oynadığı 1963 yapımı Aşka Tövbe filmi vardır. Filmin son sahnesinde Selman ve Şehbal tren garındalar, az sonra hareket edecek ve kendilerine yeni bir hayat kuracaklardır. Zira nişanlıdırlar. Lâkin Şehbal'in gönlü Mübin'dedir. Selman'ı mecbur kaldığı için kabul etmiştir. Neyse efendim uzatmayalım; tam trene bineceklerken Mübin çıkagelir ve sinemamızının kötü adamı olarak tanıdığımız Önder abimiz bu ulvi aşkın arasına giren kara kedi olmaktan vazgeçer. Mutluluk sizin hakkınız diyerek trenden iner... onun yerine Mübin biner:))) Yahu gülüm abim benim... adamı trene bindirdin iyi de... onun işi ne orada, dimi ama :)
İşte replik olarak alıntılayacağım pasaj da benzer temaya sahip bir son sahne. Filmimizin adı Aşk Bu Değil . 1969 yapımı. Başrollerde Sema Özcan, Murat Soydan ve Turgut Özatay oynuyor. Biraz ön bilgi vermez isem, replik sizin içn pek birşey ifade etmeyecek. O yüzden az daha dişinizi sıkın rica edeceğim :)
Selma ve Nihat birbirini seven iki genç aşıktır. Nihat'ın yasa dışı işleri vardır Selma'ya bahsetmediği. Bir gün iş üstündeyken yakalanır ve hapse girer. Selma'cığa haber veremez tabi. Oysa ki Selmacık karnında Nihat'ın çoçuğunu taşımaktadır. Nihat dönmeyince intihar etmeye karar verir, başarısız olur ama bu arada çocuğunu da kaybeder. Nihat hapiste yata dursun, ünlü gazinocu Orhan, ruh hastalıkları hastanesinin bahçesinde şarkı söyleyen Selma'nın önce sesine sonra ise kendisine bayılır... Sanırım gerisini anladınız. İşte son sahnemizde Selma ve Orhan nikah masasına oturmuşlardır. Nihat çıkagelir ! Ta taaamm...
O ana dek Nihat'ın Selma'dan uzak durması için elinden gelen her türlü çabayı gösteren Orhan, aynı bizim Selman gibi imana gelir, kolundaki tazecik gelini Nihat'a sunarken şöyle der:
- Bu saadet sana ait !
İşte bu :)))
Durun daha bitmedi. Nihat'ı başlarında çete reisi olarak tutmak isteyen iki kötü adamımız da lafa karışırlar:
- Ne anladım şimdi bu işten?
- Patronu (Nihat'ı) kaybettik. Artık onu aramıza kimseler döndüremez !
- Acaba bizim için daha mı hayırlı oldu !?
ahahah... müthiş ya müthiş...
Gönderen
çilek
zaman:
20:43
5
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 60 lar, Filiz Akın, Kartal Tibet, Murat Soydan, Replik, Sema Özcan, Turgut Özatay, Önder Somer
25 Mart 2008 Salı
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları- 7
Gönderen
çilek
zaman:
17:48
5
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler: 60 lar, Nostaljik Fotoğraflar







