Nostaljik Fotoğraflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nostaljik Fotoğraflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2009

Bir Fotoğraf Karesini Okumak

Blogu takip edener bilirler, zaman zaman NOSTALJİK YEŞİLÇAM FOTOĞRAFLARI adı altında sinemamızın gerek kamera önü gerek arkasına ait karelerinden örnekler veriyor, hangi yıla , filme aittir , kimdir o karedekiler, o sırada kaç yaşlarındadırlar, o anda ne olmuş da ne konuşmuşlardır diye kendimce bir mizansen oluşturarak bilgi vermeye çalışırım.


Yeni Şafak gazetesi sinema sayfası editörü ağabeyim Ali Murat Güven de bir tanecik fotoğraf karesinden yola çıkarak benim gibi açlar için doyurucu bir yazı kaleme almış, bir anlamda da işi öğretmiş :)

Neden paçasına yapışıp kendisini takip ettiğimi anlıyor musunuz şimdi :)


İşte o fotoğraf karesi ve o yazı...

TEK BİR FOTOĞRAF KARESİ ÜZERİNDEN TÜRK SİNEMASININ 95 YILLIK TARİHİ


Yanımda yöremde sıkça bulunan meslektaş ve dostlarımın pek iyi bildiği üzere, benim sinema sevdamın önemli bir bölümünü “sinema arkeolojisi” ve bu alandaki koleksiyonculuk tutkusu kaplıyor. Söz konusu tutkunun doğal bir sonucu olarak da yaşadığım ve çalıştığım mekânlar artık oraya buraya sığdırmakta güçlük çektiğim geniş bir görsel arşivle kaplanmış durumda…


Bayramın hemen öncesinde, elime yine bu türden ilginç bir arşiv malzemesi geçti. Türk sinemasına ilişkin hatıra eşyalarının satıldığı bir internet sitesinde, diğer yüzlerce ıvır zıvırla birlikte, küçük bir bedel karşılığında satışa sunulmuştu bu siyah-beyaz fotoğraf karesi… Ancak, onun diğerlerinden farkı, film tanıtan bir lobi kart değil, doğrudan doğruya kamera arkasından nadir bir kare olmasıydı.


Üzerinde doğru düzgün açıklayıcı metinler bulunmayan böylesi belgeleri ele geçirdiğinizde, fotoğraftaki tanıdık simâlardan hareketle titiz bir arşiv taraması yapmanız gerekiyor. Ben de aynen öyle yaptım ve arkasında yalnızca “Filme başlanması vesilesiyle adak kesiyorlar” yazan bu fotoğrafta ilk anda gözüme çarpan iki efsanevî yıldız, Tamer Yiğit ve Belgin Doruk’tan hareketle, söz konusu karenin 1964 yapımı Metin Erksan filmi “Suçlular Aramızda”nın setinde çekilmiş olduğu sonucuna ulaştım. Nitekim, kamera ekibine mensup diğer iki kişinin, dönemin ünlü görüntü yönetmeni Mengü Yeğin ve asistanı Tosun Bayri olduğunu benden daha kıdemli sinema kurtlarına teyit ettirince, bulmacanın eksik kalan parçaları da tamamlanmış oldu.


Gittigidiyor.com sitesinde satışa sunulan, Türk sinema tarihine ait binlerce siyah-beyaz ve renkli fotoğraftan yalnızca biriydi bu… Yani, en yüzeysel tanımıyla ticarî bir “mal”dan söz ediyoruz. Ancak bakınız, aynı kare, onu biraz daha yakından inceleyince bizlere neler neler anlatıyor:


Yıl 1964… Türk sinemasının hem sayısal açıdan, hem de kalite olarak büyük bir patlama yaptığı, birbiri ardına pek çok önemli filmin çekildiği hareketli bir dönem…


Filmin yönetmeni Metin Erksan… Ki kendisi -bırakın şimdileri- daha o günlerde bile, henüz bir-iki yıl öncesinde çektiği “Yılanların Öcü”, “Acı Hayat” ve “Susuz Yaz” gibi başyapıtlarla ortalığı birbirine katmış, özellikle sonuncusuyla Berlin’den “Altın Ayı” alarak dönmüş, sektördeki herkesin önünde ceketini iliklediği karizmatik bir isim…


Çekilen film, burjuvazinin ikiyüzlülüğünü, kendi içindeki kokuşmuşluğunu son derece başarılı bir Erksan senaryosu eşliğinde anlatan ve sonradan yönetmenin de en saygın çalışmaları arasına girecek olan “Suçlular Aramızda”


Filmin başrollerinde Ekrem Bora, Belgin Doruk, Tamer Yiğit, Leyla Sayar ve Atıf Kaptan gibi, o tarihlerde şöhretinin zirvesinde yıldızlar yer alıyor.

Yapımcı deseniz, yine o dönemin en baba şirketlerinden Birsel Film; Özdemir Birsel, Nüzhet Birsel ve Saltuk Kaplangı üçlüsü…


Yani, görünüşte her şey dört dörtlük… “Merdivenaltı bir prodüksiyon”la değil, o yılların koşullarında “en ağır ağabey ve ablalar”ın imzasını taşıyan çok önemli bir setten yansımalar içeriyor bu siyah-beyaz, soluk kare…


Şimdi biraz daha “zoom” yapalım aynı fotoğrafa…


Türk sinemasının gelmiş geçmiş en popüler yıldızlarından biri olan, zarafet timsali “Küçük Hanımefendi” Belgin Doruk, güneşin altında, ne kendine ait bir oyuncu sandalyesi, ne de basit bir kafeterya şemsiyesi olmaksızın, toz toprak içindeki bir ortamda duvarın üzerine oturtulmuş, çekimin başlamasını bekliyor. Üstelik, filmde giydiği kostüm üzerinde olduğu bir hâlde… Onun bir bahçe duvarının üzerinde öylece sırasını beklediği yıllarda, Hollywood’da topu topu dört cümlelik bir rolü olan yaşlı bir karakter aktristi bile kendisine tahsis edilmiş özel bir karavan olmazsa asla sete gelmezdi. Ki aynı yıldız oyuncu kuralları günümüzün batı sinemasında eskisinden çok daha katı bir biçimde geçerli…


Ön planda ise yakışıklı aktör Tamer Yiğit, filmin görüntü yönetmeni Mengü Yeğin ile birlikte -çekimlerin başlaması şerefine- “horoz” kesiyor. Parmağını hayvana doğru uzattığına bakılırsa, biraz sonra da kanını alnına sürecek. Dikkat ediniz; yapımcısı, yönetmeni ve oyuncularıyla “yıldızlar geçidi” görünümündeki bir filme başlanırken kesilen adak, bir adet “horoz”… Muhtemelen bu “adağın” parası da prodüksiyon âmirinden değil, ya Yiğit’in kendisinden ya da set ekibindeki diğer bir sanatçıdan çıkmıştır.

Aynı şekilde, onun da bu horozun kanını alnına sürdüğü günlerde Hollywood’da en sıradan filmin çekimleri bile görkemli partiler eşliğinde başlardı.


Son olarak “kamera cephesi”ne odaklandığımızda, orada da ahşap tripotlu ve küçük magazinli alelâde bir cihaz görüyoruz. Ortada ne ekstra bir objektif koruyucusu, ne de görüntü yönetmeninin üstüne çıkıp rahatça çalışabileceği özel bir zemin var. Ortamın yegâne aksesuarı, kamerayı tozdan uzak tutmak için üzerine atılmış siyah bir bez… Batılı meslektaşlarının dev magazinli, bir defada 12 dakikalık film çekebilen, ön kısmı boru gibi özel lenslerle donatılmış “Panavision”larla, “Mitchell”lerle çalıştıkları bir zaman diliminde, Erksan ve ekibi en iyi filmlerini işte bu portatif kameralarla, televizyon haberciliği gibi günübirlik işlerde kullanılan düşük modelli “Arri”lerle çekiyorlardı.


Sonuç olarak, sette, o setin yönetmeni, oyuncuları ve teknik ekibini yüceltecek, kendilerini “özel ve ayrıcalıklı” hissetmelerini sağlayacak hiç bir şey bulunmuyor. Ne bir karavan, ne bir güneşlik, ne adlarının yazılı olduğu sandalyeler, ne de ekibin iştahını açacak türden yüksek bir teknoloji gösterisi...


Bırakın bunları, ortada -iddialı bir filme başlamanın şerefine getirilmiş- şöyle en cılızından bir “adak koyunu” bile yok! 1960’larda toplumun üzerinde fırtına gibi estirilen “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” yönündeki o güçlü propagandaya karşın, kültürel kökleriyle bağlarını bütün bütün de koparmak istemeyen bir grup inançlı sinemacı yeni bir projeye başlamadan önce Yaratıcı’larına küçük bir “şükran gösterisi”nde bulunmak istiyorlar; ancak o an ceplerinde bulunan para muhtemelen yalnızca horoz kesmeye yetiyor. Onlar da “Gerçi caiz değil, ama hiç yoktan iyidir” diyerek kameranın yanıbaşında alelacele kurban ediyorlar horozu…


Koleksiyonculuk işte bu yüzden güzel bir merak… Bazen elinize geçen bir afiş, bir lobi kartı, bir kamera arkası fotoğrafı size yüzlerce sayfalık kitaplardan çok daha fazla şey anlatıyor. Tıpkı Yeşilçam’ın 95 yıllık çileli tarihinin özetini sunan bu fotoğrafta olduğu gibi…



06 Aralık 2009 tarihli yazının Yeni Şafak Gazetesi Sinema Sayfasındaki linki için tıklayın

2 Aralık 2009

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -16



Can Mustafa (1960) "Asuman" rolünde Muhterem Nur (28) ve "Afitap" rolündeki Leyla Sayar (20)




Gariban (1966) İkisi de rahmetli olmuş iki sanatçı; "Gariban Ali" rolünde Sadri Alışık (41) ve "Ekrem"rolünde Orhan Günşiray (38)






Yine Sadri baba :) 1973 yapımı Tatlım'da "Alev" rolündeki Hale Soygazi'yi yakın markaja almış ferit rolünde .




Bir Yudum Sevgi (1984) Öyle güzel bir film ki bu, aradan yıllar geçti ben hâlâ karısı tarafından terkedilen Cuma'dan mı (Macit Koper) yoksa, tek aradıkları bir yudumcuk sevgi olan ama kavuştuklarında önceki evliliklerinden farklı bir şey bulamayan Cemal ve Aygül'den yana mı olayım karar veremedim.

Beni en etkileyen sahnelerden biri de Aygül'ün kocası Cuma'ya ağzın kokuyor dedikten sonra, Cuma'nın gidip sabunla dişlerini fırçalamasıydı. Öyle de kalmış aklımda canlı kanlı.

Hale Soygazi 34, Kadir İnanır 35 yaşındalar.

5 Ekim 2009

Otomobil Uçar Gider VEYA Bas Gaza Aşkım Bas Gaza !

Merhabaaaa :)

Yaz aylarını aylaklık ve temebellikle geçiren Çilek Hanım, blog okuyucularının dürtüklemesi ile güzellik uykusundan uyanmaya karar verdi.

Farkındayım çok boşladım blogumu lakin , aylaklığıma eşlik eden yılgınlık ve az buçuk sağlık problemlerinden ötürü, elim birşeyler yazmaya varmadı bir türlü, sürekli takip eden okuyuculardan özür dilerim.

Geçenlerde posta kutuma hoşbir ileti geldi. İletinin sahibi Serkan Okay bey, eski olan herşeye tıpkı benim gibi özlem duyduğunu belirttikten sonra , bir başka alanda; klasik otomobiller ile ilgili bir site (KlasikOto) yönettiğinden bahsetmiş.

Bahsetmekle kalmamış ve Yeşilçam'da klasik otomobillerin yer aldığı filmlerden yakalanmış bazı kareleri de göndermiş. Blogdan arada sırada araklama yapacağını ifade ettiğinden, kaynak belirtmek kaydı ile dilediği kadar araklama yapabileciğini (:P) söylemiştim. Sağolsun kendisi benim gibi kılkuyrukluk yaparak yaklaşmamış konuya , fotoğrafları kaynakbelirtmeden de dilediğinizce kullanabilirsiniz demiş:)

Utandım mı peki? Yuuoooo :)

İşte mesaj kutuma düşen ve beni taaa nerelere götüren otomobil konseptli Yeşilçam kareleri. Ki...ki otomobilin ne marka olduğunu de iliştirivermiş Serkan Bey, sağolsun varolsun :) Klasik Oto sitesinde sizi daha ne fotolar bekliyor ne fotolar, onu da söyleyeyim:)







Cüneyt Arkın , Selda Alkor ve Pontiac.






Ayhan Işık, kendine ait 1956 model Buick otomobilinin başında





Kartal Tibet , Mercury'e binerken.






1957 model Chevrolet... Altın Çocuk Göksel Arsoy esas kıza ya aşkını ya da nefretini Kız Kulesi fonunda itiraf ederken.





1959 model Plymouth . Tahminim o ki; kare 1963 yapımı Maceralar Kralı filminden, janti şoför Ayhan Işık.






1959 model Ford Convertible... Üstü açılıp kapanıyor vaaooov :) filmi çıkaramadım, şoför koltuğunda Ayhan Işık abimiz :)






1955 model Belair Convertible... Küçük hanımefendi serisi filmlerinden biri... Önde Ayhan Işık, Belgin Doruk ve seçebildiğim kadarı ile Hulusi Kentmen :)





1958 model Chevrolet Belair... Muhtemel arabadakiler de Filiz Akın, Ediz Hun ve İlker İnanoğlu. Şimdi dikkatimi çekti, bu film 1971 yapımı . 13 yaşındaki arabayla son moda film çekmişler iyi mi?







1958 model Chevrolet Belair... filmde şey, Ayşeciğin Sevgili Babam filmi... karede görülen rahmetli İhsan Yüce... hani başındaki şapkasını kapıp şaka yapıyorlardı ona.







1960 model Chevrolet Belair ... Sadri babanın sandalda bulduğu minik bebeğin karnını kuru fasulye pilav ile doyurmaya çalıştığı güzelim Afacan filminden bir kare :)

10 Eylül 2009

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları- 17




27 yaşındaki Türkân Şoray, 34 yaşındaki Kartal Tibet ve 32 yaşındaki Murat Soydan, o dönem çok ses getiren, 1972 yapımı Zulüm filminin setinde kol kola girerek bu pozu vermişler.

Birbirlerine tanıştıkları gün aşık olup aynı gün nişanlanan Ayla ve Tarık'ın kaderi ,Tarık'ın bir uçak kazasında tek elini kaybetmesiyle tümüyle değişir. Tarık, Ayla'dan kaçtıkça bambaşka bir şekilde Ayla ile yan yana gelecektir; onların aşkından bihaber ağabey Kerim (Murat Soydan) de Ayla'ya abayı yakar. Gazino patronu Kerim, bütün ihtişamına, gücüne rağmen Ayla'nın kalbini fethedemez, iki erkeğin kardeş olduklarını anlayan Ayla ise ne yapacağını bilmez haldedir. Sonunda Tarık'ın ondan kaçmasına sebep olan engeli, Ayla'nın seve seve bir elini feda etmesine neden olacaktır.

Yani ne anlıyoruz, aşk, organlarımızdan üstündür :)

Uzun lafın kısası, çok güzel bir film, Nesrin Sipahi'nin sesinden duyduğumuz çok güzel bir şarkıya da sahip, Filmde Sultan'ın giydiği sarı kostüm o dönemin parası ile epey paraymış; ki Sultan her filminde giydiği kıyafetleri kendisi temin edermiş.

Filmin kötü karakterini canlandıran Murat Soydan, geçirdiği kalp rahatsızlığından dolayı yoğun bakımda tutuluyor şu an, kendisine ve bu vesile ile aynı zamanda usta yönetmen Halit Refiğ'e Allah'tan acil şifalar diliyorum.



15 Eylül 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 15

Efendiiim... Mazinin tozlu mu tozlu raflarından birinde bu set fotoğrafına rastlamıştım epey zaman önce. Bugün acaba hangi fotoğrafı bulsam da hafızamı yoklayıp kim kimdir diye çıkarsam diye bakınırken yine bu foto ile karşılaşınca, biraz arşiv taraması yapmanın vakti geldi geçti dedim içimden.

Baktabul.com adlı forumdan kopyaladığım bu fotoğrafın hangi film setine ait olduğu internetteki herhangi bir kaynakta geçmiyor. Ama şimdi geçecek :)

İlk önce Fatma Girik'in o gencecik halinden yola çıkarak sinemadaki ilk rollerinden biri olduğunu düşündüm. Sonra baktım orada Baki Tamer de var... İkisinin birikte rol aldığı filmleri taramaya başladım ve bingo... Turgut Özatay'ı da görünce iyice emin oldum. Evet açıklıyorum : Bu fotoğraf, 1958 yapımı MURADA ERECEĞİZ filmine ait. Senaryosu Orhan Elmas'a ait filmi Memduh Ün yönetmiş.

Şimdi gelelim, fotoğraftan benim çıkarabildiklerime:
En alt sırada sağ başta TURGUT ÖZATAY... Orta sıra sağ başta GÖNÜL BAYHAN, FATMA GİRİK, MEMDUH ÜN, ERSUN KAZANÇEL, üst sıra sağ başta BAKİ TAMER, AHMET TARIK TEKÇE

Karede yer alan diğer isismler için katkılarınızı bekliyorum. Tahminim kimisinin teknik ekipten kişiler olduğu. Murat Çelenligil ağabeyimize selam ediyorum bu konuda ki, bilse bilse ancak o bilir :)

Notcuk: Araştırma yaparken Gönül Bayhan ile ilgili de şöyle bir haber çarptı gözüme

2 Eylül 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -14


Hürriyet foto galerisinde rastladım bu fotoğrafa. Hey gidi günler dedim... hey hey... Bir Hababam serisinden sonra mı çekilmiştir bu foto, yoksa dostlar bir araya gelip iki lafın belini mi kırmak istemişlerdir, orasını biz bilemeyeceğiz. Tahminim, karede Tarık Akan'ı da gördüğüm için Hababam sınıfı yılları, yani 1974-76 tarihleri. Zira Gül Sunal (Kemal Sunal'ın eşi) dışında hepsi Habababam ile hemhâl :)

Soldan sağa üst sıra : Güdük Necmi Halit Akçatepe
Damat Ferit Tarık Akan
Yardımcı yönetmen Kartal Tibet
oturanlar: Gül Sunal, İnek Şaban Kemal Sunal, Hafize Ana Adile Naşit ve ünlü müfettişimiz Hüseyin Şevki Topuz Ergin Orbey...

Kalanlara selam olsun ne diyelim...

18 Ağustos 2008

Gülşah Küçük Anne


akşam oldu eve gidemedim
boyacı sipor yuuuhhh
golleri yemiş
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
şu fasulye on beşe çıktı
şu fasulye on beşe çıktı
hem kaynatır
hem oynatır
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
1976 yapımı Gülşah Küçük Anne filminde böyle söylüyordu Gülşah Soydan...bilmem sözlerini doğru hatırlayabildim mi ?
Sülale gücü ile bir voltran oluşturulmuş ve bu film ortaya çıkmış diyorum. Baba pişirmiş, anne yemiş, kızı da "hani bana hani bana" demiş... Yapımcılığını Hülya Koçyiğit'in eşi Selim Soydan'ın Gülşah Film adına üstlendiği filmin başrol oyuncuları elbette ki Hülya Koçyiğit ve Gülşah Soydan.
Gülşah Film'in yapımları arasında İşte Hayat, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, İstasyon, İbo ile Güllüşah, Şark Bülbülü, İyi Aile Çocuğu , Kurbağalar'ın yanında en aklımda kalan filmlerinden birisi de Gülşah Küçük Anne.
Filmi ilk izlediğimde dokuz on yaşlarındaydım ve hikayesinin beni oldukça etkilediğini hatırlıyorum.
Evin babası Murat (Fikret Hakan) , bir fabrikatörün özel şoförlüğünü yapıyor. Murat, çalışkan, dürüst ve gururlı insanların bulunduğu sevimli bir mahallede eşi Selma (H.Koçyiğit) ve kızı Gülşah ile kirada oturuyor. Yakında bir de oğulları olacak , adını Haydar koyacaklar (Allahım, bebeğin adı hiç Haydar olur mu yahu diye cık cıkladığımı biliyorum, çocuk aklımla bebeğe bu ismi yakıştıramamıştım :)). Mahallede herkes ebesinden, bakkalına , komiserine kadar birbirini tanıyor. Gülşah kız çocuğu ama tam bir erkek Fatma, mahallenin futbol takımı Boyacı Sporun , rakip takımdan adam transfer edebilen minik amigosu.
Derken ; yaz sıcağında bahçelerinde yedikleri akşam yemekleri bile onlara sonsuz mutluluk veren bu çekirdek ailenin başına hiç umulmadık bir iş geliyor. İftiraya uğrayan baba hapse düşerken, anne hastaneye yatıyor, yeni doğan kardeşine annelik yapmak zorunda kalan Gülşah da bir süre sonra sokakta dilendirilen bir sokak çocuğu oluyor.
İşte bir Türk filminde bulunması gereken ana klişeler :)
Bu mutlu aileyi tekrar bir araya getirmek görevi de Gülşah'a düşüyor. Kardeşini emzirmeye çalışması, gazinoya "biz cüceyiz !" palavrasıyla girmesi, şarkıcı Gülistan Okan'a " bana bak kızım, çocuğunu bir daha görmek istiyorsan..." diyerek posta koyması; işte bunlar hep aklımda kalan detaylar olmuş... Ha tabi bir de filmimizin kötü adamı rolündeki Atilla Ergün'ün korkunç façasını unutamıyorum :)
Sokakta dilenirken Gülşah "Sigaralarım vaar, balonlarım vaar" diye cıyık bir sesle bağırıyordu, evde epey taklidini yapmıştım.
VHS kasetten izlediğim bu filmin sonunda bir inşaatta kovalamaca sahnesi vardır, ki çocuk halimle beni çok heyecanlandırmıştı, aklım çıkmıştı düşecekler diye. Diyeceğim o ki, bizim elimizdeki kasette film bu kovalamaca sahnesinde baba ile kızın yerden nerdeyse 20 metre yüksekte birbirlerine sarılması ile adeta zınk diye bitiyor. Böyle şak diye, aniden ! Hep merak ettim, bizim elimizdeki kasetten miydi bu yoksa film gerçekten böyle mi bitiyor diye. Fikri olan varsa buyursun.
Yapım yılı:1976
Yönetmen: Orhan Elmas
Senaryo: Erdoğan Tünaş
Not: Fotoğraf , Hafta Sonu dergisi sanal sergisinden alınma.

20 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 11


Fotoğraftakiler; Yasemin (Hülya Koçyiğit), Gırgır Ali (Cüneyt Arkın) ve köpek Çarşaf.

Sene 1977. Filmimiz İSTASYON. Şerif Gören'in yönettiği filmin senaryosu Bülent Oran'a ait.

Gırgır Ali, hayatı gırgıra alan, Oğuz Aral ustanın Gırgır'ını elinden düşürmeyen, köpeğinin adı da Çarşaf olan bir ademoğlu. Bir gün , kabadayı Palandöken'den (Erol Taş) ilginç bir teklif alır. Ünlü şarkıcı Yasemin'i kaçıracaktır. Karşılığında Yasemin'in her bir santimetresine karşılık 1000 lira para alacaktır. Parasına değil de gırgırına kaçıracaktır aslında Ali, Yasemin'i.Buradan da öğreniyoruz ki Yasemin'in boyu 1,72 cm'dir :)

Kaçırır... Gırgırına :)

Bir eli yağda bir eli balda , şımarık Yasemin, Gırgır Ali'nin yanında hayatın bambaşka yönlerini keşfeder. Bakkalda ekmek kaç paradır mesela? Balık ekmeğin tadı ne nefistir. Sahanda yumurta nasıl yapılır?

Sosyete mensubu iki genci kaçırırlar hatta, gırgırına :)

Çok hoş espirilerin geçtiği film bir yönüyle de dramatiktir. Yukarıdaki kare, filmin son sahnelerinden biri.

2 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 10


Yok... şarkının başını hatırlayamıyorum. Hatırladığım kısmı şöyle:

Kimin kimin gelinisin ?
Kimin kimin gelinisin sen ?

Şarkı diyorum... bu filmdeki... bu kardeki şarkının sözlerinin bir kısmı böyleydi işte.

Gelin Çiçeği (1971). En sevdiğim Türkan Şoray filmlerinden birisi. Başrollerde Sultan ve Kartal Tibet. Fotoğraftakiler soldan sağa ; Selçuk Ural, arkada Uğur Kıvılcım, Türkâncım, en sağda Semih Sezerli.

Filmin müziklerini Selçuk Ural ve Metin Bükey birlikte yapmışlar. Türk filmlerinin meşhur orkestrası ; Metin bükey Orkestrası :)

Yönetmen Nejat Saydam, senaryosuna da katkıda bulunmuş Vural Pakel'le birlikte kaleme almışlar.

Renkli bir filmden siyah beyaz bir kare, ne kadar da bildik aslında; Sultanımın salınışına bakın :)

Konusu kısaca şöyle : Türkan Şoray köylük bir yerde üç tane zebellah gibi ağbinin gözetiminde yaşamaktadır. Onu çelimsiz, hım hım bir adamla evlendirirler. Telli duvaklı gelin olan Arzu (T.Şoray) zifaf gecesi yanlışlıkla aynı otelde kalan bir başkasının (Kartal Tibet) odasına girer. ağabeyleri odayı basarlar ve delikanlıyı bu taze gelinle nikahlanmaya zorlarlar. El mahkum evlenir adam. Ama bu köylü kızını yanına yakıştıramıyordur bir türlü, üstelik sosyetik bir sevgilisi vardır onun.

Film bu tema üzerine sürer ve köylü kızı alımlı bir şehirli kadınına dönüşürken onu beğenmeyen adamın yüreğine inmeyi de başarır.

Olsa da izlesek yaaa :)

1 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 8

Erler Film sunar diyor bakın. Küçük Beyefendi 1962 yapımı , yönetmenliğini Türker İnanoğlu'nun yaptığı bir film. Senaryosunu Fuat Özlüer ve Safa Önal birlikte yazmışlar. Bir "Küçük" furyası almış başını gidiyor o yıllarda; Küçük Bey, Küçük Hanımın Kısmeti, Küçük Bey'in Kısmeti, Küçük Hanımefendi , Küçük Hanım... Aradan yirmi sene geçtiğinde yine bir "Küçük" furyası kasıp kavuracak Yeşilçam'ı ama bu fotoğraftaki naiflik olmayacak maalesef.

Fatma Girik'in 20, Göksel Arsoy'un 25 yaşında rol aldıkları bu filmde fakir genç ile zengin kızın aşkını anlatılıyormuş. Henüz izleme zevkine eremedim.

Kare oldukça kısıtlı bir alanı barındırıyor, arabayı bütün olarak görmek isterdim. Chevrolet veya İmpala olmalı. Sokaklar boş, arkada modern binalar. Neresi olabilir burası ? Göksel Arsoy'un saçları uçuştuğuna göre esintili İzmir olabilir mi ne dersiniz?!

Ya Fatma'nın şapkasına ne demeli, hasırdan sanki değil mi?

Ve ayrıca arabanın kapısına yansıyan görüntülere odaklanın iyice... film ekibini göreceksiniz :) ve hatta meraklı kalabalığı :))

25 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları- 7


Yaramaz torun ve huysuz dede ikilisine harika bir örnektir Kırık Çanaklar. 1960 yapımı siyah beyaz bu muhteşem filmin oyuncu kadrosu da çok güçlü. Fotoğrafta usta tiyatro oyuncusu Salih Tozan , 46 yaşında ama 60 yaşındaki bir dedeyi canlandırmakta pek mahir. Filmin çekiminden 3 yıl sonra daha kırkdokuz yaşında hayata veda etmiştir Salih Tozan. Dönemin çocuk yıldızı Rüya Gümüşata ise henüz sekiz yaşında.
Sinemamızın kötü adamlarından Turgut Özatay'ın başrol oynadığı dönemlerden bir film bu. Film renkli olsaydı herhalde baba rolündeki Özatay'ın yemyeşil gözlerini de seçerdik muhtemelen. Anneyi ise yine tiyatronun ustalarından Lale Oraloğlu canlandırıyor.
Bir Türk filmi arşivcisinin mutlaka edinmesi gereken filmlerden biri.

22 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -6


1974 yapımı , renkli bir Türk filmi olan Sabıkalı'dan bir kare. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak bu filmi birden fazla cümle tanıtabilir : Salih Güney'in kötü adam rolünde opus magnum yaptığı film. Konusu itibari ile değişik bir Hülya Koçyiğit filmi. İnsanın sinirlerini geren bir film. Diğer rollerde Ekrem Bora ve Salih Güney'in oynadığı bu filmi Nejat Saydam yazıp yönetmiş.

Karede tarih olarak 1963 senesi gözüküyor aldanmayın...zira filmimiz 20 yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Ha hülya ablamız hapse girip çıktıktan sonra deforme oluyor mu? Olmuyor tabi ki...
Ekrem Bora çok zengin bir adam. Hülya Koçyiğit kendi halinde mazbut bir yaşam süren genç bir öğretmen. Evleniyorlar. Uludağ'a tatile gidiyorlar, yanlarında Ekrem Bora'nın kardeşini canlandıran Salih Güney de var. Güney, yengesine göz koyan bir alçak. Ağabeyinden kurtulmak için hain bir oyun oynuyor . Önce yengesine tecavüz ediyor...Sonra Hülya, yanlışlıkla çok sevdiği kocasını tüfekle vurarak öldürüyor. Hapse düşüyor. Hapiste bir oğlan çocuğu oluyor onu da elinden alıyor hain Salih Güney. Aradan uzun yıllar geçiyor, Salih'in elinde büyüyen çocuk tıpkı onun gibi kötü alışkanlıklar ve huylar ediniyor. Hülya'nın tek amacı oğlunu kurtarmak.

Filmde Hülya Koçyiğit'in delikanlılık çağındaki oğlunu canlandıran da müzisyen Seyhan Karabay... (bu bilgi için o kadar kendimi yırttım ki, imdadıma Ercan Demirel yetişti ehuee, teşekkür ederiz efeemmm)

9 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -5


Yorumcu kimliğinin yanı sıra Emel Sayın'ı sinema oyuncusu olarak da beğeniyorum. Altından kalkılamayacak zor rollerde oynamadı zaten hiç bir zaman. Özellikle komik karakterlerde daha başarılı.

Engin Çağlar ile birlikte oynadığı filmler; Feride, Makber, Süreyya, Çam Sakızı ve Hasret. Yukarıdaki kare Metin Erksan'ın 1972 tarihli Süreyya filmine ait. Sayın 27, Çağlar 32 yaşındalar.

Bir Metin Erksan filmi dahi olsa, Sevmek Zamanı'nı seyretmiş biri olarak bu filmi tekrar izlemek gibi bir hataya düşmemeyi diliyorum. Geçen hafta yayınlanmıştı. Filmin bir diğer başrol oyuncusu Cüneyt Gökçer, Engin Çağlar'ın babası rolünde. İkisi de baba oğul olduklarını bilmiyorlar. Gözleri kör çiçekçi kız rolündeki Emel Sayın, onu ameliyat ettirip şöhrete kavuşturan babayı mı eş olarak seçecektir yoksa rehberlik yapan oğlunu mu temalı filmimizde kahramanlar bir sürü badireler atlatıyorlar.

Bir çok yönüyle 1965 yapımı Çiçekçi Kız'ı andırıyor.

Ayrıca Emel Sayın'a bu kızılımsı saçlar hiç yakışmıyor yaa... Bu arada geçen akşam iş dönüşü Engin Çağlar'ı gördüm... Hani geçenlerde sinemamızın en uzun boylu aktörlerinden demiştim ya "Hicran Sokağı"ını anlatırken... Geri aldım lafımı... Engin abi böyleyse.... Eee diğerleri nasıl :)

4 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -4

Bugün ki fotoğrafımız bir Osman Fahir Seden filmi olan 1964 yapımı Affetmeyen Kadın'a ait. Karede, geçtiğimiz günlerde sonsuzluğa uğurladığımız Senih Orkan ile Allah sağlıklı ömür versin Fikret Hakan'ı görüyorsunuz. Sinemamızın kötü adamı olarak bildiğimiz Orkan'ın rol arkadaşı Hakan'ın da ilk kötü adam rolü . Parasına konmak için karısının gözlerini kör eden bir adamın hikayesinin anlatıldığı bu gerilim filminde Saadettin rolündeki Orkan ve Fikret Gür rolündeki Hakan da 32 yaşındalar.

Yıllardır hakkında bir bilgiye ulaşamadığım Senih Orkan'ın varlığını ajansların geçtiği ölüm haberiyle öğrenmek bir ironi oldu. Meğer yıllardır Bodrum'da yaşarmış. Senede 200'den fazla filmin çekildiği bir dönemin aranılan yüzü olan Senih Orkan'da kimbilir ne anılar vardı, kendisiyle beraber gitti. Yolu aydınlık olur inşallah.

14 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -3

Çilek'in Dünyası'nda en çok ilgi gören başlıklardan biri de bu nostaljik fotoğraflar. Ben değil, analizler öyle söylüyor. Ha analiz bu saatten sonra iyi veya kötü demiş umrumda mı ? Değil :) Bence çok zevkli şu fotoğraflara bakıp vakit geçirmek... Ee buyrun o zaman....


İzlediğim en güzel Cücü filmlerinden biri; CİCİ GELİN. 1967 yapımı filmin yönetmeni Osman Nuri Ergün, senaristi de Bülent Oran. Karedekiler Nubar Terziyan (58), Cüneyt Arkın (30), Filiz Akın (24) ve Öztürk Serengil (37) . Gencecik karısına aslında bir gizli ajan olduğu yalanını atan esas kahramanımızla işleri iyice karıştıran beceriksiz cici gelinin hikâyesi. Cüneyt Arkın komedi filmlerinde de çok çok çok başarılı bir kere daha söylüyorum. Şunlara bakın ya hepsi birbirinden şeker :))



Türkan Şoray'ın Kara Kız , Cüneyt Arkın'ın da (Sinematurk'de okuduğum bir yorumdaki gibi) saçlarını henüz yandan ayırdığı dönemlerden bir film; GÖZLERİ ÖMRE BEDEL. Sene 1964, Türkancığım 19 Cücü de 27 yaşında. Filmin yönetmeni Ülkü Erakalın, senaryo yazarları da Suavi Sualp ve Sadık Şendil. Cüneyit abimiz Adını Unutan Adam adlı kitabında Türkan Sultan'ın gözlerinden bahsederken yaramaz bir çocuk gibi demişti. Sizce de haklı değil mi ?

4 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -2

Altmışlarda bir gezintiye davet ediyorum sizleri. Bugün İstabul'da hava rüzgârlı. Olsun. Şimdi pikâp sahibi de azdır aramızda değil mi? Bir güzel şarkı seçin nihâvend veya kürdîlihicazkâr makamında. İnce belli bir bardak çayı katık edin yanına... Buyrun... Buyrun hanımlar beyler... Bu gün çilek sinemasında özel gösterim var... Buyurun... Kapı önünde kalabalık yapmayalım... İçeriye buyrun.


Fotoğraftakiler Ayhan Işık, Esen Püsküllü ve Selda Alkor... Filmin adı Katiller De Ağlar. Yönetmeni Ülkü Erakalın. Senaryo Bülent Oran'a ait. Yapım yılı 1966. Tam 41 yıl öncesi. Dile kolay 41 yıl. Ayhan Işık 37, Selda Alkor 23 ve Esen Püsküllü de 20 yaşındalar. Kareden de anlaşılacağı gibi Ayhan Işık baba, Esen Püsküllü kız, Selda Alkor da anne rolünde.



On puanlık uzman sorusu : Fotoğraftaki kare hangi filme ait ? Sanırım büyük çoğunluk şu cevabı veriyor şu an : Samanyolu ! Ama değil. Bu kare 1965 yapımı Hıçkırık filmine ait. Hamdi Değirmencioğlu'nun senaryosunu yazdığı filmin yönetmeni Orhan Aksoy. Onsekiz yaşındaki Hülya Koçyiğit ve yirmibeş yaşındaki Ediz Hun'a bir merhaba diyelin.


Şimdii.. En önde duran Neriman Köksal, arkasındaki Suzan Avcı... masada oturanlar da süleyman Turan ve Ediz Hun. Ortama bakarsak burası bir klöp ! Hatırladınız mı klöpü? Hani Vesikalı Yarim filminde görürüz... bildiğimiz gece kulübü işte.


Dönelim filme. Filmi ben de bilmiyorum aslında. Ama aradım taradım, kuvvetle muhtemel ki bu film 1964 yapımı Gecelerin Kadını. Yine Ülkü Erakalın ve Bülent Oran imzası taşıyor bu film de.



Bugünlük bu kadar. Aslında ekleyeceğim bi kaçtane foto daha var sırada lâkin, yeterli araştırmayı tamamlayamadım . Bugünümüz de boş geçmesin dedim. Hoşkalın...

1 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -1

Şu sıralar okumakta olduğum Mesut Kara'nın "Yeşilçam Hatırası" kitabının üzerinde adını çıkaramadığım bir filmin fotoğrafı bulunuyor. Fotoğrafta Kadir Savun, Cevat Kurtuluş, Sami Hazinses, Nubar Terziyan, Öztürk Serengil, Mürüvvet Sim ve Toto Karaca var.Bunun üzerine sabah Türkân Şoray'ın fotoğraflarını aratırken bazı fotoğraflara da rast gelince Sevdiğim Repliklerden sonra bir de öyle bir başlık açmak fikri çok sevimli geldi bana.
Kimi sette çekilmişti kimi filmlerden karelerdi. Uzun uzun baktım, kimileri artık bu diyardan göç etmiş o yüzler bana bakıyorlardı sanki. Düşündüm, kimbilir ne eğlenceli geçiyordu o çekim günü, belki de çok yorgunlardı, belki az sonra rolünü yaptıkları zengin hayatından sıyrılıp otobüse atlayıp evlerine gideceklerdi...
Gülümsememi hiç bozmadım. O anda saklı ve kitli bıraktım.

İlk fotoğrafımız 1964 yapımı KADIN BERBERİ filminden. Türker İnanoğlu'nun yönettiği filmin senaryosu Fuat Özlüer ve Safa Önal'a ait.



Fotoğrafta Ayhan Işık henüz 35, Filiz Akın 21, Suna Pekuysal 31 ve Öztürk serengil de 34 yaşındalar...

İkinci fotoğrafımız da CİCİ KÂTİBEM filminden. 1960 yapımı filmin yönetmeni Arşavir Alyanak, senaryo yazarı ise Erdoğan Tünaş.Orhan Günşiray'ın (32) "nerden bulaştım bu belaya" diyen yüz ifadesi, Fatma Girik'in (18) "elimden kurtulamazsın daha sana neler edeceğim" tarzındaki sevimliliği yanında rahmetli Suphi Kaner'in (27) olayları yâkinen bilen bilmiş adam pozuna dikkatlice bakın. İyi seyirler.