Yıldız Kenter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldız Kenter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2008

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR

Yönetmen: Memduh Ün
Senaryo : Safa Önal
Yapım Yılı: 1964

En başta adı ile çok iddialı bir film gibi gelir bana Ağaçlar Ayakta Ölür. Adı iddialı olsa da , filmin kendisi aslında hiç de iddialı değildir. Aslında oldukça vasat, klişelerle süslü bu film ile izzet günay en iyi erkek oyuncu, filmin başrol oyuncusu yıldız kenter ise en iyi yardımcı kadın ödüllerini almışlar, pek garip.

İmdi gelelim konuya:

Yıllar ve yıllar evvel oğullarını ve gelinlerini kaybeden Asım bey (Hulusi Kentmen) ve eşi (Yıldız Kenter) onlardan geriye tek hatıra kalan torunları Orhan'ın (Fikret Uçak) üzerine titremektedirler. Gel gör ki haşarı, yaramaz mı yaramaz orhan'ın eli de biraz uzundur ve bir gün onu gizlice para aşırırken gören dedesi tarafından tokatlanınca gurur yapar evi terkeder. Bu sıralarda Orhan daha henüz 15-16 yaşlarındadır.

Torun Orhan'ın gitmesi ile büyükanne'nin de yaşama sevinci gider, hastalıklı ve içine kapanık bir insana dönüşür. Artık bir kalp hastasıdır.

Asım bey'in kahvehane arkadaşları vardır; birbirinden tonton üç tekaüt amca (selahattin içsel, faik coşkun , üçüncüyü çıkaramadım) yaşlarını başlarını almış, gündüz kahve akşam da kafa çeken. Dördü bir araya geldiler mi cin fikirler üretmek gibi maharetleri vardır. Derler ki Asım bey'e :

- Asımcığım... Dert ettiğin şeye bak... Torununun ağzından mektuplar yazarak avutsana karıcığını.

İşte Asım beyciğim de torununun ağzından sürekli mektuplar yazar. Mektuplarında onu büyütür, Amerika'ya yollar, mimar yapar, hatta orada tanıştırdığı bir türk kızı ile evlendirir falan. Bu mektuplar on beş yıl aralıksız devam eder. Tâ ki; adinin en adisi, sefilin en sefili, serserinin en şerbetlisi olan Orhan (ki o da cidden nasılsa Amerika'ya gitmiştir) ona geri geleceğini bildiren bir telgraf çekene kadar.

Büyük anne torununun geleceğini duyunca yer yerinden oynar tabi; Hallaç çağrılır yorganlar elden geçirilir, karyola cilalanır, oda havalandırılır, herşey orhan için baştan aşağı yenilenir adeta. Neyse efendim. Büyük günün gelip çatmasına bir gün kala Asım bey gazetede ne haberi okusun? Orhan'ı getirecek olan uçak düşmüş meğer. Yolculardan kurtulan da yok.

Soluğu kahvehanede alıyor Asım bey. O üç teaküt amcaya derdini anlatıyor. Bu sefer de ona :

- Asımcığım... Çocuk gibisin yahu... En ufacık şeyde hemen yıkılıyorsun. Bulursun Orhan'ın yerine geçecek sahte bir torun...

Olma mı? Olur tabi.

Asım beyimiz aklında bu düşüncelerle sokaklarda avare dolaşırken, intihar etmek üzere olan bir kızı (semra sar) son anda kurtarır. Bu kızceğiz de annesini yeni kaybetmiş zavallı Semra'cıktır. İki dertli insan birbirlerine açılırlar. Semra'ya gelini olma rolünü verir. Torundan evvel, gelini bulmuştur Asım bey , iş şimdi torunu bulmaya kalmıştır.

Vakit daralmaktayken, bir gün kapı çalar, elektrik memuru İzzet, yan inşaatta çok elektrik harcandığını, civar evlerdeki elektrik tâkatinin yeterli olup olmadığını kontrole gelmiştir. Asım bey bakar İzzet'in bir endamına, evet bu torunu Orhan olabilir pekalâ diye düşünür.

Aslında evi soymaya niyetli bir çetenin elemanı olan İzzet için bu rol bulunmaz bir nimettir. Anında kabul eder.

Semra olur Ayşe, İzzet olur Orhan... Başlar evclik oyunu.

Filmin büyük bölümünde büyükannenin tekrar yakaladığı yaşama sevincine tanık oluruz. Sahte Orhan'ın dersine iyi çalışması, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyor oluşu Asım bey'i çok mutlu eder.

Daha eve geleli üç gün olmuştur, soyguncu İzzet'in fikrinde bir değişiklik olur... Tophaneli İzzet, büyükanneyi sevmiştir, karısı rolündeki Semra'yı da sevmiştir. Evi soymaktan vazgeçer. Ortakları (danyal topatan, haydar karaer, mehmet ali akpınar) bu kararını tabi ki onaylamazlar, bir güzel döverler İzzet'i.

Büyükanne, yıllar sonra kavuştuğu torununa, yeni gelinine oturdukları köşkü hediye etmek ister. İzzet kabul etmez, bir an evvel artık oradan ayrılması gerektiğine karar verir. İşler tam burada bitti derken, gerçek Orhan , dedesi Asım bey'in karşısına dikilir. Meğer ölmemiştir Orhan, dünyanın polisi onu ararken o uçağa tabi ki binmemiştir. Buraya gelmesinin sebebi de dedesinden 100 bin lira para koparmak içindir. Ya dedesi o parayı verecek ya da büyükanneye olan biten herşeyi (nerden biliyorsa artık) kendisinin azılı bir suçlu ve serseri olduğunu söyleyecektir.

İzzet durumu öğrenir, Orhan'ı güzellikle bu işden vazgeçmesi için uyarmaya gider. Orhan kaçın kurrasıdır be... Tehdide papuç bırakacak göz var mıdır onda hiç. Hem ona Amerika'da bile Mayk Orhan derlerken. O Mayk Orhan'sa karşısındaki de Tophaneli İzzet'tir anam babam. Ama bunun konumuzla ilgisi yok çünkü bu bahis bir süre sonra havada kalacaktır filmde.

En sonunda gerçek Orhan, büyükanneye acı gerçeği büyük bir zevk içinde anlatır. Büyükanne ise beklenmedik bir tepki gösterir; aslında İzzet'in gerçek torunu olmadığını çoktan anlamıştır (nerden, nasıl ?), olsundur, o tanımadığı insanlar onu çok mutlu etmiştir, karşısındaki bu sefil yaratığın ise gözünde hiç bir değeri yoktur. Orhan büyük bir hayal kırıklığı ve yanında ettiği okkalı bir tehdit ile evden ayrılır ayrılmaz kapıda bekleyen Türk polislerince kendine bile hayrı olmayan külüstür bir araca bindirilip götürülür.

Büyükanne ve Asım bey, sahte torunlarını ve gelinlerini yolcu ederler. İzzet ve Semra, büyükannenin gerçeği öğrenmesinden habersiz evden ayrılırlar, vapur iskelesine gelince birbirlerine aşklarını da itiraf ederler. Büyükanne onları yolculadıktan sonra Asım bey'e:

- İçten ölen bir ağaç gibi ayaktayım, der.

Film biter.

İşte benim notlarım:

36 yaşındaki Yıldız Kenter'in yaşlı büyükanneyi büyük bir başarı ile oynaması takdire şayan.

Filmde duvar saati saat altıyı gösterirken sadece beş gong sesi duyuyoruz, önemli değil :)

Gerçek Orhan, büyükannesinin kendisi hakkındaki grçeği öğrenmesinden neden o kadar çok müteessir olacağını nereden biliyor onu da anlamış değilim.

İzzet'in çete arkadaşları onu dövüp bırakıyorlar, oysa ki onu bu işi yapması için zorlamalı değiller miydi?

Acar türk polisi, gerçek Orhan'ın büyükannenin evine geldiğini nereden nasıl haber alıyorlar?

Zengin bir adamın metresi olmayı kabul etmeyip, annesine ilaç parası bulamayan ve bu yüzden annesini kaybeden genç Semra nasıl oluyor da hayata bu kadar çabuk adapte oluyor.

10 Mayıs 2008

Gülsüm Ana / Fatma Bacı



Yarın Anneler Günü. Bu vesile ile , seyretmekten her defasında zevk aldığım Gülsüm Ana / Fatma Bacı filmlerini paylaşmak istedim sizinle.


Sinemamızın iki çevrimli filmlerinden olan , Fatma Girik'in başrol oynadığı Gülsüm Ana (1982) aslında ikinci versiyon. Fatma Bacı adıyla ilk olarak 1972 'de çevrilen ve Yıldız Kenter'in başrol oynadığı filmin konusunu; eşi gözlerinin önünde kan davasına kurban giden ve geride kalan üç küçük çocuğu ile şehre göçüp yaşam mücadelesi veren cefakâr bir annenin mücadelesi oluşturuyor.


Oyuncu kadrosunu eşleştirerek yazmak daha hoş olur diye düşündüm. On sene arayla bakalım kim kimi oynamış?


Fatma Bacı - Gülsüm Ana
Yıldız Kenter - Fatma Girik - (Fatma /Gülsüm)
Bilal İnci - Hayati Hamzaoğlu - (Kan Davalı)
Şükran Güngör - Tanju Gürsu - (Baba)
Renan Fosforoğlu - Reha Yurdakul - (Büyük Kızın Zengin yaşlı sevgilisi)
Nubar Terziyan - Kadir Savun - (Köyden aile dostu)
Fatma Belgen - Özlem Onursal - (Terzide çalışan büyük kız)
Leyla Kenter - Alev Sayın - (Mimarlık okuyan küçük kız)
Sertan Acar - Günay Girik - (Evin oğlu)
Cemil Can Bıçakçı - Bülent Bilgiç - (Küçük kızın sevgilisi)


72 yapımının yönetmeni Halit Refiğ, senaryo yazarı Safa Önal. 82 yapımında yönetmen koltuğunda bu kez Memduh Ün oturuyor. Senaryo yine Safa Önal'a ait fakat Tanju Gürsu da yardımda bulunmuş. Zaten ikinci çevrimde senaryoda imzası bulunan Gürsu, filmin başında kurşunlara hedef olan baba rolünde çok kısa olarak gözüküyor. Gürsu aynı zamanda filmin yapımcısı.


İki filmin konusu tamamiyle aynı. Sadece bazı isimler değişik. Ben ilk önce Fatma Girik'li olan çevrimi seyretmiştim. Hatta çevrildiği sene veya 83 'de izlemiştim videodan. Çok etkilendiğim filmlerden biri olmuştu. O zaman kadar hep başrolde gördüğüm Tanju Gürsu nasıl olur da daha filmin başında ölür diye düşündüğümü hatırlıyorum. Daha kırk yaşında iken yaşının çok üstünde bir anneyi canlandıran Fatma Girik'e hayran olmuştum.


Filmde üç çocuğu canlandıran oyuncular da tamamiyle rollerine oturmuşlar. Yalnız 82 yapımında evini oğlunu canlandıran (aynı zamanda Fatma Girik'in de kardeşi olan) Günay Girik daha başarılı.


Yaşlı bir adama metres olan büyük kızı Özlem Onursal'ı saçlarından sürüyüp doktor kontrolüne götürdüğü sahne, küçük kızın bir kapıcı kızı olduğunu gizleyip, apartmandaki zengin ailenin kızıymışcasına rol yaptığı , o anda servise gelen annesi ile karşılaştığında onu tanımazlığa geldiği sahne, oğlunun ne yapıp edip silah aldığı ve kanlısını vurmaya gideceği sahne benim en etkilendiğim sahneler olmuştu.


Annelerine yardımcı olmak bir tarafa, büyük kızın içindeki zengin olma, rahat yaşama isteği, küçük kızın okuduğu okulda , dahil olduğu muhitte kapıcı kızı olduğunu gizleme , ailesinden utanma hali, tamircide çalışan oğlanın tek derdinin babasının kanını yerde koymamak olduğu bu aileyi, cefakâr anne bir arada tutmaya çalışmaktadır. Filmin sonunda , oğlunun hayatı sönmesin diye elini kana bulayan annemiz hapse düşüyor. Kendi önceliklerini o saatten sonra rafa kaldıran üç evlat, karşısına dikiliyor ve annelerinin hakkını teslim ediyorlar.


Fatma Girik, anne rolünde ne kadar başarılı ise, Yıldız Kenter'in de yaşından büyük kimseleri canlandırmaktaki ustalığı bilinen bir gerçek. Onun da canlandırdığı Fatma Bacı karakteri o denli güçlü. Lâkin Kenter'in aynı dönemlerde ardı ardına çevirdiği ve anne/abla rolünde olduğu diğer filmlerde de( Anneler ve Kızları,Kızım Ayşe, Ablam) aynı performansı göstermiş kendisi. Belki de sinemadaki ilk filmlerindne biri ola Ağaçlar Ayakta Ölür'den dolayı üzerine yapışıp kalmış bir roldür diyorum şimdi. Genç bir insanı bizim filmlerimizde şakaklarını ve tepedeki saçlarını ağırtarak yaşlandırıyorduk bir zamanlar. İşte örnek; Girik ve Kenter. Bu iki usta, bize genç olduklarına dair en ufacık bir ip ucu veriyorlar mı ? Hayır. Şimdi teknoloji gelişti, sinemamızın imkankanları arttı, dışarıdan özel makyözler getiriyoruz. Adamı / kadını yaşlandırıyoruz. Ama ben izlediğimde orada yaşlı bir insanı göremiyorum. Bilemiyorum benimle aynı fikirde olan var mıdır?



İki filmi yanyana koyunca benim beğenimde ağır basan Fatma Girik'li olan oluyor. Genel olarak bakınca , Fatma Bacı'yı o kadar başarılı bulmuyorum. Daha çok sevmemdeki en önemli etkenlerden biri de filmin müziği. 82 yapımında filmin müziğine imza atan Cahit Berkay. Yani karnını, filmlere müzik yaparak doyuran muhteşem müzisyen.


Ezcümle; izlenesi güzel filmlerimizden biridir Gülsüm Ana.



Not: Şimdilik Fatma Bacı film afişi ile idare edin, akşama Gülsüm Ana afişini de eklerim inşallah.