Can Mustafa (1960) "Asuman" rolünde Muhterem Nur (28) ve "Afitap" rolündeki Leyla Sayar (20)
Gariban (1966) İkisi de rahmetli olmuş iki sanatçı; "Gariban Ali" rolünde Sadri Alışık (41) ve "Ekrem"rolünde Orhan Günşiray (38)
Yine Sadri baba :) 1973 yapımı Tatlım'da "Alev" rolündeki Hale Soygazi'yi yakın markaja almış ferit rolünde .
Bir Yudum Sevgi (1984) Öyle güzel bir film ki bu, aradan yıllar geçti ben hâlâ karısı tarafından terkedilen Cuma'dan mı (Macit Koper) yoksa, tek aradıkları bir yudumcuk sevgi olan ama kavuştuklarında önceki evliliklerinden farklı bir şey bulamayan Cemal ve Aygül'den yana mı olayım karar veremedim.
Beni en etkileyen sahnelerden biri de Aygül'ün kocası Cuma'ya ağzın kokuyor dedikten sonra, Cuma'nın gidip sabunla dişlerini fırçalamasıydı. Öyle de kalmış aklımda canlı kanlı.
Hale Soygazi 34, Kadir İnanır 35 yaşındalar.
2 Aralık 2009
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -16
Gönderen
çilek
zaman:
15:37
3
yorum
Etiketler: Hale Soygazi, Kadir İnanır, Leyla Sayar, Muhterem Nur, Nostaljik Fotoğraflar, orhan günşiray, Sadri Alışık
8 Ağustos 2009
KAMBUR
Fatma Girik ve Kadir İnanır'ın başrollerini paylaştığı 1973 yapımı bu filmi izlemek bugüne nasipmiş.
Bir kimseyi ona gözlerinizi verecek kadar sevebilir misiniz? Sevdiğinizi bir daha hiç görmemeyi, sesini duymamayı ve ona dokunmamayı da göze alarak, bunu yapabilir misiniz? Doğuştan kambur, horlanan, arkasından çağanoz diye bağrılan Azize, sevdiği adama gözlerini seve seve veriyor.
Kaybedecek bir şeyi olmayanların gözleri mi daha kara oluyor veya gerçekten aşk insana herşeyi yaptırmaya kadir mi bilmiyorum.
Kambur, bir ada filmi. Hikaye Ayvalık'ta ve ona yakın bir adada geçiyor, muhtemel ki Cunda'dır; adanın adını film boyu öğrenemiyoruz. Ada, önemli bir obje filmimizde; kahramanımız Azize, balıkçı babası ile birlikte yaşamaktadır, kamburundan dolayı sürekli erkek gibi giyinmektedir, görüntüsü de oldukça hoyrattır, ağ dikmekten elleri nasırlaşmıştır hatta. Azize herkesten uzak, bir başına, denizin ortasında yapayalnız bir ada gibidir. Ona ulaşması oldukça zahmetlidir, ulaşınca da bir ada kadar gizemli ve güzeldir içi, dışı da... farkında değildir. Onu adada dışlamayan sadece babası ile Tasula ablasıdır.
Hayatı boyunca hiç sevilmeyeceğine, beğenilmeyeceğine kendisini iyice inandırmıştır Azize, mutlu olduğu tek yer rüyalarıdır. Rüyalarının bir prensi vardır, beyaz atıyla karşısına çıkıp onun elinden tutan bir prens.
Günün birinde, rüyalarını süsleyen o prensi kanlı canlı karşısında görünce adeta nutku tutulur. Çünkü kemancı olan Ali, kördür. Tanışırlar. Zaman içinde Azize, Ali'nin gözü kulağı herşeyi olur. Ali de aşıktır Azize'ye, tek bir arzusu vardır, Azize'yi görebilmek. Onu görebilmesi, ona birilerinin gözlerini bağışlaması ile mümkün olacaktır ancak.
Tahmin edeceğiniz üzere, o birisi elbette ki Azize'dir. Ali'nin annesiden yemin alır; Ali asla, ona gözlerini bağışlayanın Azize olduğunu öğrenmeyecektir. Ali'nin gözleri açılırken, horlandığı adaya gözlerini kaybederek dönen Azize, ismi gibi bir azize olarak karşılanacaktır adada artık.
Ali, Azize'yi bulmak için adaya gelir, herkes tembihlidir, Azize, Ali'nin hayalindeki gibi kalacaktır, asla karşısına çıkmayacaktır. İstediği gibi de olur, Ali'nin bindiği vapur adadan ayrılırken, Azize de kendisini sulara bırakır.
Başarılı oyunculardan oluşan bir kadrosu var filmin, Fatma Girik çok başarılı ama en güzel performansı Azize'nin babası rolündeki İhsan Yüce gösteriyor. Erkek kıyafetleri ile görmeye alışkın olduğu kızını elbise ile gördüğünde "meğer ne güzel bir kızım varmış" deyiverir. Hemen anlar kızının bir erkeğe gönül verdiğini. Aşkına sahip çıkması için onu yüreklendirir. Ne onları dışlayan ada halkı umurundadır ne de başkası. Kızının mutlu olması hayatta en çok istediği şeydir. Ne yazık ki Azize'yi ansızın bırakıp gidecektir o da.
Etkileyici bir konuya sahip olmasına rağmen, gerçeklikten de bir o kadar uzak bir film bana göre. Beğendim mi? Beğendim. Benzer bir film izledim mi hiç ? İzlemedim. O zaman buna da yarabbi şükür diyor ve size de izlemenizi tavsiye ediyorum.
Kaldı ki, iyi roldeki Suzan Avcı ve mavi gözlü bir Kadir İnanır nasıl olurmuş görmek isteyenler hiç kaçırmasın derim.
Yönetmen: Atıf Yılmaz
Senrayo : Ayşe Şasa, Erdoğan Tünaş
Gönderen
çilek
zaman:
15:42
4
yorum
Etiketler: 70 ler, Fatma Girik, Kadir İnanır
13 Mayıs 2008
Haftanın Fotoğrafı
35.Altın Kelebek Ödülleri dağıtılmış. Eskiden ben de bu ödüllerin oylamasına katılırdım. Şimdi oylama ne zaman oldu da bitti haberim yok. Ki 35 yıldır bakıyorum da nep aynı isimler bu ödülleri paylaşıyorlar. Bir tane de yılın şaşırtanı yok. Meselenin o tarafına hiç değinmeyeceğim çünkü lüzümu yok, değişecek bir şey de yok. Benim açımdan mesele şu yukarıda gördüğünüz fotoğraf.
İyice bakın. Ne görüyorsunuz? Kimi görüyorsunuz?
Biraz yardımcı olayım:
Kara Gözlüm (1970) Azize ve Kenan
Unutulan Kadın (1971) Zeynep ve Kenan
Dönüş (1972) Gülcan ve İbrahim
Gazi Kadın (1973) Zeynep ve Ahmet
Deprem (1976) Zeynep ve Ahmet
Bodrum Hakimi (1976) Nevin ve Ömer
Devlerin Aşkı (1976) Türkân ve Tarık
Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) Asya ve İlyas
Dilâ Hanım (1977) Dilâ ve Rıza
Cevriyem (1978) Cevriye ve Ahmet
Gönderilmemiş Mektuplar (1995) Gülfem ve Cem
İnanır ve Şoray'ın birlikte rol aldıkları on bir film var. İlk rol aldıkları filmin üzerinden tam 38 sene geçmiş. Düşünebiliyor musunuz ? 38 ! Dile kolay ya.
Azize olarak Kenan'a şımarıkça sırnaştığının üzerinden 38, idama gönderdiği Ömer'in kalemini kıran Nevin'in üzerinden 32, una bulanmış alnıyla Dila olduğu ve Karadağlı Rıza'nın ona o anda attığı öldürücü bakışının üzerinden 31 yıl geçmiş.
Sinemayı bu yüzden seviyorum. Bir insanın yıllar içinde aldığı hâl, yüzündeki ifadenin uğradığı o garip değişikliğe tanık ettiği için beni... seviyorum.
Fotoğrafı görünce aklımdan geçen ilk şey şuydu: İşte Azize ile Kenan yaşlanmışlar :)
Şimdi sorumu yineliyorum. Fotoğrafda gördüğünüz kimler?
Benim cevabım : Kadir'le Türkân'ı görüyorum ben yaa... Nerde Azize, Asya, Nevin, nerde İlyas, Karadağlı Rıza, Şopen Kenan :)
Bu arada 76 yılında Türkan da Kadir de muhteşemler. Bir de şimdi aklıma geldi; aman ha sivri akıllı bir yapımcı bu saatten sonra Kadirciğimle türkancığımı bir araya getirmeye kalkmasın. Zira, Şoray'ın eski eşi Cihan Ünal ile birlikte oynadığı Aşk Yeniden dizisi, geçmişin izlerinin üzerine bastı. Bırakın biz onları Azize-Kenan, Dila-Rıza olarak hatırlayayalım.
Çok ukalâ gördüm kendimi :)
Gönderen
çilek
zaman:
07:30
8
yorum
Etiketler: Kadir İnanır, Türkan Şoray
6 Aralık 2007
EVLİDİR NE YAPSA YERİDİR
Yetmişlerden dem vuralım biraz da. 1978 yapımı Evlidir Ne Yapsa Yeridir filmini seçtim . Aslında aklımda bu film yoktu ama yeşilçam fotoğraf arşivime katmak için yaptığım taramada filmin set fotoğrafına rastlayınca hem filmi anlatayım hem de keşke şimdi imkân olsa da izlesem diye geçirdim içimden. Şöyle evde tembellik yapmanın farz olduğu yağmurlu bir İstanbul öğlesinde yapılacak en zevkli şey de bu olurdu gibime geliyor. Ayağıma sıcak su torbası da koydum mu oh değmeyin keyfime.
Hülya Koçyiğit'in filmotografisine baktığımda ; Cüneyt Arkın'la birlikte çevirdikleri 1977 yapımı İstasyon filmi ile beraber bu filmin yeri ayrıdır benim için. İkisinde de ben Hülya'yı izlemeye doyamam. Tıpkı Cüneyt Arkın ve Kadir İnanır'ı oynadıkları Gırgır Ali ve Mecnun rollerinde izlemeye doyamadığım gibi.
Künye :
Yönetmen : Şerif Gören
Senaryo: Safa Önal
Yapımcı :Selim Soydan
Yapım yılı: 1978
Rol Dağılımı:
Kadir İnanır: Mecnun
Hülya Koçyiğit: Leyla
Şemsi İnkaya : Kerem
Perran Kutman: Aslı
Halit Akçatepe: Ferhat
Zeynep Çayırlıoğlu: Zeynep (Leyla ve Mecnun'un kızı )
Neriman Köksal: Şirin'in ablası
Sevda Aydan: Leyla'nın Annesi
İbrahim Sesigüzel (Balonlu İbo)
Sinopsis:
Aynı binada yaşayan Leyla- Mecnun, Ferhat-Şirin ve Kerem-Aslı çiftlerinin evliliği üzerinden evlilik kurumunun, kadın erkek ilişkilerinin mizahi bir dille anlatımı bu filmin konusu. Leyla ve Mecnun iki çocuklu bir ailedir. Bir kız bir de erkek çocukları vardır. Mecnun, bir reklam şirketinde çalışmakta, Leyla ise Mecnun'a duyduğu aşktan, zengin baba evini bırakmış ev hanımlığı yapmaktadır. Mecnun, tipik bir Türk erkeğidir. Karısını çalıştırmaz, eve geldi mi yemek bekler, arkadaşları ile felekten bir gece çaldığında karısından dırdır işitmek en son istediği şeydir. Çocuklar okula gidip gelsinler, karısından hep güler yüz görsün, yeterdir ona. Kerem ile Aslı ise çocuksuz bir çifttir . Aşk denilen şeyi çoktaaan tüketmiş, ceviz kabuğunu doldurmayan her şeyi içn rahatlıkla kavga edebilmektedirler. Ferhat ile Şirin de çocuksuz bir çifttir. Şirin, boğazına oldukça düşkün iri kıyım, kolay kolay kafasına bişey takmayan , ablasının sözünü kocasının sözünden daha çok dinleyen bir adem kızıdır. Kocası Ferhat onun yanında minik dev adam gibi kalmaktadır. aynı binada yaşayan bu üç çift gün gelir kadın ve erkek tarafları olarak ayrılırlar. Her iki tarafın da birbirine söyleyeceği, eteklerinde biriktirdikleri taşları vardır . Yalnız taşları dökmek onları rahatlatamayacak, illa ki karşı tarafın başını yaracaktır. Şu yandaki resme baktığımda içim dibine kadar seksenler ile doluyor. Veletlerin üzerindeki pijamalardan tutun da, Hülya'nın saç kesimine kadar... perdeler , tüller... Kadirciğimin atleti :))
Hatta aynı resimdeki gibi kırmızı bir pijama takımım benim de vardı. Ama ben şu an tam da ordaki anne yaşındayım :)
Filmdeki veletlerin adını şu an için bulamadım. Ola ki rast gelirsem filme tekrar veya bir hayır severden filmi arşivime katabilirsem ne alâ.
Bu filmi o kadar çok seviyorum ki, evet bazı şeyleri tiye alarak abartarak anlatmış ama hepsi özünde doğru, dosdoğru. Evlilik aşkla da başlasa, bir süre sonra aşkın yerini alışkanlık, hayat şartları, mecburiyetler, ıvırlar zıvırlar alıyor... İşin içine çocuklar da girince, kişisel özgürlük alanına ve bir başına kalma zamanına vurulan darbe ile birlikte sorgulanacak, sıkılacak, dolup da boşalmak bilmeyen o ceviz kabuğuna tıkıştıracak meseleler de katılıyor.
Film, aynı zamanda dönemin siyasilerini hicvetmesiyle de çok önemli. Ustalar burada Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'e değdirmişler :) Harika bir ironi.
Sevda Aydan'nın sosyetik anne tiplemesi de çok hoş. Derdi yok, tasası yok, hizmetçisi bile kızından daha itibarlı. Neriman Köksal'ın canlandırdığı feminist kadın tipi de cuk oturmuş.
Benim en sevdiğim sahne ise Mecnun'un rakı içip de kafası güzelleştiğinde ayağa kalkıp, kollarını iki yana açıp şıkkıdı şıkkıdı oynaması. Gözler kısık, suratta mest bir ifade ile yayılan gülüş... Ne kadar izlesem bıkmam herhalde.
Mecnun'un Leyla'ya sevgiiiiliiiimmm namesinde çaldığı ıslıkla seslenmesi de hoş ayrıntılardan biri.
Sevdiğine kavuşamayan aşık rolündeki Balonlu İbo'nun aşık olduğu karakter de Sinekli Bakkal'ın namuslu kızı . Ama onu filmde hiç görmüyoruz. Dertli aşık, evli arkadaşlarına ne kadar öykünse diğerleri her seferinde üzerine gelirler. Onlara göre bekarlık sultanlıktır ya :)
Karı koca arasındaki kavga sonunda Türkiye'yi ilgilendiren toplumsal bir olaya dönüşüyor, evlerde artık Leylacılar ve Mecnuncular vardır . Çok canlar yanar çook :)
Sonunda kazanan aşkın ve hoşgörünün olduğu bu eğlenceli filmin izlenmesini tavsiye eder bu çilek:)))
Gönderen
çilek
zaman:
12:55
7
yorum
Etiketler: 70 ler, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır