Fatma Girik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatma Girik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2009

KAMBUR


"İnsanların kusuru yüzünde değil, yüreğindedir."

Fatma Girik ve Kadir İnanır'ın başrollerini paylaştığı 1973 yapımı bu filmi izlemek bugüne nasipmiş.

Bir kimseyi ona gözlerinizi verecek kadar sevebilir misiniz? Sevdiğinizi bir daha hiç görmemeyi, sesini duymamayı ve ona dokunmamayı da göze alarak, bunu yapabilir misiniz? Doğuştan kambur, horlanan, arkasından çağanoz diye bağrılan Azize, sevdiği adama gözlerini seve seve veriyor.

Kaybedecek bir şeyi olmayanların gözleri mi daha kara oluyor veya gerçekten aşk insana herşeyi yaptırmaya kadir mi bilmiyorum.

Kambur, bir ada filmi. Hikaye Ayvalık'ta ve ona yakın bir adada geçiyor, muhtemel ki Cunda'dır; adanın adını film boyu öğrenemiyoruz. Ada, önemli bir obje filmimizde; kahramanımız Azize, balıkçı babası ile birlikte yaşamaktadır, kamburundan dolayı sürekli erkek gibi giyinmektedir, görüntüsü de oldukça hoyrattır, ağ dikmekten elleri nasırlaşmıştır hatta. Azize herkesten uzak, bir başına, denizin ortasında yapayalnız bir ada gibidir. Ona ulaşması oldukça zahmetlidir, ulaşınca da bir ada kadar gizemli ve güzeldir içi, dışı da... farkında değildir. Onu adada dışlamayan sadece babası ile Tasula ablasıdır.

Hayatı boyunca hiç sevilmeyeceğine, beğenilmeyeceğine kendisini iyice inandırmıştır Azize, mutlu olduğu tek yer rüyalarıdır. Rüyalarının bir prensi vardır, beyaz atıyla karşısına çıkıp onun elinden tutan bir prens.

Günün birinde, rüyalarını süsleyen o prensi kanlı canlı karşısında görünce adeta nutku tutulur. Çünkü kemancı olan Ali, kördür. Tanışırlar. Zaman içinde Azize, Ali'nin gözü kulağı herşeyi olur. Ali de aşıktır Azize'ye, tek bir arzusu vardır, Azize'yi görebilmek. Onu görebilmesi, ona birilerinin gözlerini bağışlaması ile mümkün olacaktır ancak.

Tahmin edeceğiniz üzere, o birisi elbette ki Azize'dir. Ali'nin annesiden yemin alır; Ali asla, ona gözlerini bağışlayanın Azize olduğunu öğrenmeyecektir. Ali'nin gözleri açılırken, horlandığı adaya gözlerini kaybederek dönen Azize, ismi gibi bir azize olarak karşılanacaktır adada artık.

Ali, Azize'yi bulmak için adaya gelir, herkes tembihlidir, Azize, Ali'nin hayalindeki gibi kalacaktır, asla karşısına çıkmayacaktır. İstediği gibi de olur, Ali'nin bindiği vapur adadan ayrılırken, Azize de kendisini sulara bırakır.

Başarılı oyunculardan oluşan bir kadrosu var filmin, Fatma Girik çok başarılı ama en güzel performansı Azize'nin babası rolündeki İhsan Yüce gösteriyor. Erkek kıyafetleri ile görmeye alışkın olduğu kızını elbise ile gördüğünde "meğer ne güzel bir kızım varmış" deyiverir. Hemen anlar kızının bir erkeğe gönül verdiğini. Aşkına sahip çıkması için onu yüreklendirir. Ne onları dışlayan ada halkı umurundadır ne de başkası. Kızının mutlu olması hayatta en çok istediği şeydir. Ne yazık ki Azize'yi ansızın bırakıp gidecektir o da.

Etkileyici bir konuya sahip olmasına rağmen, gerçeklikten de bir o kadar uzak bir film bana göre. Beğendim mi? Beğendim. Benzer bir film izledim mi hiç ? İzlemedim. O zaman buna da yarabbi şükür diyor ve size de izlemenizi tavsiye ediyorum.

Kaldı ki, iyi roldeki Suzan Avcı ve mavi gözlü bir Kadir İnanır nasıl olurmuş görmek isteyenler hiç kaçırmasın derim.

Yönetmen: Atıf Yılmaz
Senrayo : Ayşe Şasa, Erdoğan Tünaş

28 Nisan 2009

Bizim Altın Kızlar


Ekran yerli Altın Kızlar'a kavuşalı 3 bölüm oldu. Bu lokum hatunların dördünü birden bir yapımda görmek de güzel. Ama...

Bilmiyorum.

Başta Türkân Şoray, hepsini ayrı ayrı beğeniyor seviyorum. Ama ters giden birşey var. Uymayan. Bol veyahut da dar gelen birşeyler.

Orjinal Altın Kızlar benim çocukluğumun en sevdiğim dizilerinden birisi. Özellikle Rose ve Sophia'yı en çok sevdiğim karakterlerdi.

Orjinalini bildiğim için elbette ki seyirci olarak kıyaslamaya giriyorum. Bizim Altın Kızlar'da sırıtmayan Nevra Serezli'nin canlandırdığı Gönül (Blanche) karakteri. Güldürebilen ise Fatma Girik'in hayat verdiği Safiye (Sophia). Onun dışında ı ıh.

Hülya Koçyiğit ve Türkân Şoray'ı izlerken sanki bir Türk filmini izliyormuş hissine kapılıyorum. Misâl, Sultan'ın hareketleri 60 lar 70 lerde oynadığı Fıstık Gibi Maşallah, Acele Koca Aranıyor, Ateş Parçası filmlerindeki hallerine benziyor. Hatta hatta Tatlı Betüş ve hatta Tatlı Hayat'ın Sevinç'i. Hülya Koçyiğit de 80 lerdeki gibi sanki; sanırsın ki Gece Dansı Tutsakları'ndan, Yavrularım'dan fırlayıp gelmiş. Hani rol kesmek diye bir tabir vardır. Kendilerince oturttukları bir kalıp var, motor dendiği anda hemen o kalıba giriyorlar. Sanki.

Nevra Serezli ise muhteşem. Sinema ve televizyon ekranlarından tanığım kadarıyla konuşabiliyorum. Serezli kaç tane dizide rol aldı, hiçbiri diğerinin aynı değil.

Altın Kızlar'ın ekrana geleceğini öğrendiğim andan itibaren böyle birşey ile karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Beni şaşırtan sadece Fatma Girik oldu. Komediye ne de yakışırmışsın sen güzel gözlü Fato :)

Uzun ömürlü olacağını hiç sanmıyorum maalesef bu dizinin. Bir güldürü dizisi güldüremiyorsa, zoraki espiriler olduğu bariz ise ve onlara da zoraki gülebiliyorsak fena. Geyik olacak biliyorum ama Türk kültürü ile uzaktan yakından ilgisi bile yok bu karakterlerin. Anacım, Türkiye sadece İstanbul, Ankara, İzmir'den ibaret değil. Bu karakterleri nerde doğurtup büyütmüşler merak ediyorum.

Ben bir Avrupa Yakası'nı bilirim , Türkiye'yi sadece İstanbul'dan ibaret sanan ki ona da çok yakışıyor, çünkü yerli :)

10 Mayıs 2008

Gülsüm Ana / Fatma Bacı



Yarın Anneler Günü. Bu vesile ile , seyretmekten her defasında zevk aldığım Gülsüm Ana / Fatma Bacı filmlerini paylaşmak istedim sizinle.


Sinemamızın iki çevrimli filmlerinden olan , Fatma Girik'in başrol oynadığı Gülsüm Ana (1982) aslında ikinci versiyon. Fatma Bacı adıyla ilk olarak 1972 'de çevrilen ve Yıldız Kenter'in başrol oynadığı filmin konusunu; eşi gözlerinin önünde kan davasına kurban giden ve geride kalan üç küçük çocuğu ile şehre göçüp yaşam mücadelesi veren cefakâr bir annenin mücadelesi oluşturuyor.


Oyuncu kadrosunu eşleştirerek yazmak daha hoş olur diye düşündüm. On sene arayla bakalım kim kimi oynamış?


Fatma Bacı - Gülsüm Ana
Yıldız Kenter - Fatma Girik - (Fatma /Gülsüm)
Bilal İnci - Hayati Hamzaoğlu - (Kan Davalı)
Şükran Güngör - Tanju Gürsu - (Baba)
Renan Fosforoğlu - Reha Yurdakul - (Büyük Kızın Zengin yaşlı sevgilisi)
Nubar Terziyan - Kadir Savun - (Köyden aile dostu)
Fatma Belgen - Özlem Onursal - (Terzide çalışan büyük kız)
Leyla Kenter - Alev Sayın - (Mimarlık okuyan küçük kız)
Sertan Acar - Günay Girik - (Evin oğlu)
Cemil Can Bıçakçı - Bülent Bilgiç - (Küçük kızın sevgilisi)


72 yapımının yönetmeni Halit Refiğ, senaryo yazarı Safa Önal. 82 yapımında yönetmen koltuğunda bu kez Memduh Ün oturuyor. Senaryo yine Safa Önal'a ait fakat Tanju Gürsu da yardımda bulunmuş. Zaten ikinci çevrimde senaryoda imzası bulunan Gürsu, filmin başında kurşunlara hedef olan baba rolünde çok kısa olarak gözüküyor. Gürsu aynı zamanda filmin yapımcısı.


İki filmin konusu tamamiyle aynı. Sadece bazı isimler değişik. Ben ilk önce Fatma Girik'li olan çevrimi seyretmiştim. Hatta çevrildiği sene veya 83 'de izlemiştim videodan. Çok etkilendiğim filmlerden biri olmuştu. O zaman kadar hep başrolde gördüğüm Tanju Gürsu nasıl olur da daha filmin başında ölür diye düşündüğümü hatırlıyorum. Daha kırk yaşında iken yaşının çok üstünde bir anneyi canlandıran Fatma Girik'e hayran olmuştum.


Filmde üç çocuğu canlandıran oyuncular da tamamiyle rollerine oturmuşlar. Yalnız 82 yapımında evini oğlunu canlandıran (aynı zamanda Fatma Girik'in de kardeşi olan) Günay Girik daha başarılı.


Yaşlı bir adama metres olan büyük kızı Özlem Onursal'ı saçlarından sürüyüp doktor kontrolüne götürdüğü sahne, küçük kızın bir kapıcı kızı olduğunu gizleyip, apartmandaki zengin ailenin kızıymışcasına rol yaptığı , o anda servise gelen annesi ile karşılaştığında onu tanımazlığa geldiği sahne, oğlunun ne yapıp edip silah aldığı ve kanlısını vurmaya gideceği sahne benim en etkilendiğim sahneler olmuştu.


Annelerine yardımcı olmak bir tarafa, büyük kızın içindeki zengin olma, rahat yaşama isteği, küçük kızın okuduğu okulda , dahil olduğu muhitte kapıcı kızı olduğunu gizleme , ailesinden utanma hali, tamircide çalışan oğlanın tek derdinin babasının kanını yerde koymamak olduğu bu aileyi, cefakâr anne bir arada tutmaya çalışmaktadır. Filmin sonunda , oğlunun hayatı sönmesin diye elini kana bulayan annemiz hapse düşüyor. Kendi önceliklerini o saatten sonra rafa kaldıran üç evlat, karşısına dikiliyor ve annelerinin hakkını teslim ediyorlar.


Fatma Girik, anne rolünde ne kadar başarılı ise, Yıldız Kenter'in de yaşından büyük kimseleri canlandırmaktaki ustalığı bilinen bir gerçek. Onun da canlandırdığı Fatma Bacı karakteri o denli güçlü. Lâkin Kenter'in aynı dönemlerde ardı ardına çevirdiği ve anne/abla rolünde olduğu diğer filmlerde de( Anneler ve Kızları,Kızım Ayşe, Ablam) aynı performansı göstermiş kendisi. Belki de sinemadaki ilk filmlerindne biri ola Ağaçlar Ayakta Ölür'den dolayı üzerine yapışıp kalmış bir roldür diyorum şimdi. Genç bir insanı bizim filmlerimizde şakaklarını ve tepedeki saçlarını ağırtarak yaşlandırıyorduk bir zamanlar. İşte örnek; Girik ve Kenter. Bu iki usta, bize genç olduklarına dair en ufacık bir ip ucu veriyorlar mı ? Hayır. Şimdi teknoloji gelişti, sinemamızın imkankanları arttı, dışarıdan özel makyözler getiriyoruz. Adamı / kadını yaşlandırıyoruz. Ama ben izlediğimde orada yaşlı bir insanı göremiyorum. Bilemiyorum benimle aynı fikirde olan var mıdır?



İki filmi yanyana koyunca benim beğenimde ağır basan Fatma Girik'li olan oluyor. Genel olarak bakınca , Fatma Bacı'yı o kadar başarılı bulmuyorum. Daha çok sevmemdeki en önemli etkenlerden biri de filmin müziği. 82 yapımında filmin müziğine imza atan Cahit Berkay. Yani karnını, filmlere müzik yaparak doyuran muhteşem müzisyen.


Ezcümle; izlenesi güzel filmlerimizden biridir Gülsüm Ana.



Not: Şimdilik Fatma Bacı film afişi ile idare edin, akşama Gülsüm Ana afişini de eklerim inşallah.

1 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 8

Erler Film sunar diyor bakın. Küçük Beyefendi 1962 yapımı , yönetmenliğini Türker İnanoğlu'nun yaptığı bir film. Senaryosunu Fuat Özlüer ve Safa Önal birlikte yazmışlar. Bir "Küçük" furyası almış başını gidiyor o yıllarda; Küçük Bey, Küçük Hanımın Kısmeti, Küçük Bey'in Kısmeti, Küçük Hanımefendi , Küçük Hanım... Aradan yirmi sene geçtiğinde yine bir "Küçük" furyası kasıp kavuracak Yeşilçam'ı ama bu fotoğraftaki naiflik olmayacak maalesef.

Fatma Girik'in 20, Göksel Arsoy'un 25 yaşında rol aldıkları bu filmde fakir genç ile zengin kızın aşkını anlatılıyormuş. Henüz izleme zevkine eremedim.

Kare oldukça kısıtlı bir alanı barındırıyor, arabayı bütün olarak görmek isterdim. Chevrolet veya İmpala olmalı. Sokaklar boş, arkada modern binalar. Neresi olabilir burası ? Göksel Arsoy'un saçları uçuştuğuna göre esintili İzmir olabilir mi ne dersiniz?!

Ya Fatma'nın şapkasına ne demeli, hasırdan sanki değil mi?

Ve ayrıca arabanın kapısına yansıyan görüntülere odaklanın iyice... film ekibini göreceksiniz :) ve hatta meraklı kalabalığı :))

1 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -1

Şu sıralar okumakta olduğum Mesut Kara'nın "Yeşilçam Hatırası" kitabının üzerinde adını çıkaramadığım bir filmin fotoğrafı bulunuyor. Fotoğrafta Kadir Savun, Cevat Kurtuluş, Sami Hazinses, Nubar Terziyan, Öztürk Serengil, Mürüvvet Sim ve Toto Karaca var.Bunun üzerine sabah Türkân Şoray'ın fotoğraflarını aratırken bazı fotoğraflara da rast gelince Sevdiğim Repliklerden sonra bir de öyle bir başlık açmak fikri çok sevimli geldi bana.
Kimi sette çekilmişti kimi filmlerden karelerdi. Uzun uzun baktım, kimileri artık bu diyardan göç etmiş o yüzler bana bakıyorlardı sanki. Düşündüm, kimbilir ne eğlenceli geçiyordu o çekim günü, belki de çok yorgunlardı, belki az sonra rolünü yaptıkları zengin hayatından sıyrılıp otobüse atlayıp evlerine gideceklerdi...
Gülümsememi hiç bozmadım. O anda saklı ve kitli bıraktım.

İlk fotoğrafımız 1964 yapımı KADIN BERBERİ filminden. Türker İnanoğlu'nun yönettiği filmin senaryosu Fuat Özlüer ve Safa Önal'a ait.



Fotoğrafta Ayhan Işık henüz 35, Filiz Akın 21, Suna Pekuysal 31 ve Öztürk serengil de 34 yaşındalar...

İkinci fotoğrafımız da CİCİ KÂTİBEM filminden. 1960 yapımı filmin yönetmeni Arşavir Alyanak, senaryo yazarı ise Erdoğan Tünaş.Orhan Günşiray'ın (32) "nerden bulaştım bu belaya" diyen yüz ifadesi, Fatma Girik'in (18) "elimden kurtulamazsın daha sana neler edeceğim" tarzındaki sevimliliği yanında rahmetli Suphi Kaner'in (27) olayları yâkinen bilen bilmiş adam pozuna dikkatlice bakın. İyi seyirler.

22 Kasım 2007

AVÂRE MUSTAFA


Bir kaç ay önce TRT1'in haftasonu sabahları yayınladığı siyah beyaz türk filmleri kuşağında izleme olanağı bulmuştum bu filmi. Senaryosunda üç usta kalemin; Ömer Lütfi Akad, Memduh Ün ve Halit Refiğ'in imzası bulunan 1961 yapımı filmin yönetmen koltuğunda yine Memduh Ün var.

Yeşilçamımızın iki versiyonlu filmlerindne olan Avare Mustafa, daha sonra 1980 yılında yine Memduh Ün tarafından bu sefer Devlet Kuşu adıyla tekrar çevrilecek, başrolünde de Kemal Sunal oynayacaktır. Zaten film de Orhan Kemal'in Devlet Kuşu romanından uyarlama.

Sinopsis:
Mustafa, çok yakışıklı ama aylak, işsiz bir gençtir. İki kız ve bir erkek kardeşi, annesi babası ile fakir bir semtte oturmaktadır. Bir de iki can dostu vardır; Sülo ile Murat. Hayalleri, bir köfteci dükkanı açmaktır. Bir de aynur'a kesiktir Mustafa. Derken günlerden bir gün kalantor Zülfikar bey bu fakir semte gelir, kocaman bir apartman dikecektir buraya. Mustafa'nın babasını da inşaata bekçi yapar. olaylar bir anda gelişir ve Zülfikar bey'in kızı Hülya, ünlü aktör Tyrone Power'a benzettiği Mustafa'ya aşık olur. Herkes Mustafa'yı fitlemektedir. Evlenmelidir o kızla, iki kız kardeşi, küçük erkek kardeşi, annesi , babası, köfteci açmak isteyen o can dostları için yapmalıdır bunu. Gözü kararır ve zengin kızla evlenir...

Rol dağılımı:
Ayhan Işık : Avare Mustafa
Fatma Girik: Aynur
Mümtaz Ener: zengin adam Zülfikar bey
Çolpan İlhan: Zülfikar'ın hasta kızı Hülya
Semih Sezerli : Mustafa'nı can arkadaşı Sülo
Suphi Kaner : Mustafa'nın diğer can arkadaşı Murat
Salih Tozan : Mustafa'nın babası
Muadelet Tibet : Mustafa'nın annesi
Emel Yıldız : Mustafa'nın kız kardeşlerinden Ayten ( bildiğimiz Panter Emel )
Leman Akçatepe: Hülya'nın annesi

Bugün blogumda bu filme dair bazı ayrıntıları , kendine has üslubunu ve muhteşem detayları ile bezediği sinema yazılarını zevkle okuduğum değerli ağabeyim Murat Çelenligil'in kaleminden aşağıdaki pasajda okuyacaksınız. Daha önce film hakkında hazırlamış olduğu ilgili yazısı Sinematurk'de yer aldığı için ben kendisinin de iznini alarak buraya taşıyorum.

Avâre Mustafa

Taşkasaplı’nın bahçeli kahvesi... Ailesinin ve arkadaşlarının ‘dolduruşuyla’ Zülfikar Bey’in ‘tapon’ kızı Hülya ile evlenecek olan Mustafa ve onu ‘hiçbir kızın sevemeyeceği kadar seven’ Aynur...
Aynur ; “Seni çok aradım sormak için, duyduklarım doğru mu?”
Mustafa ; “…”
Aynur ; “Neden cevap vermiyorsun?”
Mustafa ; “…”
Aynur ; “Demek doğru, demek kızın zenginliği başını döndürdü. Para için sattın kendini.”
Mustafa ; “Mesele senin bildiğin gibi değil Aynur.”
Aynur ; “Yazık, erkekliğinden utan. Ben, kız başıma senin için kimleri reddettim. Ama, neye yarar, neye yarar bütün bunlar boş laf değil mi? Boş laf Mustafa.”

Orhan Kemal’in ‘Devlet Kuşu’ (1958) adlı romanının ilk çevrimi. İstanbul Unkapanı’nda, akşamları, bekçi düdüklerinin sarhoş naralarına karıştığı bir işçi mahallesi... Sirkeci-Çekmece arasında çalışan banliyö trenleri, çeyrek saatte bir, ahşap evleri temellerinden sarsarak, kurşun hızıyla geçiyor.

Demiryoluna bakan sokakta, Mustafaların yana kaykılmış evleri var. [İlerde Hülya, babası Zülfikar Bey’e bu evden söz ederken “Tıpkı (Emile) Zola’nın kitaplarındaki (herhalde ‘Germinal’) gibi” diyecektir. Baba (Mehmet), matbaada kapıcı. Karısı Şöhret’le, buralara 30 yıl önceki mübadelede gelmişler. Dört çocukları var ; Mustafa, Ayten, Nurten ve Erol. (Romanda, beş çocuklu olduklarından, Şöhret’in işi daha zor.) Devlet Kuşu’ndaki ev, gaz lambası ile aydınlanırken filmdekinde elektrik var. Mustafa’nın odasında duvarda asılı bağlama, sanki süs gibi, film boyunca ona bakmadı bile. Geri kalan 5 kişi bir odada kalıyor. Mehmet’in arkadaşı Bayram da neredeyse aileden biri. Ayakkabı boyacısı olduğunu filmden değil romandan anlıyoruz. Ayten ve Nurten, triko lafı geçse de neresi olduğunu tam olarak öğrenemediğimiz bir yerde (romanda aynı semtteki Tütün Fabrikası’nda) çalışıyorlar. Erol ise, 1 lira haftalıkla, gaz ocağı tamircisinin yanında çırak. Okul masraflarını böyle çıkarıyor. Mahalledeki Küçük Kara Kartallar takımında sol iç.
Mustafa... Ona, Avare (1951) (Raj Kapoor) filminin adını takmışlar. Romanın yazarı gibi orta ikiden belgeli. Okumadığından yakınan annesine “... Mektebe yırtık pantolon, yamalı ceket, boş mide ile mi gidecektim? Herkes benle alay mı etsin istiyordunuz?” demişti. Gündüzleri, mahallenin kızlarına değil laf atmak başını çevirip bakmıyor bile. Ama, fitil gibi sarhoş olduğu akşamlarda narası yankılanıyor. Askerliğini bitirmiş. Arkadaşları Sülo ve Murat gibi, işçi mahallesinde işsiz. Babası “Ne eve hayrı var ne kendine” diyor.

Murat... Aralarında, Taşkasaplı’daki çay-kahve paralarını verebilecek kadar parası olan(!) tek kişi. Çoğunlukla bul karayı al parayı yoluyla adam söğüşlüyor. Romandaki adı ‘çingene’. Daha 6 aylıkken babasını bir taksi çiğnemiş. Bir yaşındayken, annesini de verem alıp götürünce, komşuların eline kalmış. Arkadaşlarına, film boyunca 5 kez “Şu İstanbul’da bizim gibi arkadaş var mı be. Kardeşten ileriyiz” diyor.

Sülo.. Yıllar yılı Cibali Tütün Fabrikası’nın tozlarını yuta yuta canlı cenazeye dönmüş annesi ve onlara hiç yardım etmeyen varsıl odun tüccarı dayısından başka kimsesi yok. Avare gibi, o da orta ikinci sınıftan belgeli. Gücü pek yetmese de hamallık yapıyor.

Mustafaların kapı komşuları Aynur ve annesi Naime Hanım, iki ay önce taşınmışlar. Evin babası filmde kaçmış, romanda ise ölmüş. Kapalı Çarşı’daki bir yere dikiş dikerek geçiniyorlar. Aynur, sabahları, güzel yüzünü bahçedeki muslukta yıkarken Hatırla Ey Peri (Muhlis S. Ezgi) şarkısını söylüyor. Mustafa da pencereden onu hayranlıkla seyretmekte. Çoktan evlenecekler ama ah şu parasızlık.

Üç arkadaş, bundan sonra serseriliği bırakıp adam olmanın çaresine bakmak ve Çemberlitaş’taki Arnavut Eşref’in banka gibi çalışan köfteci dükkânına benzer bir yer açmak istiyorlar. Tek eksikleri, bir türlü bir araya getiremedikleri ve getiremeyecekleri 3 bin liradır.

O günlerin birinde, eski kaymakam yeni karaborsacı müteahhit Zülfikar Bey, tam da Mehmet ve Şöhret’in evlerinin önündeki arsaya bir apartman dikmeye başlar. Mehmet ve Bayram’a, inşaatta bekçi olarak iş verir. Zülfikar Bey’in gelişleri sırasında bir gün, hastalıklı kızı Hülya, Aytenlere konuk oluyor. ‘Sevmek Zamanı’ filminden (1965) birkaç yıl önce, Mustafa’nın Tyrone Power’a (romanda Gregory Peck’e) benzettiği resmine sevdalanır.

Aynur, sanki olacakları bilir gibi “Korkuyorum Mustafa. Paralarıyla başını döndürmelerinden korkuyorum” demişti. Delikanlının değil ama böyle yağlı bir kapı bulmanın şaşkınlığı ile ailesinin ve dükkân için gerekli parayı cepte zannetmenin sevinci ile arkadaşlarının başları (ve gözleri) dönüyor. Mustafa’yı, Zülfikar Bey’e damat olması için zorlarlar. Aynur’un aşkı ile dolu olan Avare, yanılıp, evlenmeye razı olur ama birkaç ay sonra yaptığı hatayı düzeltmek için akla karayı seçecektir.

Hülya ve Mustafa’nın düğünlerinin yapıldığı Taksim Belediye Salonu. İçerde Petite Fleure (S. Bechet) (1952) ve Historia de un Amor (C. Almaran)(1955) melodileri ile dans eden konuklar. Kapıda, giysileri uygun bulunmadığı için içeri alınmayan, Sülo ve Murat, Zülfikar Bey’le konuşuyorlar...

Sülo ; “Biz Mustafa’nın arkadaşlarıyız. Mesut gününü kutlamaya geldik. (Kapıcıyı göstererek) Bu haybeci bizi içeri bırakmıyor. Mustafa’nın babalığı bizim de babamız sayılır. (Elini) Öpeyim babacığım.”

Murat ; “Yani façamız bozuksa (aslında diğer günlerdeki giysileriyle kıyaslandığında Lord gibi giyinmişler), biz insan değil miyiz?”

Zülfikar ; (Onları kaba bir şekilde iterek) “(İçeri almayanların) Hakları var tabi. Burası size göre bir yer değil. Alın şu parayı da kendinize göre bir yerde eğlenin.”

Murat ; “(Zülfikar Bey’in para uzatan elini geri ittirerek) Ayıp ettin. ‘Baba’ dedik, ‘elini öpelim’ dedik. Biz uşak mıyız? Mustafa’nın can ciğer kardeşleriyiz. Sen o parayı uşaklarına ver.”

Sülo ; “Hey gidi insanlık hey. İnsanlık para ile olmuyormuş sahiden. Biz el öpelim dedik, etek öpelim demedik.”

Notlar:


İlk çevrimle ikinci çevrim olan Devlet Kuşu'ndaki rol dağılımı karşılaştırınca;

Ayhan Işık - Mustafa - Kemal Sunal
Fatma Girik - Aynur- Serpil Çakmaklı
Çolpan İlhan - Hülya - Mehtap Ar
Mümtaz Ener - Zülfikâr Bey - Hüseyin Kutman
Semih Sezerli - Sülo - Bülent Kayabaş
Suphi Kaner - Murat - Yadigâr Ejder
Salih Tozan - Mustafa'nın babası - Muhteşem Durukan
Muadelet Tibet - Mustafa'nın annesi - Nermin Özses
Emel Yıldız - Ayten - Merih Fırat
Leman Akçatepe - Hülya'nın annesi - Şeref Çokşeker


Zengin kız Hülya'nın kendisini benzettiği artist Kemal Sunal'lı versiyonda Jean Paul Belmondo iken ( ki öyle de şahane poz vermiştir Sunal), Ayhan Işık'lı versiyonda benzettiği artist Tyrone Power 'dır (harbiden de benzer Ayhan abimiz, kendisi daha yakışıklı ). Dolayısıyla Kemal Sunal "belmondo mustafa" adını almaktadır. her ne kadar Tyrone Power'a da benzese Ayhan abimizin işsiz güçsüzlüğünden, aylaklığından lakabı Raj Kapoor'un meşhur filmi Avare'den gelmektedir.Devlet kuşu versiyonu, bir Kemal Sunal filmi olması dolayısından herhalde daha eğlenceli ve içinde espiriler, komiklikler barındırıken, Avare Mustafa filmi daha naif, daha samimidir, dram kıvamında başlar ve biter.

Düğün salonunda çalan Historia de un Amor'u da Benim Bütün Dualarım Seninle olarak anımsarız.