Ya böyle bir film varmış ve ben nostalji çileği bunu bilmiyormuşum. Film tozlanacak kadar eski değil , 2006 yapımı ama konusu nostalji kokuyor.
Kanal d denilen televizyon borusu beş on dakikada bir araya reklam girerek filmin içine de dışına da tükürdü ama sonuçta filmi izleyebildim.
Çok etkileyici olmamakla birlikte güzel bir film olduğunu söyleyebilirm. Kime göre ? Türk sineması sevene göre.
Şu fikir etrafında hayat buluyor filmimiz : Meryem Ana'yı herkes sever ama orospuyu sevmek yürek ister.
Zamanının ünlü bir yönetmeni olan Aziz, sevdiği kadın olan oyuncu Leyla'nın seks filmlerinde rol almasını kaldıramıyor ve hayata küsüp uzaklara gidiyor. Evlenmeyi düşündüğü ama asla açılamadığı bu kadın için de bir senaryo yazmıştır üstelik. Aradan çeyrek asır geçtikten sonra , yazdığı o senaryo ile tekrar çıkagelir. Bir zamanlar birlikte çalıştığı ekip arkdaşlarını toplar, bu yeni film hepsini heyecanladırmaya yeter. Ama hesaplamadıkları şeyler vardır, değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu unutmuşlardır. Filmi tamamlamak artık onlar için bir onur meselesi olur. Diğer yandan Leyla ve Aziz de karşı karşıya gelirler, hesaplaşacaklardır. Ama neyle?
Filmi izlerken aklımdan geçen isimler oldu, sanırım izleyen çoğu kişinin de geçmiştir. Zerrin Egeliler'i, Arzu Okay'ı, Ali Poyrazoğlu'nu düşündüm...
Filmin başrol oyuncusu, yönetmen Aziz rolünde Altan Erkekli. Leyla rolünde Nevra Serezli. Cezmi Baskın, Ferdi Akarnur, Haldun Dormen... Hep tanıdık simalar... Tanıdık diyorum çünkü son dönem filmlerinde çoğunlukla onları yan yana görüyoruz. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaryo yazarı olan Ayhan Sonyürek'in adını ilk defa duydum. Zaten öğrenebildiğim kadarı ile ilk yönetmenlik denemesi. Baba Evi, Süper Baba ve İkinci Bahar gibi hoş dizilerin senaryo ekibinde de bulunmuş. Daha güzel işler yapmasını temenni ediyorum buradan.
Son Söz : Gayet de izlenir bir film yeter ki beklentinizi yüksek tutmayın.
30 Aralık 2007
UNUTULMAYANLAR
27 Aralık 2007
HİCRAN SOKAĞI
Sonunda söyleyeceğim lafı başında söyleyeceğim; Türk filmi sevmeyen bu filme gitmesin.
Vizyondaki filmlerden biri olan Hicran Sokağı hakkında potansiyel izleyicilerin iştahını kapatmamak adına çok şey söylememem gerek. Blogun takipçileri bir filmi iciği ciciğine dek yazdığımı biliyorlar. O yüzden konusuna dair , heyecan kaçmasın hesabı çok şey söylemeyeceğim elbette :)
Film, Sadri Alışık'ın aziz hatırasına saygı ile açılıyor. Bu Sadri Alışık lafını dikkatli bir Türk filmi izleyicisi aklının bir köşesine not etsin. Zira onlarca filmde Alışık ile birlikte çalışmış olan Safa Önal'ın eski dostuna bir açılış notundan fazla bir göndermesi filmin içinde gizli.
Türk filmlerinde gördüğümüz bütün klişeler; fakir ama gururlu genç, yıllarca çocuğunun izini kaybeden anne, pişman olup yıllar sonra ailesini arayan adam, hiç evlenmemiş kız kurusu yurt müdürü :)... yüze yapılan ani zoomlar, koşa koşa uzaklaşan kalbi kırık genç kız, kızının hayatına müdahale etmek isteyen idealist anne, yaşamak için ekmek çalan çocuk, tren garı, garda veda, tren hareket ettikten sonra en alâkasız insanın trende peyda olması ve hatta hatta gecenin köründe arabayla ezip geçme klişesini bile bu filmde görüyoruz. Bir nostaljiğin aradığı herşey, onu fazlasıyla doyuracak şekilde doz doz verilmiş.
Benim çok mutlu olduğum husus, kadroda geçmişin yıldızlarını tek tek görmek oldu. Bir zamanlar filmlerde şakakları beyazlaştırılarak yaşlandırılan bu insanları şimdi gerçek bir yaşlı olarak görebilmek çok hoş bir duygu. Kadın yıldızların hepsi maşallah göbeğe çalışmış ki Hülya Koçyiğit'i ayrı tutuyorum. Hani derler ya yıllara meydan okudu diye... Hülya'ya yıllar bişey yapamamış. Kadın yıldızlar böyle de erkekler ne alemde derseniz, onlar da iri kıyım, kilo almış yürümüş maşallah. Onlarda formda olan bir Engin Çağlar. Meğer onda da ne boy varmış, diğerleri güdükmüş yahu :)) Şaka bir yana, hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı güzel yaşlanmış. Sezer Sezin hele...
Sinemayı sevmemin en önemli nedenlerinden biri de bir insanın hayat seyrine tanık olmam. Günler, aylar, yıllar geçerken, yüzde çizgiler otururken, saçlar dökülürken görüyorum. Fotoğraflarının içinde kayboluyorum. İnsan kendi seyrini anlamıyor da , karşısındaki değişiklikleri hemen görüyor.
Film müziği Cahit Berkay imzası taşıyor, bir Selvi Boylum Al Yazmalım tadı var sanki.
Görüntüler , manzara eskileri hiç aratmıyor. Bir de devamlılık yanlışı buldum gerçi bu filmde öyle birşeyin önemi zaten yok; esas oğlan Arif hapse girdiğinde sıcacık bir yaz günü, hapisden 5 ay 3 gün sonra çıktığında da sıcacık bir yaz günü :) Olsun beee...
Rutkay Aziz nedense bana sanki Avrupa Yakası'ndan çıkıp gelen Bülent Onaran gibi geldi. Hep aynı tonlama. Selma Güneri- Yusuf Sezgin çiftinin oğulları Umut'la birlikte sanırım ilk filmleri ve Umut'u bu kez beğendim.
Filmin genç oyuncuları Arda Esen, Ahu Türkpençe, Pelin Batu ve Yeliz Doğramacılar fazlasıyla o klişelerin hakkını vere vere oynamışlar.
Anlamadığım bir şey oldu; Orhan Kural'ın orda işi neydi ? Hani eski yıldızları bir araya topladın, bir filmde buluşturdun (ki bundan sonra zor o) , Orhan Kural ne iş? Eski bir yıldızdı da ben mi görmedim yoksa yakın bir arkadaş durumu mu söz konusu?
Türk sinemasını herşeyi ile seven gitsin izlesin, pişman olmayacak :)
11 Kasım 2007
İzlenmeli : ANLAT İSTANBUL
Daha çok altmış dönemi Türk filmlerini sevdiğimden ve zamanımın tümünü film izlemeye ayıramadığım için bu harikulâde filmi izlemek yeni nasip oldu.
Arada kaçırdığım için hayıflanmam gereken ne kadar film var emin değilim ama bu da onlardan birisiymiş.
Beş yönetmen, beş göz, beş ayrı bakış açısı , tek film. Bildiğimiz masalların günümüze, İstanbul'umuza uydurulmuş gerçekçi hali , kimi zaman evden kovulan sekizinci kız cücenin, kimi zaman uyuyan güzel saliha'nın kimi zaman da hiç doğmamış küçük kız çocuğunun ağzından bize aktarılıyor.
Aldığı ödülleri referans göstermeyeceğim, sade vatandaş çilek, sinema izleyicisi çilek olarak mutlaka izleyin diyeceğim sadece. Altan Erkekli ve Özgü Namal'ı daha da sevdim diyeceğim bir de.
İstanbul anlatmış, siz de görüp dinleyin.
Filmin künyesi ve izleyici yorumları ile ilgili geniş bilgi sinematurk'de.