Hülya Koçyiğit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hülya Koçyiğit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2009

Yeşilçam'a Dair Kitaplar

Bugün gazetesinin 7 Aralık 2009 tarihli nüshasında okuğum bir haberi paylaşmak istiyorum.


"Hakkında Daha Çok Kitap İstiyor" başlıklı haberin metni şöyle: "Üniversitelerde birçok kez tez konusu olan Hülya Koçyiğit , hakkında da üç kitap yazıldığını ama bunun az olduğunu söyledi. Koçyiğit, 'Bence yetmez. Çünkü benden söz edildikçe sinemadan söz edilmiş oluyor. Sinemadan daha da çok söz edilsin istiyorum. Çünkü birçok gençlerimiz sinema okullarında kaynak açlığı çekiyorlar' diye konuştu."


Önce genzimi bir temizleyeyim, ciddi konuşacağım da; Öhhhööm.

Sevgili Hülya Koçyiğit dediğinde çok çok haklı. Üniversitede okumaya da gerek yok, hakikaten de sadece Hülya hanımın değil, diğer Yeşilçam emekçilerinin hakkında da kaynaklarımız çok kısıtlı. Okuldakileri bilmem de ben çok açım bu konuda.

Hülya Koçyiğit ile ilgili yazılmış bir kitabı okudum sadece o da "Film Gibi Yaşadım" isimli bir çalışmaydı ki, sonra bu kitaba para verdim diye ciddi ciddi dudaklarımı ısırdığımı hatırlarım. Benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Dünya Yayınevinden çıkma bu kitabı rahmetli Nezih Demirkent'in (Dünya yayınlarının sahibi) torunu Feyzan Ersinan kaleme almış. Kitabın ilk basımı 2004 yılına ait (başka basımı olduğundan şüpheliyim), yazar o sırada henüz 22 yaşında. Bahsettiği diğer iki kitaptan biri de Dört Yapraklı Yonca olsa gerek.

Nasıl anlatmalı; o kadar acemice bir çalışma ki, sık sık tekrarlara düşülüyor, bir kaç sayfa evvel okuduğunuz bir pasajı veya olayı başka bir başlık altında tekrar okuyorsunuz, düşüncenin akışına ters işleyen bir sıralama vb. şeyker , sizi okurken asıl konudan "Hülya Koçyiğit"ten uzaklaştırıyor. Ben kitabı çıktığı sene alıp okumuştum, aradan epey zaman geçti hatırladıklarım bunlar. En hayal kırıklığına uğradığım nokta ise bana Hülya Koçyiğit hakkında yeni hiçbirşey vermemiş olması. Koca kitaptan öğrenebildiğim en yeni bilgi sadece Koçyiğit kardeşlerin (Hülya, Feryal ve Nilüfer) birlikte rol aldıkları tek filmin Posta Güvercini olduğuydu. Bak şimdi ondan bile şüpheliyim ki sanırım sadece Feryal Koçyiğit'in de birkaç filmde rol aldığını öğrenmiş olabilirim.

Şöyle düşünmüştüm; Hülya Hanım, Nezih Demirkent'le olan hukuklarının hatırına torun Feyzan hanımla böyle bir çalışmaya girişmiş. Belki genç yazarı yüreklendirmek de istemiş olabilir, takdir ederim bunu ama, ortaya çıkan şey... maalesef ı ıh. Benden bahsedildikçe sinemadan bahsediliyor demiş Hülya Hanım ama o kitapta sinemaya dair çok şey görmedim ben.

Çalışmayı yerden yere vurmak değil amacım ama ortada daha nefis ve doyurucu çalışmalar dolaşırken, elimizdeki bu ürün Hülya Koçyiğit'e yapılmış kocaman bir haksızlık gibi duruyor. Kitabın takdimini de Feridun Andaç yapmış ki; kendisinin Türkan Şoray hakkında yazdığı "Türkan Şoray ile Yüz yüze"si de bend eaynı tadı bırakmıştı. Sonrasında Atilla Dorsay'ın kaleme aldığı "Sümbül Sokağın Tutsak Kadını isimli kitabı ilaç gibi gelmişti. Türkan hanımla ilgili daha geniş bilgi isteyenlere bu kitabı gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

Türk sineması, emekçileri hakkında daha çok kitaplar yazılsın evet, Hülya Koçyiğit hakında 3 değil 30 kitap olsun isterim. Her kalemin lezzeti de farklı onun da farkındayım ama acemi ellere teslim edilmesin bu. Mesela Cüneyt Arkın'ın kendisinin kaleme almış olduğu "ADINI UNUTAN ADAM " isimli kitap öyle şahane ki, cüneyt Arkın karşınıza geçmiş de bir bir anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. Setlerden, kamera arkasında yaşananlaran en hoşu da içindeki adamdan haberdar oluyorsunuz. Bir insanı kendisinden daha iyi tanıyacak kimse var mı? Yok. Bu yüzden Cüneyt Arkın'ı kendi eliyle tarihe düştüğü için not için tebrik etmek lazım.

Yönetmeninden, senaristine, ışıkcısından sesçisine, set fotoğrafçısına varana dek... hepsi anılarını kaleme alsınlar. Örnekleri de var bunların, harika arşivlik malzemeler çıkıyor içinden. Ama işte bazısından hiçbirşey çıkmıyor.

Yazar ele aldığı sanatçı ile iyice hemhal olunca (örneğin Atilla Dorsay'ın Türkan Şoray ile ilgili kitabı veya Bircan Usallı sılan'ın Belgin doruk'un vefatından önce kaleme aldığı "Acı Dolu Yıllar" , Mesut Kara'nın "Yeşilçam'da Unutulmayan Yüzler " gibi) o kitabı okumanın zevki, dimağınızda bıraktığı tat da bambaşka oluyor.

Bundan böyle, benim hafızıma yerleşmiş, okurken çok zevk aldığım kitapları önermeyi düşünüyorum buradan.


Son olarak, dün blogun analiz sonuçlarına bakarken "Gülşen Bubikoğlu'nun boyu kaç cm" diye arama motoruna yazıp aratan ve soluğu Çilek'in Dünyası'nda alan birden fazla kişiyi görünce "Yok artık Lebron James" oldum onu da söyleyeyim. Hayır neden bir insan bunu merak eder ki :)

25 Ekim 2009

KISKANÇ KADIN

Ohhhh....beeeeeeeeeee....

ya da

Ohhhhh... öldüm :)

Nasrettin hocanın kepçe kaşık davası gibi hem de. Uzun süredir uykuya yenik düştüğümden, haftasonu sabahları erken kalkıp bünyeyi eski Türk filmleri ile kuvvetlendiremiyordum. Bu sabah kış saati uygulamasına geçilmesinin yaşattığı torpille 3 türk filmini (Kıskanç Kadın, Şenlik Var, Doktor) arka arkaya izledim. Bünye zıpkın gibi oldu maşallah :)


Kıskanç Kadın
Yönetmen: Osman Nuri Ergün
Senarist : Osman F. Seden
Yapım: Akün Film (İki Osman'dan ötürü bir Osmanlı filmi de diyebiliriz :))

TRT 1'de 1966 yapımı KISKANÇ KADIN adlı filme rastladım, ki uzun süredir hep aynı filmleri veren TRT'de yeni gösterilen bir nostaljik yapıta rastlamak da şansdı benim için.

Efendim... Filmimizin baş aktörü Cüneyit abimiz, baş aktristi de Hülya Koçyiğit. Daha geçen hafta ikilinin oynadıkları İstasyon (1977) filmini izlediğim için , sinemadaki ilk yıllarında çekmiş oldukları bu filmi ayrı bir gözle seyrettim.

Cüneyt Arkın'ın can verdiği (daha sonrasında boynuzlandığını anladığımız) yakuşuklu ve ketum insan Kemal Seden, adını filmin senaristi Osman F. Seden'in oğulcuğu Kemal'e geçtiği bir kıyaktan alıyor zannımca. (Kemal Seden o sıra daha 3 yaşında, bunu biliyor mıydınızzz? I ıh... tahmin etmiştim zaten :P) . Bir de Osman F. Seden'in Kemal Film diye şirketi var biliyorsunuz.

Neyse konuya geçeyim. İngiliz yazar Daphne Du Maurier' ın "Rebecca" adlı romanından esinlenerek senaryolaştırılmış film. Kemal, yakışıklı ve zengin , hoş bir duldur. Neden ? Çünkü 3 yıl kadar önce karısı Sevda bir deniz kazasında ölmüştür. Adam hem hoş, hem zengin ve üstelik de dul olunca cemiyet hayatının (bayılırım şu kalıba da ha :)) önde gelen kız kuruları (!) Kemal'in kalbini çalmaya çalışmaktadır. O kuru kızlardan biri de rahmetli Suna Pekuysal'ın canlandırdığı Rukiye'dir. ( Yaa... cemiyet hayatından olup da adı Rukiye olan var mı yaaa, sanırım bu da Osman Seden amcamızın bir yakını olabilir. Olabilir mi ? Olabilir olabilir.)

Kemal cancağızım Rukiye bacımıza bakmadığı gibi, Rukiye'nin annesinin (Mualla Sürer) katibesi Nevin'le (ne uzun cümle oldu be, üstelik devrik de değil :P) ilgilenmeye başlar. Nevin ? Hülya Koçyiğit canım. Sen nasıl olur da cemiyet hayatının asil kızlarından Rukiye ile değil de paçooozzz, alt tabaka insanı Nevin'le aşna fişne edersin deyu, kızı bi güzel kovar annesi. Kemal bunun üzerine Nevin'le evlenir ! Çok mu çabuk oldu :) Evleniyorlar yani bu olayın sonucunda. Geliyorlar aşk yuvalarına. Transilvanya'da bir şatoya desek daha doğru :)

Efendim o nasıl kasvetli bir evdir, evin hizmetçileri ölen hanımlarına nasıl da bağlıdırlar hayret yani. En güzel sürpriz ise, burada da karşımıza en kurusundan bir kızın daha çıkması. Perihan (Çolpan İlhan) isimli mürebbiye kılıklı kız kurusu da aslında Kemal beyimize yanıktır da, Kemal beyimiz göstermektedir ama vermemektedir adeta (ahahahaha, nasıl bi tariftir bu yaw?). Yani Kemal beyimizin soluk alışı bile Perihan bacımızı delirtmektedir. O derece.

Gel gelelim taze gelin Nevin, bir türlü kendisini bu evdeki hizmetlilere ve Perihan'a kabul ettirememektedir. Vazoya gül koysa azar işitmekte, pikapta plak dinlese dinlediği plak kocası tarafından parça pinçik edilmektedir. Neden? Çünkü yaptığı her şey ölen eş Sevda'yı hatırlatmaktadır Kemal'e.

Meğer işin içinde iş varmış sevgili okur, onu da filmin son 15 dakikasında öğreniyoruz. Ölen Sevda, dayımın oğlu diye aşığı Necmi'yi (Orhan Elmas) eve almakta, cemiyet erkekleri tarafından Rita Hayworth muamelesi görmeye bayılmaktadır. En sonunda Kemal'in canına tak eder ve Sevda'yı altı kurşun ile (rakamla 6) öldürür. Dikkatli seyirci, Sevda'nın kurşunları yerken hiç hareket etmediğini gözden kaçırmaz. Bilirsiniz bizim filmlerde insanlar hemencecik ölmez, önce 2 takla atar, yere düşer, tekrar kalkar, sonra bi daha düşer, yetmedi karakola kadar gider, olmadı yere kanla katilin adını yazarlar demi? Ama Sevda öyle yapmıyor. Çünkü meğersem zaten Kemal içeri gidip komodinden tabancayı alana kadar çoktan ruhunu teslim etmiştir. Neden biliyor musunuz ? Asla bilemezsiniz. Kalp sektesinden değil, zatülcenpten de değil. Rahim kanserinden abicim. Yeaaaaa ... Şaşırdın demi, şaşırdın şaşırdın :) İşte Türk filmi adamı böyle çarpar :)))

Sonracığıma Kemal, karısının katili olduğunu düşüne dursun, aslında Sevda'nın ölüm nedeni, Perihan'ın ona vurduğu 3 dozluk morfin yüzündendir. Zaten mahkeme salonunda son anda ortaya çıkan Dr. Hikmet Kuntay (Muammer Gözalan) 3 doz lafını duyunuca "hiiiiii"der , "3 doz mu vurdun, bir saat bile yaşayamaz o dozla) deyiverir.

İşte efendim, Kemal'i son anda ipten almak Nevinciğin çabaları sayesinde gerçekleşir, çünkü Nevin'in içinde öyle bir his vardır ki, tam da şurasında yani, Kemal asla katil olamaz.

Bu arada, Sevda'nın yüzünü bir türlü görmeyiz, hep arkadan görürüz onu. Kim canlandırmıştır, fikrim yok. Güzel filmdi be.

Son not: Bu yazıyı yazarken had safhada keyifliydim, ne bir şey içtim ne de yuttum, arka arkaya 3 filmden sonra biraz çarptı galiba, hepsi bu :))

28 Nisan 2009

Bizim Altın Kızlar


Ekran yerli Altın Kızlar'a kavuşalı 3 bölüm oldu. Bu lokum hatunların dördünü birden bir yapımda görmek de güzel. Ama...

Bilmiyorum.

Başta Türkân Şoray, hepsini ayrı ayrı beğeniyor seviyorum. Ama ters giden birşey var. Uymayan. Bol veyahut da dar gelen birşeyler.

Orjinal Altın Kızlar benim çocukluğumun en sevdiğim dizilerinden birisi. Özellikle Rose ve Sophia'yı en çok sevdiğim karakterlerdi.

Orjinalini bildiğim için elbette ki seyirci olarak kıyaslamaya giriyorum. Bizim Altın Kızlar'da sırıtmayan Nevra Serezli'nin canlandırdığı Gönül (Blanche) karakteri. Güldürebilen ise Fatma Girik'in hayat verdiği Safiye (Sophia). Onun dışında ı ıh.

Hülya Koçyiğit ve Türkân Şoray'ı izlerken sanki bir Türk filmini izliyormuş hissine kapılıyorum. Misâl, Sultan'ın hareketleri 60 lar 70 lerde oynadığı Fıstık Gibi Maşallah, Acele Koca Aranıyor, Ateş Parçası filmlerindeki hallerine benziyor. Hatta hatta Tatlı Betüş ve hatta Tatlı Hayat'ın Sevinç'i. Hülya Koçyiğit de 80 lerdeki gibi sanki; sanırsın ki Gece Dansı Tutsakları'ndan, Yavrularım'dan fırlayıp gelmiş. Hani rol kesmek diye bir tabir vardır. Kendilerince oturttukları bir kalıp var, motor dendiği anda hemen o kalıba giriyorlar. Sanki.

Nevra Serezli ise muhteşem. Sinema ve televizyon ekranlarından tanığım kadarıyla konuşabiliyorum. Serezli kaç tane dizide rol aldı, hiçbiri diğerinin aynı değil.

Altın Kızlar'ın ekrana geleceğini öğrendiğim andan itibaren böyle birşey ile karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Beni şaşırtan sadece Fatma Girik oldu. Komediye ne de yakışırmışsın sen güzel gözlü Fato :)

Uzun ömürlü olacağını hiç sanmıyorum maalesef bu dizinin. Bir güldürü dizisi güldüremiyorsa, zoraki espiriler olduğu bariz ise ve onlara da zoraki gülebiliyorsak fena. Geyik olacak biliyorum ama Türk kültürü ile uzaktan yakından ilgisi bile yok bu karakterlerin. Anacım, Türkiye sadece İstanbul, Ankara, İzmir'den ibaret değil. Bu karakterleri nerde doğurtup büyütmüşler merak ediyorum.

Ben bir Avrupa Yakası'nı bilirim , Türkiye'yi sadece İstanbul'dan ibaret sanan ki ona da çok yakışıyor, çünkü yerli :)

18 Ağustos 2008

Gülşah Küçük Anne


akşam oldu eve gidemedim
boyacı sipor yuuuhhh
golleri yemiş
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
şu fasulye on beşe çıktı
şu fasulye on beşe çıktı
hem kaynatır
hem oynatır
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
1976 yapımı Gülşah Küçük Anne filminde böyle söylüyordu Gülşah Soydan...bilmem sözlerini doğru hatırlayabildim mi ?
Sülale gücü ile bir voltran oluşturulmuş ve bu film ortaya çıkmış diyorum. Baba pişirmiş, anne yemiş, kızı da "hani bana hani bana" demiş... Yapımcılığını Hülya Koçyiğit'in eşi Selim Soydan'ın Gülşah Film adına üstlendiği filmin başrol oyuncuları elbette ki Hülya Koçyiğit ve Gülşah Soydan.
Gülşah Film'in yapımları arasında İşte Hayat, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, İstasyon, İbo ile Güllüşah, Şark Bülbülü, İyi Aile Çocuğu , Kurbağalar'ın yanında en aklımda kalan filmlerinden birisi de Gülşah Küçük Anne.
Filmi ilk izlediğimde dokuz on yaşlarındaydım ve hikayesinin beni oldukça etkilediğini hatırlıyorum.
Evin babası Murat (Fikret Hakan) , bir fabrikatörün özel şoförlüğünü yapıyor. Murat, çalışkan, dürüst ve gururlı insanların bulunduğu sevimli bir mahallede eşi Selma (H.Koçyiğit) ve kızı Gülşah ile kirada oturuyor. Yakında bir de oğulları olacak , adını Haydar koyacaklar (Allahım, bebeğin adı hiç Haydar olur mu yahu diye cık cıkladığımı biliyorum, çocuk aklımla bebeğe bu ismi yakıştıramamıştım :)). Mahallede herkes ebesinden, bakkalına , komiserine kadar birbirini tanıyor. Gülşah kız çocuğu ama tam bir erkek Fatma, mahallenin futbol takımı Boyacı Sporun , rakip takımdan adam transfer edebilen minik amigosu.
Derken ; yaz sıcağında bahçelerinde yedikleri akşam yemekleri bile onlara sonsuz mutluluk veren bu çekirdek ailenin başına hiç umulmadık bir iş geliyor. İftiraya uğrayan baba hapse düşerken, anne hastaneye yatıyor, yeni doğan kardeşine annelik yapmak zorunda kalan Gülşah da bir süre sonra sokakta dilendirilen bir sokak çocuğu oluyor.
İşte bir Türk filminde bulunması gereken ana klişeler :)
Bu mutlu aileyi tekrar bir araya getirmek görevi de Gülşah'a düşüyor. Kardeşini emzirmeye çalışması, gazinoya "biz cüceyiz !" palavrasıyla girmesi, şarkıcı Gülistan Okan'a " bana bak kızım, çocuğunu bir daha görmek istiyorsan..." diyerek posta koyması; işte bunlar hep aklımda kalan detaylar olmuş... Ha tabi bir de filmimizin kötü adamı rolündeki Atilla Ergün'ün korkunç façasını unutamıyorum :)
Sokakta dilenirken Gülşah "Sigaralarım vaar, balonlarım vaar" diye cıyık bir sesle bağırıyordu, evde epey taklidini yapmıştım.
VHS kasetten izlediğim bu filmin sonunda bir inşaatta kovalamaca sahnesi vardır, ki çocuk halimle beni çok heyecanlandırmıştı, aklım çıkmıştı düşecekler diye. Diyeceğim o ki, bizim elimizdeki kasette film bu kovalamaca sahnesinde baba ile kızın yerden nerdeyse 20 metre yüksekte birbirlerine sarılması ile adeta zınk diye bitiyor. Böyle şak diye, aniden ! Hep merak ettim, bizim elimizdeki kasetten miydi bu yoksa film gerçekten böyle mi bitiyor diye. Fikri olan varsa buyursun.
Yapım yılı:1976
Yönetmen: Orhan Elmas
Senaryo: Erdoğan Tünaş
Not: Fotoğraf , Hafta Sonu dergisi sanal sergisinden alınma.

23 Mayıs 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -12

Farklı yıllarda gezinelim bu sefer...



Senaryosunu Memduh Ün'ün kaleme aldığı bir Duygu Sağıroğlu filmi ; Satın Alınan Koca. Sosyetede çıkan dedikoduları kendince bulduğu bir yöntemle bertaraf etmeye çalışan Mahmut Bey (Saadettin Erbil) kızı Zeynep'e (Fatma Girik) bir koca satın (Cüneyt Arkın) alır :) 1971 yapımı filmde Girik 29, Erbil de 46 yaşındalar.


O gül dudaklarınııııı..öpeyim öpeyim öpeyimmm... Yok. Bu şarkı bu filmde mi emin değilim. Erol Büyükburç'u görünce direkt aklıma bu şarkısı düşer de:) 1968 yapımı bir Atıf Yılmaz filmi olan Yasemin'in Tatlı Aşkı'nın iki başrol oyuncusunu görüyorsunuz. Yasemin (Hülya koçyiğit) ve Erol(ErolBüyükburç ) iki rakip ailenin birbirni seven çocuklarıdır. Yasemin'in babası maddi açıdan dara düşünce Erol, sevgilisini evine hizmetçi diye alır ve olaylar gelişir. Hülya 21, Erol 32 yaşındalar.

20 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 11


Fotoğraftakiler; Yasemin (Hülya Koçyiğit), Gırgır Ali (Cüneyt Arkın) ve köpek Çarşaf.

Sene 1977. Filmimiz İSTASYON. Şerif Gören'in yönettiği filmin senaryosu Bülent Oran'a ait.

Gırgır Ali, hayatı gırgıra alan, Oğuz Aral ustanın Gırgır'ını elinden düşürmeyen, köpeğinin adı da Çarşaf olan bir ademoğlu. Bir gün , kabadayı Palandöken'den (Erol Taş) ilginç bir teklif alır. Ünlü şarkıcı Yasemin'i kaçıracaktır. Karşılığında Yasemin'in her bir santimetresine karşılık 1000 lira para alacaktır. Parasına değil de gırgırına kaçıracaktır aslında Ali, Yasemin'i.Buradan da öğreniyoruz ki Yasemin'in boyu 1,72 cm'dir :)

Kaçırır... Gırgırına :)

Bir eli yağda bir eli balda , şımarık Yasemin, Gırgır Ali'nin yanında hayatın bambaşka yönlerini keşfeder. Bakkalda ekmek kaç paradır mesela? Balık ekmeğin tadı ne nefistir. Sahanda yumurta nasıl yapılır?

Sosyete mensubu iki genci kaçırırlar hatta, gırgırına :)

Çok hoş espirilerin geçtiği film bir yönüyle de dramatiktir. Yukarıdaki kare, filmin son sahnelerinden biri.

22 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -6


1974 yapımı , renkli bir Türk filmi olan Sabıkalı'dan bir kare. Hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak bu filmi birden fazla cümle tanıtabilir : Salih Güney'in kötü adam rolünde opus magnum yaptığı film. Konusu itibari ile değişik bir Hülya Koçyiğit filmi. İnsanın sinirlerini geren bir film. Diğer rollerde Ekrem Bora ve Salih Güney'in oynadığı bu filmi Nejat Saydam yazıp yönetmiş.

Karede tarih olarak 1963 senesi gözüküyor aldanmayın...zira filmimiz 20 yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Ha hülya ablamız hapse girip çıktıktan sonra deforme oluyor mu? Olmuyor tabi ki...
Ekrem Bora çok zengin bir adam. Hülya Koçyiğit kendi halinde mazbut bir yaşam süren genç bir öğretmen. Evleniyorlar. Uludağ'a tatile gidiyorlar, yanlarında Ekrem Bora'nın kardeşini canlandıran Salih Güney de var. Güney, yengesine göz koyan bir alçak. Ağabeyinden kurtulmak için hain bir oyun oynuyor . Önce yengesine tecavüz ediyor...Sonra Hülya, yanlışlıkla çok sevdiği kocasını tüfekle vurarak öldürüyor. Hapse düşüyor. Hapiste bir oğlan çocuğu oluyor onu da elinden alıyor hain Salih Güney. Aradan uzun yıllar geçiyor, Salih'in elinde büyüyen çocuk tıpkı onun gibi kötü alışkanlıklar ve huylar ediniyor. Hülya'nın tek amacı oğlunu kurtarmak.

Filmde Hülya Koçyiğit'in delikanlılık çağındaki oğlunu canlandıran da müzisyen Seyhan Karabay... (bu bilgi için o kadar kendimi yırttım ki, imdadıma Ercan Demirel yetişti ehuee, teşekkür ederiz efeemmm)

6 Aralık 2007

EVLİDİR NE YAPSA YERİDİR


Yetmişlerden dem vuralım biraz da. 1978 yapımı Evlidir Ne Yapsa Yeridir filmini seçtim . Aslında aklımda bu film yoktu ama yeşilçam fotoğraf arşivime katmak için yaptığım taramada filmin set fotoğrafına rastlayınca hem filmi anlatayım hem de keşke şimdi imkân olsa da izlesem diye geçirdim içimden. Şöyle evde tembellik yapmanın farz olduğu yağmurlu bir İstanbul öğlesinde yapılacak en zevkli şey de bu olurdu gibime geliyor. Ayağıma sıcak su torbası da koydum mu oh değmeyin keyfime.

Hülya Koçyiğit'in filmotografisine baktığımda ; Cüneyt Arkın'la birlikte çevirdikleri 1977 yapımı İstasyon filmi ile beraber bu filmin yeri ayrıdır benim için. İkisinde de ben Hülya'yı izlemeye doyamam. Tıpkı Cüneyt Arkın ve Kadir İnanır'ı oynadıkları Gırgır Ali ve Mecnun rollerinde izlemeye doyamadığım gibi.

Künye :
Yönetmen : Şerif Gören
Senaryo: Safa Önal
Yapımcı :Selim Soydan
Yapım yılı: 1978

Rol Dağılımı:

Kadir İnanır: Mecnun
Hülya Koçyiğit: Leyla
Şemsi İnkaya : Kerem
Perran Kutman: Aslı
Halit Akçatepe: Ferhat
Zeynep Çayırlıoğlu: Zeynep (Leyla ve Mecnun'un kızı )
Neriman Köksal: Şirin'in ablası
Sevda Aydan: Leyla'nın Annesi
İbrahim Sesigüzel (Balonlu İbo)

Sinopsis:

Aynı binada yaşayan Leyla- Mecnun, Ferhat-Şirin ve Kerem-Aslı çiftlerinin evliliği üzerinden evlilik kurumunun, kadın erkek ilişkilerinin mizahi bir dille anlatımı bu filmin konusu. Leyla ve Mecnun iki çocuklu bir ailedir. Bir kız bir de erkek çocukları vardır. Mecnun, bir reklam şirketinde çalışmakta, Leyla ise Mecnun'a duyduğu aşktan, zengin baba evini bırakmış ev hanımlığı yapmaktadır. Mecnun, tipik bir Türk erkeğidir. Karısını çalıştırmaz, eve geldi mi yemek bekler, arkadaşları ile felekten bir gece çaldığında karısından dırdır işitmek en son istediği şeydir. Çocuklar okula gidip gelsinler, karısından hep güler yüz görsün, yeterdir ona. Kerem ile Aslı ise çocuksuz bir çifttir . Aşk denilen şeyi çoktaaan tüketmiş, ceviz kabuğunu doldurmayan her şeyi içn rahatlıkla kavga edebilmektedirler. Ferhat ile Şirin de çocuksuz bir çifttir. Şirin, boğazına oldukça düşkün iri kıyım, kolay kolay kafasına bişey takmayan , ablasının sözünü kocasının sözünden daha çok dinleyen bir adem kızıdır. Kocası Ferhat onun yanında minik dev adam gibi kalmaktadır. aynı binada yaşayan bu üç çift gün gelir kadın ve erkek tarafları olarak ayrılırlar. Her iki tarafın da birbirine söyleyeceği, eteklerinde biriktirdikleri taşları vardır . Yalnız taşları dökmek onları rahatlatamayacak, illa ki karşı tarafın başını yaracaktır.


Şu yandaki resme baktığımda içim dibine kadar seksenler ile doluyor. Veletlerin üzerindeki pijamalardan tutun da, Hülya'nın saç kesimine kadar... perdeler , tüller... Kadirciğimin atleti :))

Hatta aynı resimdeki gibi kırmızı bir pijama takımım benim de vardı. Ama ben şu an tam da ordaki anne yaşındayım :)

Filmdeki veletlerin adını şu an için bulamadım. Ola ki rast gelirsem filme tekrar veya bir hayır severden filmi arşivime katabilirsem ne alâ.

Bu filmi o kadar çok seviyorum ki, evet bazı şeyleri tiye alarak abartarak anlatmış ama hepsi özünde doğru, dosdoğru. Evlilik aşkla da başlasa, bir süre sonra aşkın yerini alışkanlık, hayat şartları, mecburiyetler, ıvırlar zıvırlar alıyor... İşin içine çocuklar da girince, kişisel özgürlük alanına ve bir başına kalma zamanına vurulan darbe ile birlikte sorgulanacak, sıkılacak, dolup da boşalmak bilmeyen o ceviz kabuğuna tıkıştıracak meseleler de katılıyor.

Film, aynı zamanda dönemin siyasilerini hicvetmesiyle de çok önemli. Ustalar burada Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'e değdirmişler :) Harika bir ironi.

Sevda Aydan'nın sosyetik anne tiplemesi de çok hoş. Derdi yok, tasası yok, hizmetçisi bile kızından daha itibarlı. Neriman Köksal'ın canlandırdığı feminist kadın tipi de cuk oturmuş.

Benim en sevdiğim sahne ise Mecnun'un rakı içip de kafası güzelleştiğinde ayağa kalkıp, kollarını iki yana açıp şıkkıdı şıkkıdı oynaması. Gözler kısık, suratta mest bir ifade ile yayılan gülüş... Ne kadar izlesem bıkmam herhalde.

Mecnun'un Leyla'ya sevgiiiiliiiimmm namesinde çaldığı ıslıkla seslenmesi de hoş ayrıntılardan biri.

Sevdiğine kavuşamayan aşık rolündeki Balonlu İbo'nun aşık olduğu karakter de Sinekli Bakkal'ın namuslu kızı . Ama onu filmde hiç görmüyoruz. Dertli aşık, evli arkadaşlarına ne kadar öykünse diğerleri her seferinde üzerine gelirler. Onlara göre bekarlık sultanlıktır ya :)

Karı koca arasındaki kavga sonunda Türkiye'yi ilgilendiren toplumsal bir olaya dönüşüyor, evlerde artık Leylacılar ve Mecnuncular vardır . Çok canlar yanar çook :)

Sonunda kazanan aşkın ve hoşgörünün olduğu bu eğlenceli filmin izlenmesini tavsiye eder bu çilek:)))

4 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -2

Altmışlarda bir gezintiye davet ediyorum sizleri. Bugün İstabul'da hava rüzgârlı. Olsun. Şimdi pikâp sahibi de azdır aramızda değil mi? Bir güzel şarkı seçin nihâvend veya kürdîlihicazkâr makamında. İnce belli bir bardak çayı katık edin yanına... Buyrun... Buyrun hanımlar beyler... Bu gün çilek sinemasında özel gösterim var... Buyurun... Kapı önünde kalabalık yapmayalım... İçeriye buyrun.


Fotoğraftakiler Ayhan Işık, Esen Püsküllü ve Selda Alkor... Filmin adı Katiller De Ağlar. Yönetmeni Ülkü Erakalın. Senaryo Bülent Oran'a ait. Yapım yılı 1966. Tam 41 yıl öncesi. Dile kolay 41 yıl. Ayhan Işık 37, Selda Alkor 23 ve Esen Püsküllü de 20 yaşındalar. Kareden de anlaşılacağı gibi Ayhan Işık baba, Esen Püsküllü kız, Selda Alkor da anne rolünde.



On puanlık uzman sorusu : Fotoğraftaki kare hangi filme ait ? Sanırım büyük çoğunluk şu cevabı veriyor şu an : Samanyolu ! Ama değil. Bu kare 1965 yapımı Hıçkırık filmine ait. Hamdi Değirmencioğlu'nun senaryosunu yazdığı filmin yönetmeni Orhan Aksoy. Onsekiz yaşındaki Hülya Koçyiğit ve yirmibeş yaşındaki Ediz Hun'a bir merhaba diyelin.


Şimdii.. En önde duran Neriman Köksal, arkasındaki Suzan Avcı... masada oturanlar da süleyman Turan ve Ediz Hun. Ortama bakarsak burası bir klöp ! Hatırladınız mı klöpü? Hani Vesikalı Yarim filminde görürüz... bildiğimiz gece kulübü işte.


Dönelim filme. Filmi ben de bilmiyorum aslında. Ama aradım taradım, kuvvetle muhtemel ki bu film 1964 yapımı Gecelerin Kadını. Yine Ülkü Erakalın ve Bülent Oran imzası taşıyor bu film de.



Bugünlük bu kadar. Aslında ekleyeceğim bi kaçtane foto daha var sırada lâkin, yeterli araştırmayı tamamlayamadım . Bugünümüz de boş geçmesin dedim. Hoşkalın...