Hulusi Kentmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hulusi Kentmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012

ŞEPKEMİN ALTINDAYIM

Şampiyonluk maçının olduğu gün aklıma düşmüştü bu film, yazmalıyım bunu mutlaka demiştim.

İki ezeli rakip Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yandan yemiş halleri SALATASARAY ve YENERBAHÇE'nin mücadelesini filmin arka fonunda da izlesek, aşk temalı , siyah beyaz bir komedi filmidir ŞEPKEMİN ALTINDAYIM.

Orhan Ayhan'ı  maç sahnelerini anlatan adam, Ajda Pekkan'ı dansöz olarak görebildiğimiz bu filmin yapım yılı 1965, yönetmeni Ülkü Erakalın, senaristi ise Bülent Oran.



Şepke deyince hemen anladınız sanırım, oyuncularımızdan biri Öztürk Serengil ki filmde kendisini iki rolde görüyoruz. Birinde çapkın bir futbolcu, diğerinde ise gariban bir sokak çalgıcısı.

Bizim meşhur ÜÇ ARKADAŞ filmimiz var ya hani, aynı ondaki gibi aslında konusu, sadece burada iş biraz sulandırılmış, araya komedi öğeleri katılmış, filmde müthiş bir hareketlilik var, temposu hiç ama hiç düşmüyor.

Daha öncesinde filmle ilgili kaleme aldığım bir yazıda giriş cümlesini şöyle kurmuşum:

"Filmde salatsaray ile yenerbahçe futbol kulüplerinin amansız mücadelesi inanmayacaksınız ama ameliyat parası biriktirmeye çalışan gariban iyi niyetli insanların hayat hikayeleri ile kesişmektedir."

Bizim üç gariban arkadaşımız sokak çalgıcısıdırlar, nafakalarını da sokakta şarkı türkü söyleyerek kazanırlar haliyle. Hani para parayı çeker ya,  burada da sefalet sefaleti çağırmaktadır o hesap. İnce hastalığa tutulmuş  gariban kızımızın ameliyat parasını denkleştirmek bizim üç kafadarın üzerine vazifedir.

Üçlüden; yerçekimine yenik bıyıklı, kel ve yeşşe diye konuşan abimiz işe bakın ki ünlü YENERBAHÇE spor kulübünün golcüsüne ikizi kadar benzemektedir. Futbolcu da çapkının önde gideni hem de nasıl, aklı karı kızda  olan biri. SALATASARAY- YENERBAHÇE  derbisi öncesi, Salatasaraylılar, bizim çapkını kaçırırlar. Amaçları mutlak galibiyettir, amaca giden her yol da mübahtır. Şikeyse şike, paraysa paradır arkadaş :)

Kader ağlarını öyle bir örer ki, sokak çalgıcısı abimiz kendisini yeşil sahalarda bulacak ve esas kızımızın ameliyat parasını denkleştirebilmek için canını dişine takacaktır. İmkanı olan herkes izlesin derim. Gerek hareketliliği gerekse oyuncu kadrosu ile döneminin en keyifli filmlerinden biri diyebilirim.

Geri kalan rol dağılımı da  kısaca şöyle:


vahi öz: yenerbahçe spor kulübü başkanı
hulusi kentmen :salatasaray spor kulübü başkanı
hüseyin baradan : salatasaray spor kulübü yöneticisi
yusuf sezgin : filmin yakışıklı esas oğlanı ama gel gör ki fakir
esen püsküllü: filmin ameliyat olması gereken esas kızı
ajda pekkan: yenerbahçeli öztürk serengil’i başdan çıkarmaya çalışan dansöz
sami hazinses: yusuf sezgin, öztürk serengil’den oluşan gariban takımının üçüncü kişisi
uğur kıvılcım : sami hazinses’in yavuklusu


















23 Mart 2009

YÜREĞİMDE YÂRE VAR


Yemenimde hâre var
Yüreğimde yâre var
Ne ben öldüm kurtuldum
Ne bu derde çare var
Of amman amman hoş dilli
Başında yazması incili
Çürüttüm otuz iki mendili
Bulamadım o yârin dengini
Yemenim turalıdır
Sevdiğim buralıdır
Geçme kapım önümden
Yüreğim yaralıdır

Mahûr makamdaki bu anonim esere, Türkân Şoray için en güzel senaryoları kaleme alan Safa Önal çok dokunaklı bir senaryo yazmış ve yönetmiş. Hayatta saklanması en güç üç şeyden biri olan AŞK (hele ki o aşk, gizli aşk ise) üzerine bir hikâye.

Hikâyemiz, soğuk bir kış günü, dul, bir erkek evladı olan marangoz babanın eve kimsesiz bir kız çocuğu getirmesi ile başlıyor. Yıllar boyu aynı çatı altında kardeş gibi büyüyen Nurten ve Yakup'un yolları o soğuk kış gününde kesişiyor ilk defa.

Aradan geçen uzun seneler, Nurten ve Yakup'un kardeşlik sevgisini değil , kendilerine dahi itiraf edemedikleri aşklarını pekiştiriyor. Yakup bir uzun yol şoförü. Gizli aşkının yükü altında ezilmemek için sürekli uzun yollara çıkıyor, bilerek isteyerek. Sonunda evde Nurten'i göreceğinin hayali bile onu mutlu ediyor. Kendi içinde bu platonik aşkı yaşamaktan da bir yandan memnun. Nurten için de durum aynı. Her ne kadar birbirlerine itiraf edemeseler de, bir çatı altında olmak bile yetiyor onlara.

Günler böyle geçerken, artık iyice yaşlanmış olan baba çocuklarının mürüvettini görmek istediğini belirtir. Israr eder, mahallede bir yorgancı vardır, taliptir hatta Nurten'e. İkisi de bu isteği duymamazlığa gelirler. En sonunda baba ağırlığını koymaya karar verir. Yakup, babasının ısrarlarına son vermesi adına, çalıştığı şirketin patronunun kızıyla flört eder, aslında sadece kendisini kandırmaktadır. Babanın sıkıştırması ile, istemeyerek de olsa Nurten (Yakup'un flörtünü öğrenmiştir) ilk adımı atan olur. Bu arada bir de zengin, yakışıklı kısmeti de çıkmıştır. Bu zengin ve yakışıklı adam, Nurten'i küçücük mahallesinden, küçücük dünyasından çıkarıp bambaşka bir hayatla tanıştırır; fütursuzca harcadığı para, aldığı hediyeler ile gözünü kamaştırmak, aklını çelmek ister. Yüzük takmaya karar verirler. Bu karar, mahallenin kendi halindeki yorgancısı için bir yıkımdır... bir de Yakup için elbette. Hem de yıkımların en büyüğü.

Seni öldürmeyen acı seni güçlü kılar hesabı, Yakup da zengin kızla evlenmeye karar verir.

Ama olmaz işte, bir türlü olmaz. Nurten yüzüğü atar, baba yıkılır. Bu arada Yakup da en yakın arkadaşının gizli aşkını onun yüzüne vurmasıyla artık altüst olmuştur. Kabul etmez... edemez. Arkadaşı ile dövüşür, aslında vurduğu her yumrukta Nurten'e kavuşamamanın acısı vardır.

Nurten yüzüğü atmıştır. Yakup'un da sırrı ortaya çıkmış, bir nebze rahatlamıştır. Yine de bu derde çare değildir olanlar. Yakup gitmeye karar verir. Yüreğini de alıp gidecektir çok uzaklara, gitse de gittiği yere hep kendini ve kalbini de götüreceğini de biliyordur... ama...

Nurten , Yakup'un gittiğini öğrenir babasından. Olamaz, olmamalı... Artık bunun son şansı olduğunun bilincindedir. Kalbi kafeste çırpınan bir kuş gibi çarparcasına , heyecanla, aşkla Yakup'un bindiği vapura yetişir. Karşısında Nurten'i gören Yakup hem şaşkın hem sevinçlidir. Nutku tutulmuştur adeta. Nurten neden buradadır ki ? Hâlâ cesaret edememektedir gerçekle yüzleşmeye. İşte buarada sazı Nurten alır eline ve bağırır:

- Yakuuup.... Yakup... Seni seviyorum. Hem de deli gibi

Anasından yeniden doğmuş gibi olmak, boğaza düğümlenen patatesi sonunda yutabilmek gibi adeta , bütün perdeler yırtılınca iki aşık birbirlerine tutku ile sarılırlar.

Yıllar boyu süren gizli platonik aşk mutlu sona kavuşur. Platonik aşkın bitmesi bana göre hiç de iyi değil ama Nurten ile Yakup için olmuş tabi :)

İşte filmin künyesi:

Yönetmen ve senaryo yazarı : Safa Önal
Yapım yılı: 1974

Oyuncular:

Türkan Şoray : Nurten
Hakan Balamir : Yakup
Hulusi Kentmen :Baba
Uğur Güçlü : Nurten'in zengin talibi
Yeşim Soydan : Yakup'un flörtü
Özcan Özgür: Yorgancı
Altan Bozkurt : Gizli aşkı ilk çakan Yakup'un yakın arkadaşı

27 Aralık 2008

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR

Yönetmen: Memduh Ün
Senaryo : Safa Önal
Yapım Yılı: 1964

En başta adı ile çok iddialı bir film gibi gelir bana Ağaçlar Ayakta Ölür. Adı iddialı olsa da , filmin kendisi aslında hiç de iddialı değildir. Aslında oldukça vasat, klişelerle süslü bu film ile izzet günay en iyi erkek oyuncu, filmin başrol oyuncusu yıldız kenter ise en iyi yardımcı kadın ödüllerini almışlar, pek garip.

İmdi gelelim konuya:

Yıllar ve yıllar evvel oğullarını ve gelinlerini kaybeden Asım bey (Hulusi Kentmen) ve eşi (Yıldız Kenter) onlardan geriye tek hatıra kalan torunları Orhan'ın (Fikret Uçak) üzerine titremektedirler. Gel gör ki haşarı, yaramaz mı yaramaz orhan'ın eli de biraz uzundur ve bir gün onu gizlice para aşırırken gören dedesi tarafından tokatlanınca gurur yapar evi terkeder. Bu sıralarda Orhan daha henüz 15-16 yaşlarındadır.

Torun Orhan'ın gitmesi ile büyükanne'nin de yaşama sevinci gider, hastalıklı ve içine kapanık bir insana dönüşür. Artık bir kalp hastasıdır.

Asım bey'in kahvehane arkadaşları vardır; birbirinden tonton üç tekaüt amca (selahattin içsel, faik coşkun , üçüncüyü çıkaramadım) yaşlarını başlarını almış, gündüz kahve akşam da kafa çeken. Dördü bir araya geldiler mi cin fikirler üretmek gibi maharetleri vardır. Derler ki Asım bey'e :

- Asımcığım... Dert ettiğin şeye bak... Torununun ağzından mektuplar yazarak avutsana karıcığını.

İşte Asım beyciğim de torununun ağzından sürekli mektuplar yazar. Mektuplarında onu büyütür, Amerika'ya yollar, mimar yapar, hatta orada tanıştırdığı bir türk kızı ile evlendirir falan. Bu mektuplar on beş yıl aralıksız devam eder. Tâ ki; adinin en adisi, sefilin en sefili, serserinin en şerbetlisi olan Orhan (ki o da cidden nasılsa Amerika'ya gitmiştir) ona geri geleceğini bildiren bir telgraf çekene kadar.

Büyük anne torununun geleceğini duyunca yer yerinden oynar tabi; Hallaç çağrılır yorganlar elden geçirilir, karyola cilalanır, oda havalandırılır, herşey orhan için baştan aşağı yenilenir adeta. Neyse efendim. Büyük günün gelip çatmasına bir gün kala Asım bey gazetede ne haberi okusun? Orhan'ı getirecek olan uçak düşmüş meğer. Yolculardan kurtulan da yok.

Soluğu kahvehanede alıyor Asım bey. O üç teaküt amcaya derdini anlatıyor. Bu sefer de ona :

- Asımcığım... Çocuk gibisin yahu... En ufacık şeyde hemen yıkılıyorsun. Bulursun Orhan'ın yerine geçecek sahte bir torun...

Olma mı? Olur tabi.

Asım beyimiz aklında bu düşüncelerle sokaklarda avare dolaşırken, intihar etmek üzere olan bir kızı (semra sar) son anda kurtarır. Bu kızceğiz de annesini yeni kaybetmiş zavallı Semra'cıktır. İki dertli insan birbirlerine açılırlar. Semra'ya gelini olma rolünü verir. Torundan evvel, gelini bulmuştur Asım bey , iş şimdi torunu bulmaya kalmıştır.

Vakit daralmaktayken, bir gün kapı çalar, elektrik memuru İzzet, yan inşaatta çok elektrik harcandığını, civar evlerdeki elektrik tâkatinin yeterli olup olmadığını kontrole gelmiştir. Asım bey bakar İzzet'in bir endamına, evet bu torunu Orhan olabilir pekalâ diye düşünür.

Aslında evi soymaya niyetli bir çetenin elemanı olan İzzet için bu rol bulunmaz bir nimettir. Anında kabul eder.

Semra olur Ayşe, İzzet olur Orhan... Başlar evclik oyunu.

Filmin büyük bölümünde büyükannenin tekrar yakaladığı yaşama sevincine tanık oluruz. Sahte Orhan'ın dersine iyi çalışması, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyor oluşu Asım bey'i çok mutlu eder.

Daha eve geleli üç gün olmuştur, soyguncu İzzet'in fikrinde bir değişiklik olur... Tophaneli İzzet, büyükanneyi sevmiştir, karısı rolündeki Semra'yı da sevmiştir. Evi soymaktan vazgeçer. Ortakları (danyal topatan, haydar karaer, mehmet ali akpınar) bu kararını tabi ki onaylamazlar, bir güzel döverler İzzet'i.

Büyükanne, yıllar sonra kavuştuğu torununa, yeni gelinine oturdukları köşkü hediye etmek ister. İzzet kabul etmez, bir an evvel artık oradan ayrılması gerektiğine karar verir. İşler tam burada bitti derken, gerçek Orhan , dedesi Asım bey'in karşısına dikilir. Meğer ölmemiştir Orhan, dünyanın polisi onu ararken o uçağa tabi ki binmemiştir. Buraya gelmesinin sebebi de dedesinden 100 bin lira para koparmak içindir. Ya dedesi o parayı verecek ya da büyükanneye olan biten herşeyi (nerden biliyorsa artık) kendisinin azılı bir suçlu ve serseri olduğunu söyleyecektir.

İzzet durumu öğrenir, Orhan'ı güzellikle bu işden vazgeçmesi için uyarmaya gider. Orhan kaçın kurrasıdır be... Tehdide papuç bırakacak göz var mıdır onda hiç. Hem ona Amerika'da bile Mayk Orhan derlerken. O Mayk Orhan'sa karşısındaki de Tophaneli İzzet'tir anam babam. Ama bunun konumuzla ilgisi yok çünkü bu bahis bir süre sonra havada kalacaktır filmde.

En sonunda gerçek Orhan, büyükanneye acı gerçeği büyük bir zevk içinde anlatır. Büyükanne ise beklenmedik bir tepki gösterir; aslında İzzet'in gerçek torunu olmadığını çoktan anlamıştır (nerden, nasıl ?), olsundur, o tanımadığı insanlar onu çok mutlu etmiştir, karşısındaki bu sefil yaratığın ise gözünde hiç bir değeri yoktur. Orhan büyük bir hayal kırıklığı ve yanında ettiği okkalı bir tehdit ile evden ayrılır ayrılmaz kapıda bekleyen Türk polislerince kendine bile hayrı olmayan külüstür bir araca bindirilip götürülür.

Büyükanne ve Asım bey, sahte torunlarını ve gelinlerini yolcu ederler. İzzet ve Semra, büyükannenin gerçeği öğrenmesinden habersiz evden ayrılırlar, vapur iskelesine gelince birbirlerine aşklarını da itiraf ederler. Büyükanne onları yolculadıktan sonra Asım bey'e:

- İçten ölen bir ağaç gibi ayaktayım, der.

Film biter.

İşte benim notlarım:

36 yaşındaki Yıldız Kenter'in yaşlı büyükanneyi büyük bir başarı ile oynaması takdire şayan.

Filmde duvar saati saat altıyı gösterirken sadece beş gong sesi duyuyoruz, önemli değil :)

Gerçek Orhan, büyükannesinin kendisi hakkındaki grçeği öğrenmesinden neden o kadar çok müteessir olacağını nereden biliyor onu da anlamış değilim.

İzzet'in çete arkadaşları onu dövüp bırakıyorlar, oysa ki onu bu işi yapması için zorlamalı değiller miydi?

Acar türk polisi, gerçek Orhan'ın büyükannenin evine geldiğini nereden nasıl haber alıyorlar?

Zengin bir adamın metresi olmayı kabul etmeyip, annesine ilaç parası bulamayan ve bu yüzden annesini kaybeden genç Semra nasıl oluyor da hayata bu kadar çabuk adapte oluyor.

1 Ağustos 2007

Tonton Dede : Hulusi Kentmen

Tonton Dede


adının hakkını ziyadesiyle veren güzel insan. hulûsi “ saf, halis, içi temiz, içten, candan “ mânâsına geliyor.bazen gerçek hayatla hayal dünyası iç içe geçer, geçirmek istersiniz… kahramanlarınız vardır, güvendiğiniz, çok sevdiğiniz… benim gibi, çocukluk dönemi biraz 70 li biraz da 80li yıllara denk gelen birisiyseniz kahramanlarınızdan birinin hulûsi kentmen olması çok doğaldır. hayalinizdeki dede, tonton amcadır. pos bıyıkları ciddiyetine ciddiyet katarken, onları şöyle bir sıvazlamasıyla içinize bir güven duygusu dolar, yaşasın problem çözülecek diye umudunuz yeşerir. bir mimikle pos bıyıklar onu sevimli yapar, tonton yapar.evin bücürüyle işbirlikçidir, yaramazlıkta üstüne yoktur. çöpçatandır… birini birine yakıştırdı mı, açar kesenin ağzını, yollar onu parislere, romalara, afete dönüştürür ve evlendirir.otoriterdir.diyete gelemez, evin hizmetli tayfasını ayartır… istediğini yer. yufka yüreklidir, başkalarının mutluluğu onun mutluluğudur.ortamda bir kumpas mı dönüyor hemen ayak uydurur ama bir şartla… yeter ki kumpas sevgi için aşk için dönüyor olsun .gri takım, fötr şapka, baston kullanır.komiser ise şayet pek babacandır.meyhaneci ise derdine ortakdır.esnaf ise en dürüstüdür, hal hatır sorar.
meraklısına ;1911 yılında bulgaristan’ın tirnovo kentinde dünyaya gelmiş ve 20 aralık 1993 yılında hayata gözlerini kapamıştır. türk sinemasında sahneyi paylaşmadığı oyuncu , çalışmadığı yönetmen kalmamış aktörlerdendir. herkese eşlik etmiştir.o güzelim pos bıyıklar bir onda vardır bir de çok yakın dostu hüseyin baradan’da. hulusi kentmen denilince akla hemen bu pos bıyıkları gelir.
belli rollerin adamıdır. ya fabrikatördür, ya komiser, ya sadece zengin adamdır…bazen marangoz bazense meyhaneci, mahallenin esnafı olarak görünür filmlerde. sinemaya ilk başladığı yıllarda tarihi filmlerde rol almıştır. birkaç örnek : istiklal madalyası , şehitler kalesi , estergon kalesi, zülfikârın gölgesinde, barbaros hayrettin paşa ( 1951 ) vs.1942 yılında başladığı sinema hayatına 60’lı yıllara gelene kadar yılda ortalama 2 film sığdırabilmiştir.
60’lı yıllardaki filmotografisine göre :1960’da ( 5 ) , 1961’de ( 6 ),1962’de ( 16 ), 1963’te ( 10 ) , 1964’te ( 15 ), 1965’te ( 16 )1966’da ( 4 ), 1967’de ( 7 ), 1968’de ( 5 ),1969’da ( 10 ). zaten bu on yıllık süre içindeki filmlerinde hepimizin bildiği o tonton, babacan, sıkıntılarla boğuşurken; güven veren o koca cüssesi, elindeki bastonu, fötr şapkası, pos bıyıklarını şöyle bir sıvazladığı ve problemleri şak diye çözdüğü rolleriyle çıkar karşımıza. bu filmlerden benim için en iyileri ve çoğumuzun da hatırlayacağı : ayşecik serileri, küçük hanım avrupada , ne şeker şey ,badem şekeri , adanalı tayfur , hıçkırık , kınalı yapıncak , boş çerçeve , yumurcak .
70 ve 80 arası dönemde 107 filmde oynamıştır. bu dönemde başta erler film ( 19 )olmak üzere , arzu film ve erman film yapımlarında sıklıkla rol almıştır. bunlardan bazıları:
yumurcak serileri,
küçük hanımefendi : yaşlı babacan avukat rolündedir. rol arkadaşları ediz hun ve hülya koçyiğit .
afacan : balıkçı osman * sokakta bulduğu bebekle soluğu meyhanede alır. meyhaneci , dert ortağı hulûsi kentmen’dir. “ ya bunun karnını doyuralım önce” der hulûsi baba, balıkçı osman “ hay yaşa sen , ver ordan biraz köfte pilav” deyince “ dur ulan öldürecek misin el kadar masumu” diye olaya el koyar ve bebeğin karnını doyurur.
kezban pariste : hülya koçyiğit ve izzet günay’ın başrollerini oynadıkları bu filmde, uçarı torununu yola getirmek isteyen dediğim dedik, sevimli dede rolündedir.
tatlı dillim : yolu bir köye düşen tarık akan, köyün güzel öğretmeni filiz akın’a aşık olur ve evlenirler ama bir süre sonra köy hayatından sıkılan tarık, şehre döner. güzel köy öğretmenimiz de ardından şehre gider ve babasıyla* tanışır durumu anlatır. babası haylaz oğluna iyi bir ders vermek için genç kadınla işbirliği yapar.
hayat bayram olsa : iki genç * * birbirlerini sevmektedir ama ne yazık ki düşman ailelerin çocuklarıdır. biri ateşoğlu diğeri de barutoğlu’dur. hulûsi baba da kızın babasıydı. diğer düşman babayı da rahmetli ali şen oynamıştı.
yalancı yarim : emel sayın fakir kızı, tarık akan da zengin erkeği canlandırır. emel sayın, hulûsi kentmen’i babası diye tanıtmıştır. o da bozuntuya vermez çünkü aşka büyük hürmeti vardır.
oh olsun : yine çok zengin, yine fabrikatör, otoriter ve oğlunu zengin bir ailenin kızyla evlendirmeyi planlayan adam rolündedir.ne yazık ki oğlu * fabrikasında işçi olarak çalışan güzel kıza *gönlünü kaptırmıştır. gizlice evlenirler. filmin en şahane sahnelerinden biri çatıdaki gizli odada doğum yapan kızın yanına çıkmaya çalışan , bacacı kılığına girmiş doktorun * sürekli hulûsi babayla karşılaşması ve o komik replikler.
yüreğimde yare var : biri öz diğeri üvey iki çocuğu olan marangozu canlandırır. bütün isteği çocuklarının evlenip çoluk çocuğa karıştığını görmektir. ikisi de bir türlü evliliğe yanaşmayan nurten * ve yakup * babalarını çok üzmektedir. oysa ki yaşlı adamın bilmediği kardeş gözüyle baktığı çocuklarının birbirlerine sırılsıklam aşık olduğudur.
salak milyoner : kayseri’den babalarının vasiyeti üzerine istanbul’a gelen dört kardeşin komik öyküsünün anlatıldığı bu filmde babacan komiserdir. istanbul’u köstebek gibi kazıp duran dört kardeş birkaç kez komiserin karşısına çıkarlar.
ah nerede : üç oğlunu istanbul’a okumaya yollamıştır ama onlar okumak şöyle dursun biri çapkınlık, biri kumarbazlık diğeri de devrimcilik yapmaya çalışır. bunun üstüne onları apar topar memlekete geri getiren otoriter baba son sahnede intihar etmeye çalışan oğlu ferit’i caydırmak için yine otoriterliğini öttürmektedir : feriiit, in ulan aşşa, gelirsem yukarı döverim valla!
delisin : kendisi gibi aklı başında ferit’le * fotoğraf stüdyosunu ve alembeğendi halkını idare etmeye çalışan fotoğrafçı mümtaz rolündedir. ortada ne sihir vardır ne de keramet ama fotoğraf stüdyosu yatıra dönüşmüştür.
baba bizi eversene : çalışanı mahir’den * hiç hazzetmeyen ama ondan yine de vazgeçemeyen fazıl bey kendileri. o derece kıl olur ki mahir’e adını mahir taktığı siyah saçlı oyuncak bebeğin saçlarını yolmaktadır bir sahnesinde.
öyle olsun : zeytinyağı imparatoru hulûsi bey, kızı alev *, kepçe takma adlı muhabir ferit * etrafında dönen , ferit’le zorla güreş yaptığı sahneleriyle hatırlanan komedi filmlerinden.
gel barışalım : kendisi zengindir, kızının* da zengin biriyle evlenmesini beklerken o tutar orta halli bir delikanlı * ile evlenir. filmde sevmediği damadını “çayır züppesi” diye adlandırmaktadır.
meraklı köfteci : komiser rolündedir.
sivri akıllılar : emekli komiser hulûsi, zeki * ve metin’in * ricası üzerine hırsızlık yapılan otele müşteri gibi yerleşir ve olayı çözmeye çalışır. filmin bir sahnesinde giydiği kırmızı siyah çizgili eski tip mayonun içinde pek bir sevimlidir.
80li yıllarda onbir filmde oynamıştır. artık yetmiş yaşını aştığı dönemlerdir.arşiv çalışmasının sonucunda elde ettiğim , meraklısının ilgisini çekebilecek birkaç ayrıntı;
- en yakın dostlarından birisi rahmetli hüseyin baradan’dır. kendisi gibi pos bıyıklara sahip rahmetli ile izmir fuarı’nda grup olarak sahneledikleri gösteriler yapmışlardır. (grubun adını öğrendiğimde ekleyeceğim buraya).
-en çok çalıştığı yönetmenler sırasıyla orhan aksoy ( 20 ), türker inanoğlu ( 18 ), osman f seden ( 15 ), ertem eğilmez ( 10 ), ülkü erakalın ( 10 ), nejat saydam ( 10 ), mehmet dinler ( 9 ), hulki saner ( 9 ), atıf yılmaz ( 7 ) ve orhan elmas ( 7 ).
-sadece duvarda asılı resmiyle rol aldığı film zeki ökten’in 1973 yapımı bitirim kardeşler adlı filmidir.kartal tibet ve kadir inanır’ın oynadığı bu filmde , iki kardeşin iyi bir iş becerdiklerinde duvardaki resim güler, işi ellerine yüzlerine bulaştırdıklarında ise duvardaki resim kaşlarını çatar durumda gözükür.
-kötü adamı oynadığı yegâne rol , hülya koçyiğit ve ediz hun’un başrollerini paylaştığı , mehmet dinler’in 1970 yapımı “söz müdafaanın” adlı filmdedir. burada oğlundan * uzak tutmak istediği kızı * tuzağa düşürerek kötü bir kadınmış izlenimi uyandırmaya çalışır. filmde onunla işbirliği yapan diğer kötü adamı da hüseyin baradan oynamıştı.
- oyuncu kimlikleri ile tanıdığımız ama yönetmenlik de yapan abdurrahman palay ’ın “ adalardan bir yar gelir bizlere”, vahi öz’ün “ hacı baba” ve zeki alasya’nın “ sivri akıllılar” filmlerinde de oynamıştır.
- çocukların çok sevdiği keloğlan aramızda , ali baba ve kırk haramiler ve keloğlan oynamıştır.
- dönemin ünlü şarkıcı filmlerinde de boy göstermiştir:
bıktım her gün ölmekten - orhan gencebay
şepkemin altındayım - ajda pekkan ( onunla birkaç filmi daha vardır )
tanrıya feryat- ferdi özbeğen
yadeller - ferdi tayfur
- 70li yıllarda yeşilçamdaki seks furyası zamanından o da ne yazık ki nasibini almış ve üç filmde oynamıştır. ( bu filmlerde o dönemin seks furyası ile adları anılan oyuncular olduğundan dolayı bu katogoriye giriyor kimse yanlış anlamasın).
- ne alırsan iki buçuk ( 1976)
- öl seve seve ( 1977 )
- ah be ne dünya ( 1977 )
- yorgun savaşçı 1978 ve acımak 1985 rol aldığı iki tv dizisidir.
ekşi sözlük'te 13.01.2005 'de yazmışım.