Cüneyt Arkın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüneyt Arkın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2009

ACI HAYAT (1973)



"Cüneyt Arkın'ın dünyayı kurtarmadan önce Filiz Akın'la çevirdiği acıklı bi Türk filmi. Kerem ile Ebru isimli iki genç birbirine aşıktır lâkin öğrenirler ki düşman aile çocuklarıdır. Olmazdır. Napıcaklardır? Beraber intihar edip huzuru ölümde bulacaklardır."

(Ekşi sözlük- very irish person)
:))

Evet kısaca filmin konusu bu.

Geçenlerde TNT filmi verince keyifle zilyonuncu kez tekrar izledim. Oh iyi yaptım.

Fuat Özlüer'in senaryosunu yazdığı ve Orhan Aksoy'un yönettiği 1973 yapımı filmde başrolleri Cüneyt Arkın ve Filiz Akın paylaşıyor. Cüneyt Arkın'ın melodram filmlerine bayılan biri olarak, Akın&Arkın ikilisinin bir diğer sevdiğim filmi de Küçük Sevgilim'dir eklemeden geçmeyeyim dedim.

Gelelim konuya;

Çeşitli zamanlarda sürekli yolları kesişen Ebru ve Kerem (misal Cüneyit abim ormanda atla, Filiz ablam orman yolunda arabayla yarışırken, bale gösterisinde, maskeli baloda vs.) sonunda sevgili olurlar. Nasıl da naif bir aşktır onların ki. Evlenme kararlarını ailelerine açarlar, ne var ki iki aile karşı karşıya geldiklerinde efendime söyleyeyim tee 100 yıl kadar öncesine dayanan bir düşmanlıkları olduğu kabak gibi meydana çıkar. Düşmanlığınız batsın deriz seyirci olarak . İki genç evlenmekte kararlıdır, Ebru'nun ailesi (baba rolünde
Atıf Kaptan, anne rolünde Gülistan Güzey) apar topar onu yakınları olan Bahri'ye (Bülent Kayabaş) vermeye kalkışır. Ebru nikah günü ortadan toz olur. Bahri bunu gururuna yediremez bittabi.

Gençler yıldırım nikahıyla evlenir, Ebru'nun kürkle bezeli hoş gelinliği üzerinde olduğu halde soluğu Uludağ'da alırlar. Doğru Otel Beceren'e. (Onun da üstünü sansürlemişler filmde, reklama girer diye. Yine de siz benden duymuş olmayın). Basarlar otelin ziline, basarlar da basarlar (otelin zili mi olur yahu?) , otel sahipleri tombiş Osman abi (
Necdet Tosun) ve tombul karısı Fahriye abla (Mürüvvet Sim) yeni gelen misafirlerini can-ı gönülden karşılarlar. Otel henüz sezon açılmadığı için bomboştur . Mesut (Kayhan Yıldızoğlu) ve Garip (Sami Hazinses) de on parmağında on marifet iki otel çalışanıdır, misal mutfakta sucuk pişirebilmekte, toz almakta, oda temizlemekte aynı zamanda da keman ve akerdeon çalabilmektedirler.

Böyleyken, iki sevgili balaylarını bu sevimli ve samimi insanların yanında mutlu mesut geçirirler. Şarkılar türküler söyler, halay çeker, kadeh kaldırırlar. Derken Kerem şehre giyim kuşam almaya iner. İşte o sırada Bahri , iki adamıyla birlikte gelip oteli basar (onca otel içinde elleriyle koymuş gibi direkt Otel Beceren'i bulurlar hayret). Ebru'yu saçından sürükleye sürükleye arabaya götürmeye kalkışır. Hani o alışkın olduğumuz "dağa kaldırma" olayı burada "şehre indirme" biçimde vukû bulur. Tam Ebru'yu arabaya atmışken, Kerem çıkagelir. Bahri gözünü kırpmadan Kerem'i vurur. Kerem 3 kurşun yarası alır almasına ama her bir kurşunda ayağa kalkar, şöyle bir döner düşer, kalkar, döner düşer... sonunda yığılır.

İşteee, bundan sonrası acı. Ebru sinir krizi geçirir. O halde bile Bahri öküzü kızın ırzına da geçer. Ebru kafayı sıyırır; ki Kerem'i de öldü sanmaktadır. İlerleyen sahnelerde Ebru'yu , bahçesinde Rodin'in "Düşünen Adam" heykelinin bulunduğu ünlü Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde bir hücrede görürüz. Tedavi adına tüm kılcal sinirlerini varana da yakarlar (kılcal sinir :) sevdim bunu) . Başından elektrik verirler, ok işaretine benzer bir çarmıha gerip döndürürler... Böylece zihni allak bullak olur. O sinirlerini yaktıradursun, Keremcik de bir başka hastanede tedavi görmektedir. İki sevgili de kendinde olmadıkları anlarda birbrilerinin isimlerini sayıklarlar. (Meraklısına; sinir tedavisine benzer bir sahneyi Sonbahar Rüzgarları filminde Türkan Şoray'a da yaparlar).

Sonunda Ebru, Kerem'in aslında ölmediğini öğrenir. Kerem'in de yaraları iyileşmeye yüz tutmuştur. Bandajlar daha üstündeyken kolundaki serumu koparır atar, hemen yanıbaşındaki askıdaki elbiselerini giyer ve hastaneden fırlar, sevgilisini bulur. (Ben de hastanede yattım abicim ama hiç serumu çıkarmaya cesaret edemedim, ayrıca giysilerimi de dolaba çekmeceye koymuşlardı :)... Demek istediğim anlattığım bu sahne bir Türk filmi klişesidir arkadaşlar).

Ebru, Kerem'e tecavüze uğradığını söyleyince, Kerem gider Bahri'yi vurur. İki aşık için atî artık karanlıktır. Kavuşsalar ne olacaktır. Ebru'nun mapushaneye don atlet fanila götürecek takâti zaten yoktur. En güzel yol birlikte ölüme gitmektir.

Şimdi dalgayı kesiyorum. Filmi her izlediğimde ben bu sahnenin içtenliğinden, sıcaklığından çok etkilenirim. Aşıklar, balaylarını geçirdikleri Uludağ'a giderler. Otelin önüne geldiklerinde arabadan çıkmaz, dondurucu soğuk onların bedenine tatlı bir sıcaklık verinceye dek birbirlerine en güzel sözleri fısıldarlar. Sabah olduğunda artık o arabada iki aşığın birbirine sarılmış cansız bedeni bulunmaktadır sadece.

Of be... Gene tüylerim diken diken oldu. Fırsat bulursanız izleyin derim, kaçırmayın.

25 Ekim 2009

KISKANÇ KADIN

Ohhhh....beeeeeeeeeee....

ya da

Ohhhhh... öldüm :)

Nasrettin hocanın kepçe kaşık davası gibi hem de. Uzun süredir uykuya yenik düştüğümden, haftasonu sabahları erken kalkıp bünyeyi eski Türk filmleri ile kuvvetlendiremiyordum. Bu sabah kış saati uygulamasına geçilmesinin yaşattığı torpille 3 türk filmini (Kıskanç Kadın, Şenlik Var, Doktor) arka arkaya izledim. Bünye zıpkın gibi oldu maşallah :)


Kıskanç Kadın
Yönetmen: Osman Nuri Ergün
Senarist : Osman F. Seden
Yapım: Akün Film (İki Osman'dan ötürü bir Osmanlı filmi de diyebiliriz :))

TRT 1'de 1966 yapımı KISKANÇ KADIN adlı filme rastladım, ki uzun süredir hep aynı filmleri veren TRT'de yeni gösterilen bir nostaljik yapıta rastlamak da şansdı benim için.

Efendim... Filmimizin baş aktörü Cüneyit abimiz, baş aktristi de Hülya Koçyiğit. Daha geçen hafta ikilinin oynadıkları İstasyon (1977) filmini izlediğim için , sinemadaki ilk yıllarında çekmiş oldukları bu filmi ayrı bir gözle seyrettim.

Cüneyt Arkın'ın can verdiği (daha sonrasında boynuzlandığını anladığımız) yakuşuklu ve ketum insan Kemal Seden, adını filmin senaristi Osman F. Seden'in oğulcuğu Kemal'e geçtiği bir kıyaktan alıyor zannımca. (Kemal Seden o sıra daha 3 yaşında, bunu biliyor mıydınızzz? I ıh... tahmin etmiştim zaten :P) . Bir de Osman F. Seden'in Kemal Film diye şirketi var biliyorsunuz.

Neyse konuya geçeyim. İngiliz yazar Daphne Du Maurier' ın "Rebecca" adlı romanından esinlenerek senaryolaştırılmış film. Kemal, yakışıklı ve zengin , hoş bir duldur. Neden ? Çünkü 3 yıl kadar önce karısı Sevda bir deniz kazasında ölmüştür. Adam hem hoş, hem zengin ve üstelik de dul olunca cemiyet hayatının (bayılırım şu kalıba da ha :)) önde gelen kız kuruları (!) Kemal'in kalbini çalmaya çalışmaktadır. O kuru kızlardan biri de rahmetli Suna Pekuysal'ın canlandırdığı Rukiye'dir. ( Yaa... cemiyet hayatından olup da adı Rukiye olan var mı yaaa, sanırım bu da Osman Seden amcamızın bir yakını olabilir. Olabilir mi ? Olabilir olabilir.)

Kemal cancağızım Rukiye bacımıza bakmadığı gibi, Rukiye'nin annesinin (Mualla Sürer) katibesi Nevin'le (ne uzun cümle oldu be, üstelik devrik de değil :P) ilgilenmeye başlar. Nevin ? Hülya Koçyiğit canım. Sen nasıl olur da cemiyet hayatının asil kızlarından Rukiye ile değil de paçooozzz, alt tabaka insanı Nevin'le aşna fişne edersin deyu, kızı bi güzel kovar annesi. Kemal bunun üzerine Nevin'le evlenir ! Çok mu çabuk oldu :) Evleniyorlar yani bu olayın sonucunda. Geliyorlar aşk yuvalarına. Transilvanya'da bir şatoya desek daha doğru :)

Efendim o nasıl kasvetli bir evdir, evin hizmetçileri ölen hanımlarına nasıl da bağlıdırlar hayret yani. En güzel sürpriz ise, burada da karşımıza en kurusundan bir kızın daha çıkması. Perihan (Çolpan İlhan) isimli mürebbiye kılıklı kız kurusu da aslında Kemal beyimize yanıktır da, Kemal beyimiz göstermektedir ama vermemektedir adeta (ahahahaha, nasıl bi tariftir bu yaw?). Yani Kemal beyimizin soluk alışı bile Perihan bacımızı delirtmektedir. O derece.

Gel gelelim taze gelin Nevin, bir türlü kendisini bu evdeki hizmetlilere ve Perihan'a kabul ettirememektedir. Vazoya gül koysa azar işitmekte, pikapta plak dinlese dinlediği plak kocası tarafından parça pinçik edilmektedir. Neden? Çünkü yaptığı her şey ölen eş Sevda'yı hatırlatmaktadır Kemal'e.

Meğer işin içinde iş varmış sevgili okur, onu da filmin son 15 dakikasında öğreniyoruz. Ölen Sevda, dayımın oğlu diye aşığı Necmi'yi (Orhan Elmas) eve almakta, cemiyet erkekleri tarafından Rita Hayworth muamelesi görmeye bayılmaktadır. En sonunda Kemal'in canına tak eder ve Sevda'yı altı kurşun ile (rakamla 6) öldürür. Dikkatli seyirci, Sevda'nın kurşunları yerken hiç hareket etmediğini gözden kaçırmaz. Bilirsiniz bizim filmlerde insanlar hemencecik ölmez, önce 2 takla atar, yere düşer, tekrar kalkar, sonra bi daha düşer, yetmedi karakola kadar gider, olmadı yere kanla katilin adını yazarlar demi? Ama Sevda öyle yapmıyor. Çünkü meğersem zaten Kemal içeri gidip komodinden tabancayı alana kadar çoktan ruhunu teslim etmiştir. Neden biliyor musunuz ? Asla bilemezsiniz. Kalp sektesinden değil, zatülcenpten de değil. Rahim kanserinden abicim. Yeaaaaa ... Şaşırdın demi, şaşırdın şaşırdın :) İşte Türk filmi adamı böyle çarpar :)))

Sonracığıma Kemal, karısının katili olduğunu düşüne dursun, aslında Sevda'nın ölüm nedeni, Perihan'ın ona vurduğu 3 dozluk morfin yüzündendir. Zaten mahkeme salonunda son anda ortaya çıkan Dr. Hikmet Kuntay (Muammer Gözalan) 3 doz lafını duyunuca "hiiiiii"der , "3 doz mu vurdun, bir saat bile yaşayamaz o dozla) deyiverir.

İşte efendim, Kemal'i son anda ipten almak Nevinciğin çabaları sayesinde gerçekleşir, çünkü Nevin'in içinde öyle bir his vardır ki, tam da şurasında yani, Kemal asla katil olamaz.

Bu arada, Sevda'nın yüzünü bir türlü görmeyiz, hep arkadan görürüz onu. Kim canlandırmıştır, fikrim yok. Güzel filmdi be.

Son not: Bu yazıyı yazarken had safhada keyifliydim, ne bir şey içtim ne de yuttum, arka arkaya 3 filmden sonra biraz çarptı galiba, hepsi bu :))

27 Mayıs 2009

Acil Şifalar Cüneyt Abi...


Türk sinemasının 72 yaşındaki koca kurdu, Adını Unutan Adamı Cüneyt Arkın boyun sinirlerinin sıkışması sonucu felç geçirdi. Hürriyet gazetesinin haberinde ; Geçmişte oynadığı filmlerde aldığı darbelerin acısının şimdi çıktığına inanan Arkın'ın , fizik tedavi sürecinden sonra evine dönebileceği belirtilmiş.
Allah'tan kendisine acil şifalar diliyorum. Cüneyit abiyi hasta yatağında değil, çok sevdiği atların üstünde görmeyi isterim .
Aslansın sen Cüneyt abi...

Not: Cüneyt Arkın, hastaneden taburcu oldu. Arkın taburcu olurken; Medyada yer aldığı şekli ile felç geçirmediğini, çıkan haberlere de "şerefsizim üzülmedim, o kadar iyiyim ki yarın koşuya çıkmayı düşünüyorum" dedi.

Cüneyit abimizin sağlıklı olmasına çok sevindim, koca kurdumuz bizim o. Aslan aslan :)

20 Nisan 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 11


Fotoğraftakiler; Yasemin (Hülya Koçyiğit), Gırgır Ali (Cüneyt Arkın) ve köpek Çarşaf.

Sene 1977. Filmimiz İSTASYON. Şerif Gören'in yönettiği filmin senaryosu Bülent Oran'a ait.

Gırgır Ali, hayatı gırgıra alan, Oğuz Aral ustanın Gırgır'ını elinden düşürmeyen, köpeğinin adı da Çarşaf olan bir ademoğlu. Bir gün , kabadayı Palandöken'den (Erol Taş) ilginç bir teklif alır. Ünlü şarkıcı Yasemin'i kaçıracaktır. Karşılığında Yasemin'in her bir santimetresine karşılık 1000 lira para alacaktır. Parasına değil de gırgırına kaçıracaktır aslında Ali, Yasemin'i.Buradan da öğreniyoruz ki Yasemin'in boyu 1,72 cm'dir :)

Kaçırır... Gırgırına :)

Bir eli yağda bir eli balda , şımarık Yasemin, Gırgır Ali'nin yanında hayatın bambaşka yönlerini keşfeder. Bakkalda ekmek kaç paradır mesela? Balık ekmeğin tadı ne nefistir. Sahanda yumurta nasıl yapılır?

Sosyete mensubu iki genci kaçırırlar hatta, gırgırına :)

Çok hoş espirilerin geçtiği film bir yönüyle de dramatiktir. Yukarıdaki kare, filmin son sahnelerinden biri.

5 Nisan 2008

Rüzgâr

Yönetmenliğini Cüneyt Arkın'ın yaptığı , senaryosu Safa Önal imzalı bir film Rüzgâr. 1980 yapımı renkli filmin başrol oyuncuları Cüneyit abimizle Emel Sayın.

Gerek filmdeki şarkıları gerek replikleri şahane bu filme her rastladığımda ilgiyle izlerim.

Zamanında iyilik yaptığı bir adamın onu oyuna getirip hapse attırmasıyla intikam yemini eden kabadayı Davut'un öyküsüne şahit oluruz. Davut aradan yıllar geçip hapisten çıktığında ilk işi onun yıllarını çalan Bekir'i (Orhan Alkan) bulmaktır. Bekir aradan geçen yıllarda malına mal katmış, üstelik de memleketin en ünlü şarkıcısı Emel Mayın'la (!) evlenmiştir.

Davut bir kedi, Bekir bir fare... İlk önce kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacakır Davut . Sonra piskolojik baskı yapacaktır.

Bir sahnesine biterim; Bekir, Davut'un korkusuna yurt dışına kaçmaya karar verir. Havaalanına vardığında Davut'la karşılaşırlar. İsyan eder :

- Artık yeter... bitsin ! Geceleri kan işiyorum korkumdan.

Davut o kadar vakurdur ki, suratındaki betonumsu ifadeyi bozmadan aynen şöyle der:

- Kes ! Evine dön çabuk !

Ve Bekir tıpış tıpış evine döner.

Filmin ilerleyen bölümlerinde Davut, Bekir'i can evinden vurmak için karısnı dağa kaldırır. ama bilmez ki Bekir o derece kansız herifin tekidir. Oysa ki karısı öncesinde kocasını rahat bıraksın diye Davut'u ziyarete gitmiştir. Orada onu silahla yaralayınca hapse girer, o çok sevdiği kocası onu bir çıtırla aldatarak üstelik de bütün mal varlığını da alarak yurt dışına kaçar.

Filmimiz Davut'un Emel'i dağa kaçırmasıyla sürüyor. Kuş tüyü yataklarda yatmaya alışmış Emel'i dağ başında zorlu günler beklemektedir.

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz sahnenin bir de öyküsü var. Cüneyt Arkın'ın "Adını Unutan Adam" adlı kitabından öğrendiğime göre, Emel'in dağa kaçırılma sahnesinde Emel çok hırpalanmış. Filmin yapımcısı Abdurrahman Keskiner, Emel Sayın'ın filmi yarım bırakabileceğini söyler, bu yüzden onun da gönlünü edecek ek bir sahne yazmasını ister Cüneyt Arkın'dan. Arkın hay hay der . İstek üzerine yazılan bu sahnede , Arkın kapıdan içeri girince Sayın ona elindeki sopa ile saldıracak ve eline yüzüne vuracaktır. Ne de olsa sopa , kartondan yapılma, acıtmayan bir sopadır !

Sahne başlar, Arkın içeri girer. Sayın sopayı sallar. Ama o ne ? Acıtmayan sopa gitmiş yerine sahici sopa gelmiştir. Allah yarattı demeden sallar sopayı ve Cüneyt Arkın ciddi ciddi dayak yer.

Arkın'ın yazdığına göre bu filmden sonra Emel Sayın'la tekrar kamera karşısına geçememişlerdir :))

Emel Sayın'ın filmde seslendiriği şarkılar ; filme adını veren Rüzgâr, Gülünce Gözlerinin İçi Gülüyor...

Çok da güzel şarkıdır ha.

Dağda elinde çamaşır sepeti, ayaklarında çizmeleri ile bir "Gideceğin yere beni de götür, sorana başımın belası dersin" şarkısını söyleyişi var ki evlere şenlik :)

Son bir ayrıntı ; onu da sinematurk'daki yorumlardan birinden öğrendim , filmin sonundaki dövüş sahnesinde çalan müzik Star Wars'ın müziği imiş :))

14 Şubat 2008

Haftanın Nostaljik Fotoğrafı

Fotoğrafın siyah beyaz olduğuna bakmayın. Karemiz 1969 yapımı Ala Geyik filmine ait. Film renkli. Fotoğraftakiler sol başta ayakta Duran rolündeki Behçet Nacar (35), onun yanında Halil'in annesi rolünde Aliye Rona (48), oturanlar; Halil rolündeki Cüneyt Arkın (32) ve Zeynep rolündeki Mine Mutlu (21).

Arkın'ın en sevdiğim ve en değişik filmlerinden olan Ala Geyik'i Erdoğan Tünaş yazmış, Süreyya Duru yönetmiş.

Bir yanda geyiklere tutkun geyik avcısı Halil, bir yanda sevdiceği Zeynep, diğer tarafta zalim ağa...

Halil:
Bebek sütsüz yaşar mı ? Tarla susuz olur mu? Ben öyleyim işte avsız geyiksiz...

24 Ocak 2008

Haftanın Nostaljik Fotoğrafı


HAVUZ PROBLEMİ

Efendiiim... Vallahi Cüneyit abimizi çok sevdiğimden; yine onun bir fotosunu seçtim sizler için. Fotoğrafta görüldüğü üzere bir havuzun içindeler Cüneyit abimiz ve rahmetli Yadigâr Ejder... Havuza su doluyor. Soru şu : Bu havuza su dolduğunda , havuz başında endişe ile bekleyen sarışın cıbıl ablamız suya atlayacak mı atlamayacak mı? Ehuee...

filmin adını çıkaramadım... fikri olan varsa buyursun... tahminim yetmişlerin sonundan bir film olduğu.
Çilek edit: İşin ehlinden bilgi geldi arkadaşlar :) Film 1980 yapımı SARIŞIN TEHLİKE filmi imiş. Sarışın hatun da Christine Haydar... Aslında onun olduğunu tahmin etmiştim ama emin olmayınca yazmayayım dedim. Christine Haydar bacımızla ilgili de detaylar var ama nostaljik fotomuzu bozmayalım şimdilik. Teşekkürler Ali Murat Güven :)

16 Ocak 2008

Cüneyt Abi Bu Nasıl Perhiz ?


" ... 'Öpülmez' deyip, kameranın önünden çekildim. Yönetmenle seks tanrıçası bir süre başbaşa görüşüp çareler aradılar. Sonunda kız , vıcık vıcık ıslak yanıma geldi. 'Cüneyt Bey', dedi 'Sen öper gibi yap. Sonra yavaş yavaş aşağı kay , resimden çıkar, görünmezsin. Ben zevk alıyorumu öyle bir oynarım ki seyirciyi şehvetten inim inim inletirim.' 'Peki ben aşağıda ne yapacağım ?' diye sordum. Ağzının ıslaklığı arttı, daha da gevşedi büyüdü. 'Hiçbir şey ' dedi. 'Zaten seyirci seni görmeyecek'. Kızgın bir demir yüreğimi dağlamış gibi acı çekiyordum. Burada olmakla karıma , çocuklarıma, anama, babama, hayata, insanlara ihanet ediyormuşum gibi bir his içimi yakıyordu. Kendime ölesye kırgındım. 'Sen dehşetli, korkunç, büyük sanatçı oyununla öyle bir zevk alıyoru oynayacaksın ki seyirci şehvetlenip 'ahh, ohh' diye inim inim inleyecek. Ben o sırada aşağıda olacağım ama seyirci beni görmeyecek. Peki, sen zevkten , şehvetten inim inim inlerken seyirci 'aşağıda' benim ne yaptığımı düşünecek?..."

Bu yukarıdaki satırlar Cüneyt Arkın'ın Adını Unutan Adam adlı kitabından (2001 basımı, Kabalcı Yayınevi, sh 45-46, Ben De Allah Kuluyum isimli bölüm) alındı. İlgili bölümün sonunda söz konusu filmden alındığı belli olan bir sahnenin fotosu eklenmiş. Filmin hangisi olduğunu çıkaramadım ama sanırım seksenlerin başında çevrilen bir film olmalı.

Şimdi...

Yıl 2008. Gösterime girdi mi girmedi mi bilmiyorum ama Çılgın Dersane Kampta diye bir film var. Ben sadece fragmanını izlemek zorunda kaldım. Zorunda kaldım diyorum zira sinemada başka yere zaplama imkânı yok. İlkini de izlememiştim, sadece film müziği kıpır kıpırdı hoşuma gitmişti. Neyse efendim. Fragmandan anladığım kadarı ile bol bol popo, meme, frikik, iştah kabartıcı , seyirciyi şehvetten inim inim inletecek görüntüler var :) Sürekli bu güzide vücut azalarına zoom söz konusu. Çok eğlenceli bir gençlik filmi olabilir, mısır patlağı kıvamında vakit geçirmeye birebir bir film de olabilir. Filmi eleştirmiyorum. Cüneyt Arkın'ı anlamaya çalışıyorum sadece. "Ben yılarca dinlenmeden çalıştım, artık dinlenmek istiyorum o yüzden dizi filmlerde oynamıyorum" diyen Cüneyt Abi, ara sıra rol alacağı filmleri seçme kriterlerini değiştirmiş gördüğüm kadarı ile. Yok anlayamıyorum ve zaten anlamak da istemiyorum galiba. Kendi sözleri ile yazımı sonlandırıyorum.

"Burada olmakla karıma , çocuklarıma, anama, babama, hayata, insanlara ihanet ediyormuşum gibi bir his içimi yakıyordu. Kendime ölesye kırgındım."

12 Ocak 2008

Haftanın Nostaljik Fotoğrafı

Rahmetli Agâh Hün'ün sesiyle...

Ey Yumurtaya Can Veren Allahım...
(Fotoğraf 1970 yapımı Yusuf ile Züleyha/Hz.Yusuf filmine ait)

7 Ocak 2008

Ayşecik SEVGİLİ BABAM


Daha benden ayrılmadan
Başka sevgili buldun
Saadet hiç belli olmaz
Sevgilim mesut musun?
Şimdi artık yalnızım
Ağlamak neye yarar
Zalimin zulmü varsa
Sevenin Allah'ı var

Suat Sayın'ın muhayyerkürdî eseri Zalimin Zulmü'nü ilk kez duyup hayran olduğum filmdir Sevgili Babam. Gerçi film 1969 yapımı, kaynaklarda da şarkının çıkış yılı 1970... Nasıl oluyor da oluyor anlamış değilim. Bir bilen varsa aydınlatsın.

Zeynep Değirmencioğlu'nun babası Hamdi Değirmencioğlu'nun senaryosunu yazdığı, Aram Gülyüz'ün yönettiği filmin bir özelliği Ayşecik serisinin en son filmlerinden biri olması. Zeynep Değirmencioğlu diğer filmlerde de "Ayşe" adıyla oynamıştır ama Ayşecik adıyla çevrilen filmler bitmiştir.

Hemen rol dağılımına bakalım

Zeynep Değirmencioğlu : Ayşe
Cüneyt Arkın : Sedat
Sema Özcan : Nevin
Ömer Dönmez : Ömer (Ömercik)
Önder Somer : Orhan
Salih Güney : Murat




Sinopsis:
Nevin ve Sedat iki çocuklu mutlu bir ailedir. Sedat ünlü ve başarılı bir müzisyendir. Bir gün bir kavgaya karışır ve cinayet işler. Yıllar sürecek bir ceza alıp cezaevine girer. Bu süreci film boyunca görmeyiz. Seyirci olarak sadece Nevin'i, Sedat'ı cezaevinde ziyarete gelişini görüyoruz. Sedat, çocuklarının kendisini bir katil olarak bilmesini istemediği için Nevin'e " Babanız öldü" yalanını söylemesini ve boşanmaları gerektiğini söyler. Aradan uzun yıllar geçer, çocuklar büyümüştür. Nevin, cezaevine son gelişinde kendisi ve çocuklarla ilgilenen Orhan'dan bahseder. Oysa ki Sedat'ın ona bir müjdesi vardır; iyi halden dolayı cezası bitmiş ve özgürlüğüne kavuşacaktır. Bunları söylemeye fırsatı olmaz . Hayatının kadınına orada veda eder. Nevin, evine geri döndüğünde Orhan'ın evlilik teklifini kabul eder. Sedat ise, bir kerecek dahi olsa çocuklarını yakından görebilmek için kasabaya gelir. Gelir gelmez, kasabanın amatör orkestrasına şef olur. Müzikle yakından ilgili kızı Ayşe de Sedat'ın babası olduğunu bilmeden onunla iyi dost olur.

Münir Özkul'u orkestrayı toparlamaya çalışan ve flüt çalan adam rolünde görüyoruz. Filmin şarkısı Zalimin Zulmü'nü Kamuran Akkor'un sesiyle Ayşe seslendiriyor. Kamuran Akkor da eşi Vasfi Uçaroğlu ile filmde rol alıyorlar. Rahmetli Güzin Özipek de evin dadısı Minnoş (adı Minnoş ama kendisi çaçaron) rolünde. Filmin en eğlenceli sahneleri zaten Minnoş, Ömercik ve sarı çıyan dedikleri Orhan'ın (Önder Somer) olduğu sahneler.

Dağ bayır ellerinde enstrümanları ile "do" deyince şarkıya başlayan amatör orkestra bana 1970 yapımı Seven Ne Yapmaz filmini çağrıştırıyor. Orada da orkestar şefi Münir Özkul'dur.

Nostalji sevip de biraz göz yaşı dökmek isteyenlere ısrarla tavsiye edebileceğim bu film, zamanında rahmetli babacığımı da ağlatmıştı.

14 Aralık 2007

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -3

Çilek'in Dünyası'nda en çok ilgi gören başlıklardan biri de bu nostaljik fotoğraflar. Ben değil, analizler öyle söylüyor. Ha analiz bu saatten sonra iyi veya kötü demiş umrumda mı ? Değil :) Bence çok zevkli şu fotoğraflara bakıp vakit geçirmek... Ee buyrun o zaman....


İzlediğim en güzel Cücü filmlerinden biri; CİCİ GELİN. 1967 yapımı filmin yönetmeni Osman Nuri Ergün, senaristi de Bülent Oran. Karedekiler Nubar Terziyan (58), Cüneyt Arkın (30), Filiz Akın (24) ve Öztürk Serengil (37) . Gencecik karısına aslında bir gizli ajan olduğu yalanını atan esas kahramanımızla işleri iyice karıştıran beceriksiz cici gelinin hikâyesi. Cüneyt Arkın komedi filmlerinde de çok çok çok başarılı bir kere daha söylüyorum. Şunlara bakın ya hepsi birbirinden şeker :))



Türkan Şoray'ın Kara Kız , Cüneyt Arkın'ın da (Sinematurk'de okuduğum bir yorumdaki gibi) saçlarını henüz yandan ayırdığı dönemlerden bir film; GÖZLERİ ÖMRE BEDEL. Sene 1964, Türkancığım 19 Cücü de 27 yaşında. Filmin yönetmeni Ülkü Erakalın, senaryo yazarları da Suavi Sualp ve Sadık Şendil. Cüneyit abimiz Adını Unutan Adam adlı kitabında Türkan Sultan'ın gözlerinden bahsederken yaramaz bir çocuk gibi demişti. Sizce de haklı değil mi ?

9 Aralık 2007

MALKOÇOĞLU FOREVER

Malkoçoğlu... Her Türk sineması severin tanıdığı , adının Ali olduğunu belki de şimdi duyup şaşırdığı sapına kadar Türk kahraman ! Cüneyit Arkın'ın canlandırdığı , benim en sevdiğim beyaz perde kişiliklerinden biri. Sapına kadar Türk diye vurgu yapmamın sebebi neredeyse her seride bir kefere prensesinin gönlünü çalmasından, kötü kalpli kadın kahramanını yakışıklılığı ve çekiciliği ile derbeder etmesinden :))

TRT olmasa nereden bulup da izlerim bu güzelim filmleri bilmem. Bu sabah yine bir Malkoçoğlu filmi vardı; Malkoçoğlu Kara Korsan . Yakın zamanda Malkoçoğlu Krallara Karşı'yı izlediğimden olsa gerek diğerinin yanında sönük kaldı.

Blogda bir de Malkoçoğlu filmleri bulunsun , afişlerini koyayım, emeği geçenlere bir de selam teşekkür edeyim istedim. Kısa bir genel bilgi olarak;

* Malkoçoğlu serisi 7 filmden oluşur. Bunlar sırasıyla

1- Malkoçoğlu Avrupa'yı Titreten Türk (1966)
2- Malkoçoğlu Krallara Karşı (1967)
3- Malkoçoğlu Kara Korsan (1968)
4- Malkoçoğlu Akıncılar Geliyor (1969)
5- Malkoçoğlu Cem Sultan (1970)
6- Malkoçoğlu Ölüm Fedaileri (1971)
7- Malkoçoğlu Kurtbey (1972) (Bu sonuncusunda başrolde Serdar Gökhan oynuyor)

* Serileri çeken yönetmenler Remzi Jöntürk ve Süreyya Duru

* Bond Kızları misali Malkoçoğlu Kızları olarak adlandırabileceğim aktristler Selma Güneri, Sezer Güvenirgil, Nebahat Çehre, Feri Cansel, Esen Püsküllü ve Oya Peri. Serdar Gökhan'lı Malkoçoğlu'nda ise Perihan Savaş oynamış.

* Serinin ilk filmi olan Malkoçoğlu Avrupa'yı Titreten Türk kimi kaynaklarda sadece Malkoçoğlu olarak geçiyor.

* Serinin kötü adamları arasında Tanju Gürsu, Behçet Nacar, Kayhan Yıldızoğlu, Semih Sergen, Yıldırım Gencer ve Tuncer Necmioğlu bulunuyor.

* Serinin iki filminde yönetmen Remzi Jöntürk'ü de küçük rollerde gördüm, diğerlerini bilemiyorum.

* Meraklısına; Malkoçoğlu fanlarına üzerinde Malkoçoğlu baskılı tişörtler Cüneyt Arkın'ın resmi web sitesinde satışta (Reklamları dinlediniz :P)

Çileknot: Afişlerin hepsini alacaktım buraya ama o kadar çok aksilik çıktı ki ... dördü ile idare edin... aaaa....

27 Kasım 2007

GÖKLERDEKİ SEVGİLİ

Bugün de yine altmışlar yeşilçamından bir film yazımız var. Yazının bir bölümü bana, bir bölümü de sevgili ağabeyim Murat Çelenligil'e ait .

1966 yapımı filmimiz Remzi Jöntürk imzasını taşıyor.

Rol dağılımı :
Cüneyt Arkın: İstikbal Timur Karaşah
Selda Alkor: Yıldız Çömlekçioğlu
Ali Şen : Timur'un babası Veysel Karaşah
Ulvi Uraz : Yıldız'ın babası Tahir Çömlekçioğlu
Fatma Bilgen : Timur'un annesi Piraye
Mürüvvet Sim : Yıldız'ın teyzesi Emine
Ersun Kazançel : Timur'un arkadaşı Veli

Sinopsis :
Zengin erkek, fakir kız temasına oturtulmuş bir hikayemiz var. Timur, ilçenin ileri gelen zenginlerinden , "İyi Günler Mağazası"nın sahibi Veysel Bey'in pilot olan oğludur. İdealist bir gençtir. Yıldız ise, aynı ilçede kendi yağıyla kavrulan çömlekçi Tahir Usta'nın kızı. Kendi yağıyla kavrulur dedik ya, öğlenleri sefer tasıyla babasına yemek götürür Yıldız. Böyle bir günde Timur ile Yıldız dere başında karşılaşırlar. Yıldız'a göre, Timur küstah bir gençtir, zenginliğine mi güveniyordur ne ? Zıtların birbirini çekmesi hesabı iki genç arasında kısa sürede bir aşk başlar.

Yeşilçam Klişesi Bol Bir Film

O dönem filmlerinde ve daha sonra da çokça filmde karşılaştığımız ailelerin karşı çıkması, iki genç arasındaki sosyal uçurum, babasız çocuk, evladını reddeden baba, illa ki gerçekleri saklayan bir aile ferdi, her ne durumda olursa olsun babasız çocuk dünyaya getiren kızı saf duyguları ile seven fedakâr bir aşık... ve benim çok sevdiğim şu sahne ; yağmurdan korunmak için mağaraya sığınıp aşka teslim olan gençler. Bu sahne o kadar klişedir ki, kimi zaman birebir kimi zaman da sadece kızın üzerine giydiği erkeğin giysisi kısmı sıkça kullanılır. Benzer bir sahneyi Hülya Koçyiğt ve Ediz Hun'un başrollerini paylaştıkları 1968 yapımı Kadın Asla Unutmaz filminden de hatırlarım. Hatta söz konusu filmde yine esas kahramanlarımız geçirdikleri aşk gecesinden sonra birbirlerini göremez, esas oğlan görev icabı harbe gider.

Göklerdeki Sevgili *

Wilma Goich’in söylediği ‘Ho Capito Che Ti Amo’ (1964) (Tenco) şarkısı ve Baraj’da Yıldız’ı bekleyen Timur. Birkaç saat önceki eğlenceli konuşmaları..

Timur :Gününüzü Veli’yle geçirmeye mi yeminlisiniz?
Yıldız :Öyle, saat 7’ye kadar onunlayım. Sonra köye döneceğiz.
Timur :Teyzenizi bir ziyaret etseniz diyecektim de.
Yıldız :Benim bu şehirde teyzem yok ki.
Timur :Yazık, keşke burada bir teyzeniz olsaydı. Onu görmek için siz de Veli’den izin alsaydınız.
Yıldız : Veli de akşam evde anlatsaydı. Babam da bu teyze nereden çıktı diye bana iyi bir kötek atsaydı.
Timur : Babanızla teyzeniz küs olsalar. Siz de Veli’ye bunu çıtlatsanız. Veli erkek çocuktur. Emin olun babanıza söylemez.
Yıldız : Ee, bu masalın sonu nasıl biter?
Timur : Siz teyzenize giderken ben de size Baraj’da rastlasam...
Yıldız : Sizin söylediklerinizde hiçbir gerçek taraf yok ki.
Timur : Gerçek olan aşk ve ölümdür. Ondan öte gerçek tanımam ben.


Jenerikteki Burçak Tarlası (derleme ; Muzaffer Sarısözen) Erdem Buri ve Tülay German’ı anımsatıyor. Tülay German bir dinletisinde, rahatsızlığı nedeniyle, üç şarkı eksik söyledi diye dinleyicilerin verdikleri paranın bir kısmını geri veren Erdem Buri’yi ve aralarındaki ‘bir gün bile ayrı kalamaz oldukları sevgiyi’.

1963 yılının sonbahar kış ayları... Pilot Teğmen Timur Karaşah (birkaç ay sonra Kıbrıs’ta Rumlara karşı çarpışırken Karaşahin olarak ünlenecektir) Diyarbakır Hava Üssü'nden uçak gösterileri için Bandırma 6. Ana Jet Üs Komutanlığı'na gelmiştir. Babası, bu bölgenin zenginlerinden, İyi Günler Mağazası'nın sahibi Veysel Bey, annesi ise kimseleri beğenmeyen (oğlunu sevgilisi Yıldız'dan -bir süre- ayıracak olan) Piraye Hanım’dır. Timur'un da katılacağı gösterileri tehlikeli bulup "Sen asker misin, cambaz mı?" demektedir. Veysel Bey, oğlu için "Bir tüccar olsa.. avukat.. doktor" diyen eşine "Say, say.. Bankacı ya da fabrikatör. Daha nice uyuşuk işler. Sen istiyorsun ki, benim gibi işe yaramazın biri olsun. O kendi isteği ile... iyi bir meslek seçti kendine" diye yanıt vermektedir.

Alınteri ile ekmek parası kazanan fakir bir çömlekçinin kızı olan Yıldız... Anası ölünce tahsilini yarıda bırakıp İstanbul'dan iki kardeşi ve babası Çömlekçi Tahir'in yanına, Üvezcik Köyü'ne gelmiş. Gösterilerden bir gün önce, sefer tası ile babasının yemeğini götürürken yolu üzerindeki [‘Kırbaç Altında’ (1967) filminde göreceğimiz] ıssız bir koruda (aynı filmdeki gösterişli kazağı ile) avlanmakta olan Timur'la karşılaşır. Genç adam onu, biraz da zorla, kucağına alarak nehrin karşı kıyısına geçirir. Filmin bu hoş bölümünde Timur'un üzerinden 1-2 balık yere düşüyor. "Bu işi ömür boyunca yapmaya razıyım" diyecektir. Astsubay Veli'nin daveti (ve babasının da onayı) ile Yıldız, çevrede büyük heyecan uyandıran gösterileri izlemeye gider. Veli'nin arkadaşı olan Timur ile -tekrar- tanışır. Delikanlı, Veli'yi "Senin (arkadaşın) Kıyak Zeki de burada. Merzifon'dan dün geldi. Onu görmek istiyorsan hemen git. Şimdi duştadır" diyerek (yine, biraz zorla) oradan uzaklaştırır. İki gencin birbirlerini sevmeleri bu iki günde oluyor. Akşam, Timur'un gürültülü motosikleti ile köye dönerlerken çıkan fırtınada oralardaki bir mağaraya sığınırlar. (Yine Timur'un zorlamasıyla) Yıldız'ın elbisesini çıkarıp delikanlının kazağını giymesi.. Isınmak amacıyla içilen içki... Sonuçta, geceyi beraber geçirirler. Zigeunerweisen Op 20 melodisi (1889) (Pablo de Sarasate)...

Yıldız :Ben artık ben değilim. Sizi seven, sizin olmuş biriyim.
Timur : Seni seviyorum Yıldız... Yarın öğleye doğru sizin köyün çıkışındaki korulukta bekleyeceğim.

Ancak, o gece Ankara'da "Kıbrıs'a askeri bir müdahale" kararı alınmıştır. Timur da Yıldız'a haber veremeden ayrılmak zorunda kalır. Durumu annesine anlatıp, genç kızı görmesini ister. Annesi, özellikle 'köylü kızı' açıklamasını duyunca öyle bir "Bana güvenebilirsin oğlum" diyor ki, kötü şeyler olacağını sezmemek çok zor. Piraye Hanım, Yiğit Yaralı Olur (1966) filminde Mualla Abla’nın olan 34 DU 991 plakalı arabası ile gittiği korulukta Yıldız'ı görür. Koru için söyledikleri Yıldız’a söyleyemedikleridir.

Piraye : Yol ayrımında satılık bir koru varmış.
Yıldız : Tamam efendim, burası.
Piraye : Hiçbir şeye benzemiyor. Cılız ve bakımsız bir köy korusu işte.
Yıldız : Yeni dikildi ağaçlar. Zamanla büyüyecek tabii.
Piraye : Neyse, halinden ne olacağı da belli zaten.

Timur'un genç kıza yazdığı mektubu da yırtar. Filmin sonuna doğru, Conte L. Roncalli’nin Passacaglia’sı (1692) eşliğinde yaptıkları için özür dileyecektir.Telefonda oğluna Yıldız'ın bir garsonla evlendiğini söyler. Timur için, Yıldız için, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye için zor günler.. Yıldız'ın hamileliği, terk edildiğini zanneden Timur'un Kıbrıs'taki Mücahitlere katılması, Ada'ya çıkışımızın okyanus ötesinden engellenmesi. Kader (1968) filminde de izleyeceğimiz heyecanlı Kıbrıs mitingleri. Mücahit Durdu Dayı, bir çarpışmada ağır yaralanan ve haftalar sonra iyileşen Timur'u "Günün birinde her şey değişecek. Günün birinde uçaklarla bayraklarla tekrar geleceksiniz buraya" diyerek Anayurt'a yolcu eder. İki sevgili birbirine kavuşur.

Filmin sonunda Tahir Usta'nın sözleri ; "Mutluluk ve barış, sevgi ile kurulacak... Günün birinde..."

*İlgili yazı Murat Çelenligil'in izni alınarak sinematurk'den alınmıştır.

23 Kasım 2007

Sevdiğim Replikler - 4


Bugün ki repliğimiz bir Cüneyit abi filminden. Natuk Baytan'ın yönettiği, senaryosu Erdoğan Tünaş'a ait 1977 yapımı Hakanlar Çarpışıyor . Filmde Cüneyit abimiz iki rolde oynuyor
; Kahraman Olcayto ve şeyhin tırsak oğlu Halit.
Söz konusu sahnede yiğidimiz Olcayto, Şeyh Malik rolündeki Hüseyin Peyda ile karşı karşıya gelir. Tıpatıp oğluna benzeyen Olcayto'ya ben senin babanım muhabbeti yapan Şeyh Malik'e, Olcayto'nun cevabı :
- Benim babam, yedi dilberin dileği bir yiğitti, senin gibi baykuş suratlı herifin teki değildi!
(Rahmetli Hüseyin Peyda'nın yüz ifadesi o kadar muhteşem ki, ne yapın edin bulun izleyin !!! )
Bir başka sahnede yiğit Olcayto ve tırsak Halit karşılaşırlar.
Olcayto:
- şeytanlar işimize karışmış, babam buralardan geçmiş olmalı ki bana benzersin !
***
fevkalâdenin fevkinde replikler...
bişey değil :)))

21 Kasım 2007

Cüneyt Arkın'ın 2008 Takvimi, Fare Altlığı ıvırı zıvırı

Cüneyt Arkın'ın çok profesyonelce hazırlanmış, çok doyurucu harikulâde bir web sitesi var. Arkın Dizayn adıyla oğulları Murat ve Kaan Cüreklibatır (batur değil batır !!! ) hazırlamışlar bu siteyi. Hatta bakın hemen sağ tarafa, yakın takip arasında ismini görebilirsiniz. Bir sene kadar önce ben de bu siteden haberdar olduğumda sevinçle blogumda bundan bahsetmiş, ilgisini çekeceğini düşündüğüm bütün tanıdıklarıma tavsiye etmiştim.
Ortada cidden gezmeye doyulamayacak enfes bir site vardı. Üstelik gevşek ağızlı ve işleri sürekli eleştirmekten başka şey olmayan bir takım alaycılara tokat gibi cevap veren bir site. Filmotografisinden tut, film afişlerine, kartpostal, fotoğraf, kendi çizdiği resimler, yazdığı şiirler, anketler daha neler neler. Elin Neo'suna on basan Cüneyit Abimin dünyayı kurtaran sitesi adeta. Artık benim çok objektif bakamamamdan mı kaynaklanıyor bilemem :)
Sitede yorum yapmak isterseniz mutlaka moderasyon onayından geçmek durumunda. Hal böyle olunca olumsuz hiç bir yazıya rastlamıyorsunuz da :) Ama Cüneyit Abim haklı, demin de sözünü ettiğim o gevşek ağızlı çok bilmişler yok mu ah o çok bilmişler :P
Şimdi bugün bunu konu etmemin sebebine gelince; sitenin bir mesaj fasilitesi var. Bir maruzatınız bir isteğiniz varsa buradan ulaşıyor ve şahsi mail adresinize cevap geliyor. Güzel. Geçenlerde sordum; 2008 takvimi ne zaman çıkıyor ? Hemen cevap geldi "Çilek hanım, 2008 takvimi satışa sunulmuşur efendim" . Valla harika.
Sonra...
Hemen kendime bir 2008 duvar takvimi ve Cüneyit Abimin afilli fotoğraflarının bulunduğu bir fare altlığını sipariş ettim. Nasıl da heyecanlıyım, salakça bir heyecan. Hem para ödüyorum hem heyecanlanıyorum. Kendimle ne kadar gurur duysam az :)) Neyse, derken ödeme aşamasında bir problem oldu (meğer olmamış), tekrar mesaj attım, sizin bu sisteminiz benim bu kredi kartımı kabul etmiyor mealinde bir mesaj. Cevap gelmedi. Kargo ertesi gün geldi ama . Eh iyi güzel hoş, iki çocuklu kadınım, teknolojik şeylere kafa basmayabiliyor bazen, normal :))
Sipariş esnasında artık ne sipariş ediyorsanız ; hangi ürünün imzalı olmasını istersiniz diye soruyorlar. Ne harikulade değil mi ? Her iki ürünüme de Cüneyit abinin 6 numerolu bakışı kadar afilli bir imza çakmasını istediğimi belirttim ben de.
Kargo geldi işte. Güm güm bir yürek... Parasıyla aldım ama üzerinde Cüneyit abimin imzası olan şeyler kargo pakedinin içinde. Açtım. Baktım. Bir daha baktım. Sağına, soluna, altına , üstüne... yok yok yok. İmza mimza yok ! Nerde bu devlet...
Nasıl bozuldum, nasıl sükût-u hayale uğradım bilemezsiniz. Tekrar bir mesaj döşendim, sitem ettim ve gösterdikleri yakın alâkaya teşekkür etmeyi de ihmal etmedim. Takvim yok mu abiler deyince çarçabuk cevap aldığım siteden bugün üçüncü gün oldu halen bir cevap alabilmiş değilim. Format dışı bir soru mu sordum abilerim !?

2004 yılında da Cüneyit abim beni hayal kırıklığına uğratmıştı, haftalarca kendisi ile görüşmeye çalıştım ama sadece eşi Betül hanımla görüşebildim. Cüneyt Bey ya çekimdeydi, ya yurt dışındaydı ya da müsait değildi.. hırt zırt. En sonunda aldığım cevap da şu olmuştu "Cüneyt Bey bu tür organizasyonlara katılmama kararı aldı !". Süper yani...

Ben gene de gönlümde ayrı bir yere koydum koca kurdu. Halâ da oradadır. Ne yapalım, imzalamaz ise imzalamasın (ki belki haberi bile yoktur). Ha olur da bir vesile ile bu yazımdan haberdar olursa ne hoş... Sevgiler...

AÇIKLAMA:

CÜNEYT BEY'İN OĞLU MURAT CÜREKLİBATIR'DAN AZ ÖNCE (23.11.07 19:51) BİR MAİL ALDIM . SİPARİŞİMDEKİ SORUNUN ELLERİNDE OLMAYAN BİR DURUMDAN KAYNAKLANDIĞINI, TARAFIMA SİPARİŞİMİN AYNISININ İMZALI ŞEKİLDE ÜCRETSİZ OLARAK TESLİM EDİLECEĞİNİ BELİRTTİ. BU KADAR PROFESYONEL HAZIRLANMIŞ BİR SİTEYE DE YAKIŞAN BUYDU. CÜNEYT ARKIN'A DA OĞULLARI KAAN VE MURAT BEY'E DE TEŞEKKÜRLERİMİ İLETİYORUM.

SONUÇ:
Bugün (27/11/2007) söz verdikleri gibi imzalı ürünlerim elime ulaştı. Teşekkürler.

16 Temmuz 2007

Adını Unutan Adam : Cüneyt Arkın




Sevgili Koca Kurt'a...







yok böyle biri ! türk sinemasının en çok başrol oynayan oyuncusu, değeri anlaşılamamış bir dolu adam. aşık olanı, aşık edeni, tekme tokat girişeni, kılıç kuşananı, karatecisi, gezegen tekmeleyeni, dünyayı kurtaranı, kayadan kılıç çıkaranı, kanun adamı, iyiliğin yılmaz savaşçısı, çapkını, kovboyu, malkoçoğlu, kara murat’ı, battal gazisi, ringo kid’i , komiser cemil’i, gırgır ali’si… çok haklı gerçekten adını unutan adamı o yeşilçam’ın.doktor milletinden besteci olur ya , o da artist olmuş. girmiş babasından gizli artist yarışmasına, kazanmış. lâkin “ dur bakalım delikanlı” demiş yapımcılar “ boy pos endam yerinde ama fahrettin cüreklibâtur da ne ola ki, sığdıramayız bu ismini afişe, bundan sonra senin adın cüneyt olsun, var git soyadını da sen seç yiğit ! “ o da kitaplarını aldığı arkın kitapevi’nin sahibini pek sevdiğinden arkın adını soyadı bellemiş, olmuş bize cüneyt arkın !




40 yıldır seyirci karşısında olan cüneyt arkın, sevseniz de sevmeseniz de türk sinemasında bir ekoldür. bir dönemin – hatta birkaç dönemin – çocukları onun filmleriyle büyümüştür. anılarım depreşti izninizle şunu da araya sıkıştırayım: çok yıllar önce ben daha küçük bir çocukken filmlerinden etkilenip, yuvadaki arkadaşlarıma hayt huyt hareketleri arasında hava atmaya çalışmış, bizim çok ünlü bir artistimiz var cüneyt arkın, dünyanın en güçlü adamı o yaa demiş, tıpkı onun filmlerde yaptığı gibi yerdeki kurumuş toprak topağını avucumda dişlerimi sıka sıka ( güya taş parçalıyorum ) unufak etmiştim de alman çocukları bana hasss ordan tarzında bir bakış atmışlardı. ne anlardı alman çocuğu be cüneyt arkın’dan !



sinemaya hem oyuncu, hem senarist, hem yönetmen hem de yapımcı olarak emek vermiştir. onun sinemacılığını ben dört döneme ayırıyorum:

1- melodram filmler dönemi

2- tarihi filmler dönemi

3- toplumsal mesaj içerikli filmler dönemi

4- bir kalıba koyamadığım , dönemsiz filmler dönemi


melodram filmler dönemi: bu dönemde arkın, ülkü erakalın, türker inanoğlu, orhan elmas ve halit refiğ’in prensidir adeta. filmlerde ortak konu aşk, mahçup delikanlı, çapkın adam, kavuşamamak, hayat kavgasının yanına sos edilmiş aşk vs.dir. zaman zaman yürek burkar zaman zaman güldürür. dönemin popüler tsm şarkıları eşliğinde eskişehirli yakışıklı cüneyt’i izleriz.bu döneme koyduğum filmlerinin bazıları:gurbet kuşları, istanbul un kızları, sürtük, gözleri ömre bedel , kırık hayatlar, çıtkırıldım, cici gelin , insanlar yaşadıkça, sevgili babam, alageyik, arım balım peteğim, küçük sevgilim, satın alınan koca, severek ayrılalım, vahşi gelin, istasyon . çıtkırıldım’da bir edebiyat öğretmenini, cici gelin’de karısına hafiye olduğunu söyleyen bir adamı , sevgili babam’da hapisden yeni çıkmış müzisyen ve fedakar bir babayı, severek ayrılalım’da karısının * en yakın arkadaşına * aşık olan kocayı , küçük sevgilim’de ona aşık olan hastasının * iyiliği için mecburi bir evlilik yapan ama aslında onun kızkardeşini * seven bir doktoru, satın alınan koca’da küçük bir kızın ameliyat masrafları karşılığında zengin bir adamın * kızı ile * formalite bir evlilik yapan bir yazarı, istasyon’da kaçırması karşılığında cm’sine 1000 lira alacağı ünlü şarkıcıya *aşık olan özü sözü bir gırgır ali’yi canlandırır.


özel not: bu dönem filmlerinde en çok başrolü paylaştığı aktristler filiz akın, hülya koçyiğit ve fatma girik’tir.



tarihi filmler dönemi:cüneyt arkın denince ilk akla gelen filmlerinin olduğu dönemdir bu. natuk baytan ve süreyya duru dönemidir cüneyt arkın için. çoğunlukla ön düğme ya da bağcıkları çözülmüş, kolları bol beyaz gömleği, kırmızı ya da siyah kuşağı, dar siyah pantolunu ve çizmeleri ile ordan oraya atlayan haliyle karşımıza çıkar. aynı anda on adamı birden dövdüğü , ecnebi hatunları çeken bir mıknatıs görevi gördüğü filmlerdir bunlar. ne sihirdir ne keramet anlamak güçtür ama tüm ecnebi hatunlar ona “ türksün di mi , gel öyleyse “ muamelesi yapar !!! filmlerin bir diğer özelliği çoğunun seri olması. battal gazi , malkoçoğlu, kara murat, hacı murat, horasandan gelen bahadır filmleri seri halinde çekilenlerdir. bunların yanı sıra adsız cengaver, alpaslanın fedaisi alpago, selahaddin eyyubi, çöl kartalı, hakanlar çarpışıyor, kanije kalesi, osmanlı kartalı, vatan ve namık kemal vs. filmlerini de bu dönemde sayabiliriz.


ben bu dönem filmlerini de çok severim. varsın kolunda saatini unutmuş olsun, varsın havada tekme atarken pantolonu yırtılsın. hele bir filminde düşman askerlerinin başına basa basa bir ilerleyişi var ki, biterim o sahneye. cüneyt arkın yapınca oehh be derler, elin neo’su yapınca helal be derler. anlaması güçtür * .





toplumsal mesaj içerikli filmler dönemi:bu dönem filmlerinin çoğunu kendisi yazıp yönetmiştir. melih gülgen filmleriyle mesaj konusunda tavan yapmıştır. artık tarihi kıyafetlerinden sıyrılmış takım elbise giymeye başlamıştır. kendisi ya kanun adamıdır ya da kötülerin cezasını kendi kanunuyla veren bir halk adamıdır. bu dönem 70lerin ikinci yarısında başlar. filmlerin isimlerinde mesaj kokusunu almak olasıdır : vatandaş rıza, adalet , kanun gücü, kanun adamı, önce hayaller ölür, hınç, intikam benim, en büyük yumruk vs. cemil ve cemil dönüyor da bu dönemde çekilmiştir. arkın filmlerinin en sevmediğim dönemidir. insanın o naif bakışlarını, tarihi filmlerdeki güzel saçlarını okşayası gelir ama bitmiştir artık.





dönemsiz filmler dönemi: düşündüm taşındım hiçbir kalıba koyamadığım filmlerine bu ismi vermeyi uygun gördüm. aşk filmi desem değil, tarihi film desem uymuyor, toplumsal içerikli desem dolmuyor… birbirinden bağımsız, farklı yıllarda çekilmiş, vurdulu kırdılı, şakırtılı filmleridir bunlar. mesela bir çetin inanç faktörü var bu dönem bazı filmlerinde. dünyayı kurtaran adam bu dönemin mamûlü mesela. the outlow ringo kid, kılıç bey, mağlup edilemeyenler, kırbaç altında verebileceğim birkaç örnek.


cüneyt arkın filmlerinin çoğu yurt dışında da gösterilmiş, ismi afişlerde şu şekillerde yer almıştır: george arkın, joseph arkın, steve arkın ve benim koptuğum özgür üzüm !


hakkında yazılacak çok şey var aslında cüneyt arkın’ın. mesela asıl adı fahrettin’in dinin övdüğü, diniyle övünen mânasına geldiğini, cüneyt’in ise küçük asker demek olduğunu biliyor muydunuz, biliyordunuz belki ama işin ilginç yanı bu adam her iki ismiyle de pek örtüşmüyor gibi. film çekimlerinde sağlığa yararlı olduğu için leblebi gibi ağzına sarımsak attığını biliyor muydunuz ? ben rahmetli hüseyin baradan’ın yalancısıyım. filmlerinde eğer gençliğini ya da oğlunu canlandıracak biri varsa onun genellikle tuğrul meteer tarafından canlandırıldığını, iki oğlu olduğunu ( kaan ve murat ), oğullarından murat olanın ve eşi betül’ün de zaman zaman kendi yönettiği filmlerinde rol aldığını,bir aralar tgrt’de babacan adlı bir haber show programı yaptığını, muhabir olarak oğlu kaan’a da burada görev verdiğini, ( evet biliyorum gereksiz ama yazayım dedim) adını unutan adam adında bir kitap yazdığını, 37 film yönettiğini, 7 filme yapımcı olduğunu, 26 filmin senaryosunu yazdığını, çeşitli festivallerde 3 kez en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandığını, en son insanlar yaşadıkça adlı filmiyle yaşam boyu onur ödülü kazandığını biliyor muydunuz ?


hiyeeeeeyt beee.... bitti !
ekşi sözlük'te 15/02/2005 tarihinde yazmışım...