Adile Naşit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adile Naşit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2009
ŞAŞKIN DAMAT
Kemal Sunal & Meral Zeren filmlerinden biri daha. Üstelik konusunun çıkış noktası Salako
ile neredeyse aynı. Senaryoda bir iki değişiklik yapılmış, ek karakterler konmuş ama özüne dokunulmamış. Her iki filmin senaryosu da Sadık Şendil imzalı. Hal böyle olunca oturduğum yerden hep aynı ahkâmı kesiyorum; altmışlar ve yetmişlerin ortasına kadar Yeşilçam'da o kadar çok film çekilmiş ki, senaristler fabrikasyon senaryolar yazmışlar, ister istemez sürekli tekrarlara girilmiş. Aynı senaryolar daha aradan 2-3 yıl geçmeden başka starlarla değişik isimler alarak tekrar çekilmiş. Hatta bazen de değişik senaryolar kırpılıp kırpılıp akabinde de yapıştırılıp karma bir senrayo ile filmler yapılmış.
Şaşkın Damat filminde ben Salako'nun tadını yakalıyorum bununla birlikte , yetmişlerdeki erotik havanın bu filme de azıcık sirayet ettiğine inanıyorum. Nasıl ki Salako'da Meral Zeren'in poposunu gördü ise , Şaşkın Damat'da da şoko parti nedir seyirci bunu öğreniyor :)
Zengin ve muhafazakâr amcabeyimiz Süleyman (Ali Şen) yeğeni Serpil'e oldukça düşkündür. Serpil'in ailesi ise oldukça geniş, genişolduğu kadar da züğürttür. Amcabeyin aksine dinle imanla ilgileri yoktur. İşleri güçleri günübirlik yaşamak, çalışmadan yorulmadan hayattan keyif alabilmektir. Ailede bol alkol tüketimi, kumar, lükse özenti göze çarpmaktadır. Onlar züğürttürler ama çok medenidirler, amcabey ise parasını nasıl harcayacağını bilmeyen cahil biridir( EE hem hacı hem hoca hem de zengin! Kültürlü olacak hali yok ya Türk filmi işte !). Film, bu iki ucu temsil eden karakterlerin abartılmış davranışları ile bezelidir. Gerekli giydirmeler yapılan filmimizde asıl mesaj ise en iyi yol orta yoldur, ne öyle ne böyle, kimseyi sıkmamak gereklidir, herkes aslına dönmeli, olduğu gibi gözükmelidir. Haha az daha zorlasam Mevlana'nın yedi öğüdünü çıkaracağım sanırım :)
Nerde kalmıştık ? Amcabey, Serpil'i sevmektedir sevmesine de, ona ve ailesine yardımı şarta bağlamıştır; mazbut ve muhafazakâr bir şekilde yaşamalıdırlar. Bu yüzdendir ki, süper mini etekli Serpil, amcasını ziyarete gidişinde başına örtüsünü, kıçına az daha uzun eteğini geçirmektedir. A Ha ! Bakın bu filmi takiyyecilik nedir konusunda da örnek gösterebiliriz.
Neyse efeemm... Amcabeyin bir de gariban saftirik bahçıvanı vardır; Abdi. Gizliden gizliye Serpil'e aşıktır.
Bir gün ansızın amcabey, Serpil'lere gider. Evde karşılaştığı manzara tam bir felakettir. Üzerine çikolata sosu boca edilmiş Serpil, güçlü guvvatlı ve edeleli bir azman tarafından o çikolatadan arındırılmaya çalışılıyordur. Amcabey oracıkta destur çeker ve olaya el koyar. Serpil derhal hayatına çeki düzen verecek, namuslu namuslu ve içinde çikolata sosu olmayan bir evlilik yapacaktır. Yoksa aileye para musluğunu kesecektir. Serpil için uygun gördüğü damat adayı da gariban bahçıvan Abdi'dir.
Serpil , Abdi ile kendince formalite icabı evlenir. Abdi ise hayalinin gerçekleşmesinin verdiği sarhoşluktan ayılamamıştır. Sonrasında Serpil'in onu sevmesi için küçük çocukların gittiği bir okula birkayıt olacak, kendini yetiştirmeye çalışacaktır Abdicik. Aile efradı ile çıkılan balayında Serpil kendisini zengin bir işadamı olarak tanıtan , aslında zengin kadın avcısı olan dolandırıcı Kadir (Bülent Kayabaş) tanışır.
Gerisini anlatmaya lüzum var mı ? Tıpkı Salako'daki gibi sonunda Kadir'in dolandırıcı olduğu anlaşılır, Serpil onu yürekten seven Abdi'nin gönlünü kazanmaya çalışır.
Filmde dönemin çocuk yıldızı Kahraman Kıral'ı Abdi'nin sınıf arkadaşı rolünde izliyoruz. Adiloş Teyzemin de küçük bir rolü var, öğretmeni canlandırıyor. Oyunca kadrosu da oldukça geniş aslında filmin;
Abdi: Kemal Sunal
Amcabey: Ali Şen
Serpil:Meral Zeren
Serpil'in Annesi : Ayfer Feray
Kadir: Bülent Kayabaş
Serpil'in dayısı : Turgut Boralı
Serpil'in sarhoş eniştesi: İhsan Yüce
Öğretmen: Adile Naşit
Okul müdürü: Muharrem Gürses
Şaşkın Damat denince zihnimde hemen filmin fon müziği olan Pervane canlanıverir.
Ben kelebekler gibiydim senden önce... bak pervaneye döndüm seni görünce... Saf aşık Abdi'nin saf duygularını betimleyen güzel bir fon müziğidir.
Filmimizden dönemin erotik türk filmlerine nazire yapan bir repliği ekşi sözlükte buldum, örnek verelim ve konuyu bitirelim:
(Gerdekleri iptal olmuştur. Kayak pistine takım elbise ile gelen Abdi'yi görünce)
Serpil: Bu üstündekiler ne? Böyle mi geliyorsun ?
Abdi: Yok soyunacam. Gerdeğe girecez ya
Serpil: Ben kaymaya gidiyorum
Abdi: Ben de kayacam
Serpil: Önce öğren
Abdi: Sanki bilmiyom. Rahat bırakmıyo ki eşşoğlueşşekler.
Son olarak; geçtiğimiz pazar günü (19 Nisan) filmde Serpil'in dayısını canlandıran Turgut Boralı'nın vefatının 15.yılıydı. Saygıyla anıyoruz.
Gönderen
çilek
zaman:
00:10
2
yorum
Etiketler: 70 ler, Adile Naşit, Kemal Sunal, Meral Zeren
31 Mart 2009
HANZO
- Mu ne mu ? Memeee....
Kemal Sunal'ın artık başrol oynamaya başladığı yıllarda geziniyoruz. Salako'dan sonra, 1975'de başrolünü yine Meral Zeren ile paylaştığı Hanzo filmi bana göre Yeşilçam'daki en ilginç filmlerden biri. Şahsen ben Hanzo'yu izleyene kadar (ki ilk izlediğimde 8-9 yaşlarındaydım) hayvanlar tarafından büyütülen çocuk temalı film olarak Tarkan'ı bilir(d)im. Ha ikisi kıyas edilmez zira efsaneden yola çıkıp yazılmış Tarkan ama işte çıkış teması aynı :)
Yeşilçam'da oyuncu olarak da görev alan Suphi Tekniker'in senaryosunu yazdığı Hanzo'yu Zeki Ökten yönetmiş.
İlk seyrettiğimde filmden çok etkilenmiştim, zira hayal ile gerçeği tam olarak ayırt edebilecek yaşta değildim, İstanbul sokaklarında kafes içinde teşhir edilen adam, onu kocası sanan bir kadın... Tüm bunlar gerçek hayatta olabilirmiş gibime gelmişti. Üstelik konuşmasını bilmeyen Hanzo'nun hastabakıcı tarafından dövülmesi içime işlemişti. Çocuk merhametimi çok dürttüğünü hatırlıyorum. Diğer taraftan Hanzo'ya üzülürken çok da gülmüştüm, misal herşeyi yeni yenikeşfederken ki o saf sorularına, doktorun parmağını ısırmasına vs.
Gelelim konuya;
Köylülerbir gün , dağlık bir arazide yolunu kaybetmiş vahşi bir insanı yakalarlar. Vahşidir, zira konuşmayı bilmiyordur ve oldukça saldırgandır. Neyin nesi, kimin fesdir derken, yıllar önce ayılar tarafından kaçırılan ana oğulu hatırlarlar. Olsa olsa bu vahşi de ayılar tarafından yetiştirilen o küçükçocuktur. Haber kısa sürede gazetelerde, televizyonda yer alır. Vahşiye bir de isim takılır; Hanzo !
Hanzo, incelenmek üzere Houstan'a...yok be... İstanbul'daki tıp fakültelerinden birine sevkedilir. Artık Türk doktorlarına emanettir, onu enine boyuna, derinlemesine, yanlamasına her açıdan inceleyecek ve medeni insan özellikleri kazandırmaya çalışacaklardır.
Hanzo aslında yirmili yaşlarının ortasında bir adamdır ama hayata sıfırdan başladığını varsayan doktorlar ilk iş olarak Hanzo'yu kundaklar, altını da bezlerler :) Ağzına da bir emzik, acıkınca biberonla süt. Adam dağdan gelmiş, yese yese ot yemiştir, et yemiştir ama nafile... Önce süt derler. Oysa en çok armutu sever Hanzo, ne de olsa ayılar tarafından büyütülmüş olacak o kadar.
Hanzo'nun haberi yayılmıştır. Diğer taraftan Şükriye Hanım'ın (Adile Naşit) kocası Cabbar da yıllar önce ortadan kaybolmuştur, bu Hanzo da tıpkısının aynısı Cabbar'dır işte. Kızı Feride (Ayşen Gruda) her ne kadar annesine muhalefet etse de onun suyuna gitmek zorunda kalır. Şükriye Hanım'ın amacı Cabbarı doktorların elinden kaçırmaktır. Burada da en çok dikkatimi çeken takıntılı ve hurafelere meyilli annenin, evin her köşesine hacetini gidermesi olmuştu.
Hastanede Hanzo'yu bir Profesör Tacettin Bey (Mümtaz Ener) başkanlığında akademik bir ekip takip etmektedir. Hanzo, ekipteki doktor Hülya'yı (Meral Zeren) çok sever, en çok onunla anlaşır çünkü ona şefkât göstermektedir. İzlediği gelişim videolarından memenin ne olduğunu öğrenmiştir Hanzo ve bir an keşfeder ki bu memeden Hülya'da da vardır.
- Hüyyyaaa... meme...meme. cici meme... cici Hüyyya
diye tutturduğu anlar olur.
Aslında filmde çok diyalog da yoktur. Sonuç itibari ile Hanzo ne tam olarak insan olur ne de tam anlamıyla hayvan kalır. Dağdan inme Hanzo, küçüklüğünden beri nasıl öğrendi ise , eğilmeden bükülmeden, rol kesmeden, iki yüzlülük yapmadan öyle yaşamıştır. Onu eğitmeye çalışanlar, evine götürmek isteyen Şükriye Hanım, İstanbul sokaklarında onu meraklı gözlerle seyreden halk ise ilk önce kendilerini düşünmüştür, Hanzo'yu değil.
Bir iki not ekleyelim, profesör rolündeki Mümtaz Ener, memleketimizin ilk akrobatlarından biridir. Ne yazık ki yıllar sonra akıl hastanesinde vefat etmiştir. Filmde doktor olarak rol alan Süha Doğan'ın da sinemadaki son rolllerinden biridir. Süha Doğan ki sinemamıza oyuncu, yönetmen, senarist ve yapımcı olarak emek vermiş bir kimsedir , (doğruluğunu teyit edememiş olmakla birlikte ) 79 yılında bir akıl hastanesinde vefat etmiştir. Sunal filmlerini sevenlerin çok iyi hatırlayacağı Gardrop Fuat olarak tanıdğımız Ünal Gürel de filmde Hanzo'yu döven hastabakıcı rolündedir.
Yeşilçam'da oyuncu olarak da görev alan Suphi Tekniker'in senaryosunu yazdığı Hanzo'yu Zeki Ökten yönetmiş.
İlk seyrettiğimde filmden çok etkilenmiştim, zira hayal ile gerçeği tam olarak ayırt edebilecek yaşta değildim, İstanbul sokaklarında kafes içinde teşhir edilen adam, onu kocası sanan bir kadın... Tüm bunlar gerçek hayatta olabilirmiş gibime gelmişti. Üstelik konuşmasını bilmeyen Hanzo'nun hastabakıcı tarafından dövülmesi içime işlemişti. Çocuk merhametimi çok dürttüğünü hatırlıyorum. Diğer taraftan Hanzo'ya üzülürken çok da gülmüştüm, misal herşeyi yeni yenikeşfederken ki o saf sorularına, doktorun parmağını ısırmasına vs.
Gelelim konuya;
Köylülerbir gün , dağlık bir arazide yolunu kaybetmiş vahşi bir insanı yakalarlar. Vahşidir, zira konuşmayı bilmiyordur ve oldukça saldırgandır. Neyin nesi, kimin fesdir derken, yıllar önce ayılar tarafından kaçırılan ana oğulu hatırlarlar. Olsa olsa bu vahşi de ayılar tarafından yetiştirilen o küçükçocuktur. Haber kısa sürede gazetelerde, televizyonda yer alır. Vahşiye bir de isim takılır; Hanzo !
Hanzo, incelenmek üzere Houstan'a...yok be... İstanbul'daki tıp fakültelerinden birine sevkedilir. Artık Türk doktorlarına emanettir, onu enine boyuna, derinlemesine, yanlamasına her açıdan inceleyecek ve medeni insan özellikleri kazandırmaya çalışacaklardır.
Hanzo aslında yirmili yaşlarının ortasında bir adamdır ama hayata sıfırdan başladığını varsayan doktorlar ilk iş olarak Hanzo'yu kundaklar, altını da bezlerler :) Ağzına da bir emzik, acıkınca biberonla süt. Adam dağdan gelmiş, yese yese ot yemiştir, et yemiştir ama nafile... Önce süt derler. Oysa en çok armutu sever Hanzo, ne de olsa ayılar tarafından büyütülmüş olacak o kadar.
Hanzo'nun haberi yayılmıştır. Diğer taraftan Şükriye Hanım'ın (Adile Naşit) kocası Cabbar da yıllar önce ortadan kaybolmuştur, bu Hanzo da tıpkısının aynısı Cabbar'dır işte. Kızı Feride (Ayşen Gruda) her ne kadar annesine muhalefet etse de onun suyuna gitmek zorunda kalır. Şükriye Hanım'ın amacı Cabbarı doktorların elinden kaçırmaktır. Burada da en çok dikkatimi çeken takıntılı ve hurafelere meyilli annenin, evin her köşesine hacetini gidermesi olmuştu.
Hastanede Hanzo'yu bir Profesör Tacettin Bey (Mümtaz Ener) başkanlığında akademik bir ekip takip etmektedir. Hanzo, ekipteki doktor Hülya'yı (Meral Zeren) çok sever, en çok onunla anlaşır çünkü ona şefkât göstermektedir. İzlediği gelişim videolarından memenin ne olduğunu öğrenmiştir Hanzo ve bir an keşfeder ki bu memeden Hülya'da da vardır.
- Hüyyyaaa... meme...meme. cici meme... cici Hüyyya
diye tutturduğu anlar olur.
Aslında filmde çok diyalog da yoktur. Sonuç itibari ile Hanzo ne tam olarak insan olur ne de tam anlamıyla hayvan kalır. Dağdan inme Hanzo, küçüklüğünden beri nasıl öğrendi ise , eğilmeden bükülmeden, rol kesmeden, iki yüzlülük yapmadan öyle yaşamıştır. Onu eğitmeye çalışanlar, evine götürmek isteyen Şükriye Hanım, İstanbul sokaklarında onu meraklı gözlerle seyreden halk ise ilk önce kendilerini düşünmüştür, Hanzo'yu değil.
Bir iki not ekleyelim, profesör rolündeki Mümtaz Ener, memleketimizin ilk akrobatlarından biridir. Ne yazık ki yıllar sonra akıl hastanesinde vefat etmiştir. Filmde doktor olarak rol alan Süha Doğan'ın da sinemadaki son rolllerinden biridir. Süha Doğan ki sinemamıza oyuncu, yönetmen, senarist ve yapımcı olarak emek vermiş bir kimsedir , (doğruluğunu teyit edememiş olmakla birlikte ) 79 yılında bir akıl hastanesinde vefat etmiştir. Sunal filmlerini sevenlerin çok iyi hatırlayacağı Gardrop Fuat olarak tanıdğımız Ünal Gürel de filmde Hanzo'yu döven hastabakıcı rolündedir.
Gönderen
çilek
zaman:
08:35
0
yorum
Etiketler: 70 ler, Adile Naşit, Kemal Sunal, Meral Zeren
11 Aralık 2007
Adile Teyze'mi Özlerken
Adile Naşit'in; Adiloş Teyzemin bugün 20. ölüm yıl dönümü. Dünden beri yüzüyle, sesiyle, hali tavrıyla, gülüşüyle, kahkahasıyla karşımda canlıymışcasına duruyor. Belki bişeyler yazmak istememden.
Yol boyu düşündüm bugün işe gelirken. Elimde daha evvelce okumuş olduğum Komik-i Şehir Naşit Bey Ve Çocukları kitabı vardı. Tekrar tekrar kitaptaki fotoğraflara baktım uzun uzun. Adiloş Teyzemin çocukluk, ilk gençlik, gençlik ve olgunluk hali adeta resm-i geçit yapar gibi. İlk gördüğümde de aklımdan geçen şeyi bir kere daha tekrarladım kendime; Adile Teyzem de bir zamanlar çocuktu, genç kızdı, genç bir anneydi... Oysa ki bize hep nasıl gelir, sanki hep teyzeymiş gibi. Adile Teyze değil, Adile'ydi.
Ahmetciği ile birlikte çekilmiş iki fotoğraf var kitapta. Kendisinin otuzlu yaşlarındaki hali; saçları gür, dalgalı... Sarılmış Ahmeti'ine. Parmakları arasında bir sigara. Her iki fotoğrafta da dikkatimi çeken saçları ve sigarası...
Hey gidi Adile Teyzem... Aradan yirmi yıl geçmiş ama sen halâ içimde kanlı canlısın. Aradan yirmi yıl geçmiş şimdi, senin fotoğraftaki halin gibiyim. Seni halâ çok özlüyor ve seviyorum, sen de o fotoğrafları çektirdiğinde birilerini özlüyor ve seviyor muydun kimbilir...
Seni zamanında üzenler , senden sorgusuz sualsiz Kuzucuklarını alanlar bugün senin için anma programları da yaparlar... Hem de hiç utanmadan. Ben onları boşverdim . Nasıl hareket ederlerse kendileri de bir gün o davranışın aynısını görürler elbet.
Seni tanımayan kuzucuklarının yaşı bugün yirmi oldu. Seni tanıttığım iki kuzun da beş ve sekiz yaşındalar... Dilerim kendi doğumgünün olan 16 Haziran'da kaybettiğin Ahmetciğine kavuştun veya kavuşursun... Öpüyorum yanaklarından Adiloş Teyzem...
Gönderen
çilek
zaman:
09:18
0
yorum
Etiketler: Adile Naşit
10 Aralık 2007
Vefatının 20.Yılında Adile Naşit
Yarın Adiloş Teyzemin 20. Ölüm Yıl Dönümü. Ben halâ kendisini çok özlüyorum. Kahkahası kulağımda. Bu münasebet ile bu akşam saat 18:30'da Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde bir etkinlik düzenleniyor. Ayrıntılar için tıkla...
Gönderen
çilek
zaman:
14:57
0
yorum
Etiketler: Adile Naşit
27 Ekim 2007
Gülen Gözler
Gönderen
çilek
zaman:
10:58
1 yorum
Etiketler: 70 ler, Adile Naşit, Münir Özkul, Sinematik
9 Eylül 2007
Adile Naşit / Kuzucuklarım
gözlerimden yüzün, kulaklarımdan sesin silinmedi …silinmedi senelerdir
ahmet... kaan... meriç... dilek... oğuzhan... pelin... metin...hatice... hünkâr... muzaffer,... ayşegül...nidâ...özgür... akın... ümit... nurten...didem... beyza...erkan....emre ... coşkun... handan... serhat... ceyhun...özlem … hande... bütün kuzucuklara, bize.
18 yıl önce bir 11 aralık günü, turuncu renkli bir dolunayın olduğu akşam ebediyete göçmüştü adile teyzem. kış günüydü, 13’ümdeydim. balkona çıkıp, gözlerimi turuncu dolunaya dikip hüngür hüngür ağlamıştım. sanki evimizden biri gitmiş gibi hissediyor, çocukluğumun en feci anını yaşıyormuşçasına acı çekiyordum. ne kadar da bencildim. elimde, ona yazıp da yollamadığım mektubumla kalakalmıştım. “seni çok seviyorum adile teyzeciğim” diyememiştim ben. geri dönüp baktığımda hâlâ o pişmanlığı duyuyorum, gözümün önüne sadece hürriyetin ilk sayfasındaki el sallayan fotoğrafı beliriyor. işte bazı yıldızlar, sonsuzluğa kanatlandıklarında gazetelerin ilk sayfasında, bazıları son sayfasında * * bazıları da 3.sayfada * haber olurlar.
vefatından sonra uydurulan saçma sapan şeyler biz çocuk milletini çok üzmüştü. biz çocuk kalbimizle koşulsuz, karşılıksız nasıl da seviyorduk, iki ayaklı bazı kımıl zararlıları neler uyduruyordu ?! neye takılmışlardı onlar, neye ? kabre ne zaman girdiniz de çıktınız siz ahmak insanlar ?filmleriyle büyüyen çocuk milletinin sevgilisi adile teyzem hakkında yazmak benim için çok zor. bu yazı günlerdir , haftalardır ya da aylardır değil, yıllardır bekliyor. adile teyzemin yıllarca biriktirdiğim fotoğraflarını, gazete kupürlerini kaybettim. internet denen icadı şimdi onun için kullanma vakti geldi.
hakkında bildiklerimiz sınırlı aslında ; komik naşit efendi ile tiyatro oyuncusu amelya hanım’ın kızı, selim naşit özcan’ın kardeşi olduğunu, sanat yaşamına tiyatro ile başladığını, radyo oyunlarında seslendirme yaptığını, yine tiyatro oyuncusu ziya keskiner ile evli olduğunu, biricik oğlu ahmet’i küçük yaşlardayken kaybettiğini, bitip tükenmez bir çocuk sevgisine ve muazzam bir oyuncak bebek koleksiyonuna sahip olduğunu biliyoruz. bunların dışında bir bilgiye ben de ulaşamadım. lâkin meraklısına ilginç gelebilecek birkaç ayrıntı buldum.
1970 yılında sinemaya başlayan adile teyzem , 72 yılından itibaren ertem eğilmez filmleriyle tanındı. eğilmez yönetiminde oynadığı 15 filmin dokuzunda rol arkadaşı münir özkul oldu. işte eğilmez filmleri :
sev kardeşim (72) : rol arkadaşları münir özkul, hülya koçyiğit ve tarık akan. biraz tatlı yalan, biraz zengin çocuk fakir kız sosu katılmış trajikomik bir film. adile teyzem alev’in * halası rolünde.
canım kardeşim (73) : kahraman’ın * öğretmeni rolündeki adile teyzem, çocuğun hastalık haberini aldığında yüzüne o acıyla dolu merhamet ifadesini nasıl yerleştirir, başını nasıl okşar yavrucağın. sadece gözlerinizin önüne getirin adile teyzemi, boğazınız düğüm düğüm oldu biliyorum.
*mavi boncuk (74) : “ duydunuz mu a dostlar emel sayın’ı kaçırmışlar, gözleri körolasıcalar, boyları posları devrilesiceler “ diyen , mıstık’ın * annesi. garibimin mini mini minton elbiselerini, tavuğunun yumurtalarını aşırıp emel sayın’a götürdüklerini bilse şak diye bayılacak * .
hababam serileri ( 74 -81) hafize ana : elinde zili, üzerinde gri hizmetli önlüğü, hopidik göbeği ile merdivenleri bir aşması, aşıp da bir geçmesi var ki gözümün önüne geldikçe gülüyorum. ipinden boşalmış kurbanlık koç gibi koşturan hababam öğrencilerinin onu ezip geçmesi işten bile değil. elinde tepsiyle öğretmenler odasına girip de “buyrun aslanlarım kaaveleriniz” deyişi ve akabinde kel mahmut’a * yakalanması, o minicik alt dudağını içeri çekip süt dökmüş kediye dönüşü… ne diyeyim ben ne, harika.
salak milyoner (74) : kendisi mehmet çavuş’un * biraz aklından zoru olan sevimli eşi rolünde. “bu evde define var” diye tutturuyor.
süt kardeşler (76) : evin halası melek hanım.
gülen gözler (77) : ismet *, fikret * , hikmet * , nedret * ve hasret'in * annesi , yaşar usta’nın * eşi nezaket rolünde. "sattıysam kendi evimi sattım" der demez pişman oluyor ama...
şabanoğlu şaban (77) : tavuk teyze olur adile teyzem burada. gittiiiiiiiiiii gitti gittigiti giti giti…
namuslu (84): bu filmdeki rolüne ne demeli bilmem ki . “ziyan etti kızımı ziyan” diyen aç gözlü kaynanaya ne demeli , pudra şekeri bulanmış ağzına ne demeli. bodur boyuyla kızıyla damadını gözetlemek için hoplamasına ne demeli ne ?
adile naşit ile münir özkul’un evli olmaması küçükken ne kadar sinirimizi bozardı değil mi ? işte evli oldukları filmler de şunlar :bizim aile , salak milyoner, gülen gözler, milyarder, aile şerefi, neşeli günler ve şaşkın ördek. yani topu topu 7 filmde karı kocayı canlandırmışlardır. biz boşu boşuna o kadar hezeyanlara girmişiz arkadaşlar. hulusi kentmen ile evli olduğu filmlerde de çok şeker bir çift olurlar. mesela ilk aklıma gelenler gel barışalım, delisin. adile teyzem ya anne olurdu ya da hala .
herhalde en değişik rolü de ah nerede filminde canlandırdığı evde kalmış kız kurusu rolüdür :” ahh telli baba, sana adadığım adaklar oldu sonunda “ der bi yerinde gözlerini devirerek. kimileri bu rolünden hiç hazzetmez. hakkını vermiş midir rolün peki, vermiştir. bir diğer değişik rolü de bence hanzo filmindeki evin her köşesine def-i hacet gideren teyze rolüdür. ha bir de tabi ki kibar feyzo filmindeki aney rolü. zaten orda kemal sunal’ın kucağına yatarak naturel bir gebelik engelleyici faktör oluşturması insanı sadece koparabilir başka bişey yapmaz. özkul ile toplam 25 filmde kamera karşısına geçmiştir. demin saydığım filmlerin dışında kalan en güzelleri şunlar :bizim aile, gırgıriye serileri , aile şerefi, neşeli günler ve şaşkın ördek. gırgıriye demişken bu filmdeki zekiye hala rolünü de geçmemek lazım bence. zekiye hala vakti zamanında duman haydar * ile evlenmiş, lâkin haydar mapus damına düşmüştür. çocukları da yoktur o da yeğenleri ile avunmaktadır. serinin ilk bölümünde adile teyzem döşekte kuzucuklarla yatmaktadır. velhasıl o gece ahşap evde ayıp şeyler dönmektedir. üst katta güllü * ile bayram * , yan tarafta sarhoş emin * ile sabayat *, diğer tarafta da kalaycı bekir * ile sevim * halvet olacaklardır. zekiye hala gelen tıkırtılar karşısında kıs kıs güler, duman haydar’ını düşünür tam uykuya dalacakken üst kattan bayram ile güllü cumburlop tabanı delerek alt kata düşerler. bu sahne , her şeyiyle, doğallığıyla, komikliğiyle türk sinemasında görebileceğimiz en komik sahnedir kanımca. hep merak etmişimdir bu sahneyi tek seferde mi çekmişlerdir diye malûm ya teknik olanaksızlıklar falan *.
ertem eğilmez’den sonra en çok çalıştığı bir diğer yönetmen ise kartal tibet. zaten gırgıriye serileri, tosun paşa, sultan , davaro ve şabaniye bu birlikteliğin en sıkı filmleridir. adile teyzemin rolü küçük de olsa , filme kattığı tat apayrıdır. çıkarın bu filmlerden adile teyzemi bir başkasını koyun, oluyor mu bakalım ? mesela gece kuşu zehra filminde bir temizlikçiyi canlandırır. zehra’nın * çaldığı köstekli saat, sucuk vs. şeyleri gördüğünden çok emin omakla beraber yine de kontirpiyede kalır. bir diğer örnek olarak n’olacak şimdi filminde levent kırca’nın sabit fikirli annesi rolünü gösterebilirim. işte hayat * filminde ona en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran * hırslı ama aynı zamanda kocasından korkan anne rolü de çok başarılıdır. zaten bu adile teyzemin sinemadan aldığı tek ödüldür. ödüllerin en güzelini almıştır adile teyzem bu festival jürilerinin haberi yok.delisin * filminde batıl inançlı didâr teyze, sakar şakir ‘de * hileci bakkalın * en az onun kadar hilekâr eşiminik cadı ‘da * çiçek dilligil’in gözetmeni olan cadı (ki bu rolüyle de çocuk kalbimde ayrı bir yer kaplamıştır )renkli dünya’da * tiyatronun terzisi fatma hanımşaka yapma’da * şifalı macun icat eden teyzeşaşkın damat filminde apti’nin * öğretmeni beyoğlu güzeli filminde hülya koçyiğit ile tarık akan’ın taşındığı evin meraklı ve evde kalmış kızkurusu sahibesinden birini * * yüz liraya evlenilmez filminde ağbisine * karşı yeğenlerini * * müdafaa eden ve bu filmde “ ama abiii” deyişiyle hafızalara kazınan halayı ne umduk ne bulduk filminde kızı zeynep’e * zengin bir koca bulmak için mahalleliyi dolandıran bir anneyi şaban papucu yarım’da mahallenin çocukları tarafından çok sevilen teyzeyi canlandırır.daha neler neler. 80 küsûr filmin içinde bende en çok iz bırakanlar bunlar.
80lerde adile teyzemin de eşlik ettiği arabeskçiler olmuş: gökhan güney ile talih kuşu, ferdi tayfur ile huzurum kalmadı,ceylan’la bir genç kızın romanı ve annem filmleri vardır. şarkıcı filmlerine örnek ise erol büyükburç’la haydi gençlik hop hop hop , kartal kaan ile şıngırdak şadiye, erol evgin ile renkli dünya, taşkın sabah ile satmışım anasınıve aile pansiyonu, füsun önal ile aç gözünü mehmet. şimdi çıkan sonuç şu : en çok münir özkul’un eşi,en çok tarık akan ile ayşen gruda’nın annesi olmuşen çok hafize ana ile zekiye hala karakterini canlandırmışen çok ertem eğilmez filmlerinde rol almışen çok 1975 yılında film çevirmiş (15 adet)istatistiğe vurunca ne kadar da kötü duruyor değil mi ?alev akakar'ın adile teyze adıyla çektiği ve şener şen, ayşen gruda, hulusi kentmen, halit akçatepe gibi hepimizin sevdiği oyuncuların rol aldığı , adile teyze ve onun kimliği, kişiliği üzerine çekilen bu fimde çok iyi niyetle hareket edilmiş ama hakkını verememiş bir film olarak kalmıştır.benim ve bütün çocuk milletinin kalbinde taht kurduğu için , o içten kahkahası için, hanımlığı için, kocaman yüreği için , anlattığı masallar için, tanımasa da mutlaka hepimizin adını andığı için ,yavrusunu kaybetmiş bir anne olduğu halde , içindeki sevgiyi bizlerle paylaştığı için ben bu minik dev kadına çok teşekkür ediyorum. içimden geçen ne biliyor musunuz ? şimdi yanımda olsa, ben de küçük olsam, koklaya koklaya sevmek isterdim kendisini.
ekşi sözlük'te 22.08.2005 tarihinde yazmışım...
Gönderen
çilek
zaman:
19:23
11
yorum
Etiketler: Adile Naşit
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)