Sadri Alışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sadri Alışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2016

Replik :)



Dikiz Aynası - 1973
Yönetmen: Ülkü Erakalın
Oyuncular : Sadri Alışık, Sevdağ Ferdağ, Mine Koşan


Kazım, Mine'ye söylüyor:

- Ben zaten eski bir aşkın mahvettiği bir Türk vatandaşıyım!

30 Ocak 2010

MACERALAR KRALI


Yabancı bir filmden adapte edilen Maceralar Kralı'nın rejisörü ve senaryo yazarı Safa Önal. 1963 yapımı filmin başrollerinde iki sıkı dost; Ayhan Işık ve Sadri Alışık oynuyor. Filmin baş aktristi ise Semra Sar.

Filmin künyesine şöyle bir baktım da; yönetmeni de, yapımcısı da (Hürrem Erman), başroldeki iki dev aktör Işık ve Alışık da, Osman Alyanak, Mümtaz Ener... Hiçbiri hayatta değiller. Hayat akıp gidiyor... bakın geriye ne kalıyor?

Neyse.

Sadri Alışık çok güzel... güzel adam be. Filmde, gündüzleri mazbut bir taksici, geceleri ise kumarhane işleten , yeraltı dünyasının sayılı babalarından biri olan Erol'un can dostu İsmet rolünde. Bir nevi Ömer Hayyam düşünün. Sürekli içiyor ve konuşuyor. Filmin bir yerinde Erol'un uzatmalı sevgili Jale : "Bana bir şeyler söylüyor anlamıyorum." dediğinde Erol: "Onun dediklerini mahkemede hakim bile anlayamadı da beraat ettirmek zorunda kaldı." diyerek yanıtlar onu.

Erol, yasadışı işlere bulaşmış, asla uslanmayan, aşkmış, duyguymuş, sevgiymiş, ornito renklermiş... hiç tınmayan bir suçludur. Emekliliği yaklaşmış Savcı Kemal de (Mümtaz Ener) onun azılı takipçisi. Hani böyle suçlulara takik kanun adamları olur ya... jübileyi o suçluyu deliğe tıkarak yapma heveslisi... Sonunda onu mahkum ettirmeyi başarır. Hapiste yattığı süre boyunca Erol'un Savcı Kemal'e karşı kini iyice bilenir. Ondan intikamını almaya yeminlidir artık.

Hapisten çıktığında ise eski hayatına tövbe etmiş, ekmeğini taştan çıkaran gariban bir taksicidir artık. Ama sadece gündüzleri. Gündüz kuzu iken gece kurda dönüşür. Soluğu doğru kendine ait gece kulübünde almaktadır... Ve bir yandan da intikam planını devreye sokar. Savcı Kemal'in biricik kızı Nevin (Semra Sar) bu hain planın kurbanı olacaktır.

Nevin aslında Kenan (Suphi Tekniker) ile sözlüdür. Erol ile tanışınca gerçek aşkı onda bulduğuna inanır. Babasını da sözlüsünü de karşısına alan Nevin'in gözü aşktan o kadar kör olmuştur ki, aslında Erol'un kurmuş olduğu bir kumpas sonucu bir cinayet işler. Daha doğrusu işlediğini sanır. Böylece bir kanun adamının kızı olan Nevin'i babası acaba kanuna teslim mi edecektir yoksa kanun dışı yollarla mı adaletten kaçıracaktır. Bu noktada Erol, Savcı Kemal'den intikamını aldığına emindir artık. Emin midir gerçekten?

Ne dersiniz emin midir?

Hatasıyla da sevabıyla da her daim yanında olan İsmet en sonunda Erol'a haykırır: Sen... sen sadece kendini düşünen bencil bir adamsın!


Erol'un bu lafa tepkisi İsmet'e bir tokat atmak olur. Hani nasıl aslında gerçeği biliriz de, bir türlü kendimize itiraf etmeyiz, İsmet de acı gerçeği dostunun yüzüne çarpmıştır adeta bu sözüyle. İsmet yediği tokadın etkisiyle çocuk gibi ağlamaya başlar. Gözlerinden süzülen yaşları görünce Erol büyük pişmanlık duyar, sarılır kardeşinin boynuna.

Erol, intikamını soğuk yemek şeklinde yemiş olsa da yine de mutlu olmaz. Birşeyler eksiktir. Birşeyler yanlıştır. Muzaffer bir komutan edası taşıyacağı yerde Bülent Arınç gibi huzursuzdur baya yahu :)

İşte o zaman, Nevin'i sevdiğini anlar. Artık öyle bir yola girmiştir ki, geriye dönüşü yoktur. Gerçeklerin farkındadır, o bir suçludur, Nevin daha yolun başında bir taze bahardır, onunla bir geleceği yoktur ki...

Sonunda Erol kendisini öyle bir ateşin ortasına atar ki, hayatından vazgeçer... Tayinine aracı olduğu bir polis memurunun kurşunları ile son nefesini can dostu İsmet'in kollarında verir. İsmet'in hıçkırıkları eşliğinde film biter.

2 Aralık 2009

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -16



Can Mustafa (1960) "Asuman" rolünde Muhterem Nur (28) ve "Afitap" rolündeki Leyla Sayar (20)




Gariban (1966) İkisi de rahmetli olmuş iki sanatçı; "Gariban Ali" rolünde Sadri Alışık (41) ve "Ekrem"rolünde Orhan Günşiray (38)






Yine Sadri baba :) 1973 yapımı Tatlım'da "Alev" rolündeki Hale Soygazi'yi yakın markaja almış ferit rolünde .




Bir Yudum Sevgi (1984) Öyle güzel bir film ki bu, aradan yıllar geçti ben hâlâ karısı tarafından terkedilen Cuma'dan mı (Macit Koper) yoksa, tek aradıkları bir yudumcuk sevgi olan ama kavuştuklarında önceki evliliklerinden farklı bir şey bulamayan Cemal ve Aygül'den yana mı olayım karar veremedim.

Beni en etkileyen sahnelerden biri de Aygül'ün kocası Cuma'ya ağzın kokuyor dedikten sonra, Cuma'nın gidip sabunla dişlerini fırçalamasıydı. Öyle de kalmış aklımda canlı kanlı.

Hale Soygazi 34, Kadir İnanır 35 yaşındalar.

10 Ocak 2008

İŞLER KARIŞIK

Sadri Alışık ve Esen Püsküllü'nün başrollerini oynadığı 1970 yapımı siyah beyaz bir film. Aynı yıl çevrilen ve yine ikisinin başrolde olduğu Ah Müjgan Ah ise renkli. Neden iki filmi birden andım, ona geleyim; Sadri baba her iki filmde de Hüsnü... Hüsnü her iki filmde de paçoz, fakir ama mahallelinin sevgilisi. İşler Karışık'ta Hüsnü Şenacı, Ah Müjgan Ah'da Hüsnü Neşedenyana :)

İşler Karışık bir komedi filmi. Benim izlediğim kopyası mı berbattı yoksa film cidden teknik olarak o kadar berbat mı çekilmiş bilmiyorum fakat, o derece karanlıktı ki bazen sahneleri seçmekte zorlandım. Sadri Alışık'ın soyadıyla müsemma iki filminden (Şakayla Karışık, İşler Karışık) biri. Yönetmeni Mehmet Dinler senaristi ise Safa Önal.

Kalabalık bir kadroya sahip filmin konusu adından da anlaşılacağı üzere karışık. Alışık'ı iki rolde (Hüsnü/Orhan) izliyoruz. Hüsnü, mahallede herkesin sevdiği kahveci çırağıdır. Mahallenin zenginlerinden Celal Bey'in (Mümtaz Ener) kızı Ayşe'ye sevdalıdır. Diğer yandan Orhan ise bir hırsızlık çetesinin çapkın reisidir. Bir soygun esnasında Orhan mahalleli tarafından Hüsnü ile karıştırılınca ikisi istemeden de olsa birbirlerinden habersiz rol değiştirirler.

Bu değişiklik türlü komik olaylara neden olur ve film bu olay örgüsüyle devam eder.

Orhan'ın kapatması Leyla (Gülgün Erdem) da karşısındakinin Hüsnü olduğunu anlayamayınca filmin sonuna doğru Orhan'dan okkalı bir tokat yemeden az önce şu sözleri işitir :
- Sen de mi haaa, sen de mi anlamadın onun ben olmadığını haaa... Sen de mi benzettin ? O da seni benzetti mi haaa ? şrak şraak...

Film boyu Orhan'ın ağzından daha neler duyuyoruz neler. Ah ne olurdu da daha izlenebilir olsaydı bu film !

8 Ocak 2008

AŞKIN SAATİ GELİNCE


Amman dikkat... Afişe aldanıp da bir Sadri Alışık filmi sanmayınız nostaljiseverler, yanılırsınız. Türk Sineması Afişleri çalışmamda da belirttiğim gibi, bu afiş çalışmasında da sadece daha çok seyirci çekmek için yapılmış bir oyun. Filmde çıplak kadın yoktur, afişte göğüsleri meydanda kadın vardır gibi... Sadri Babanın rolü çok ufaktır üstelik esas oğlan Göksel Arsoy'dan da dayak yer. Ben daha evvel Sadri Alışık'ın böylesi bir dayak yediği film izlememiştim :)

Filmimiz 1961 yapımı ve yine Belgin Doruk'un eşi Özdemir Birsel'in prodüktörlüğünde Hisar Filmden çıkmış.

Yönetmen Nejat Saydam, senaryo Özdemir Birsel.

Rol Dağılımı:

Belgin Doruk: Sevda Aybars
Göksel Arsoy : Bülent
Çolpan İlhan :Zuhal (Bülent'in hala kızı)
Avni Dilligil : Azmi Bozkurt
Aliye Rona : Şaziment (Bülent'in annesi)
Şaziye Moral : Hacer

Sinopsis :

Esas kızımız Sevda, annesi babası ölünce halası Şaziment Hanımlarda kalmaya başlar. Halasının oğlu Bülent ve bir diğer kuzeni Zuhal'le birlikte aynı evde büyürler. Şaziment Hanım asalet düşkünü bir kadındır ve oğlunun Zuhal ile evlenmesini arzu etmektedir. Oysa Bülent ve Sevda arasında ateş bacayı çoktan sarmıştır. Bülent ve Zuhal okumak için Londra'ya uçacaklardır. Bülent bir punduna getirip o gece Londra'ya uçmaz ve gizlice Sevda ile birlikte olurlar. Film, adını bu aşk gecesinden alır zaten. "Aşkın saati gelsin" der sevgililer. Bülent ertesi sabah gizlice ev halkına görünmeden Londra'ya uçar. O gecenin neticesi Sevda hamile kalır. İşe bakın ki tesadüfen merdivenden düşünce, eve gelen doktor ateşine bakarak Sevda'nın hamile olduğunu anlar :))

Hamile olduğunu duyunca Şaziment Hanım Sevda'yı kovar. Sevda, ana yadigarı çok sevdiği Hacer Teyze'sinin yanına sığınır ve bir mektupla olanları Bülent'e bildirir; o gelene dek bebeğin babasının o olduğunu kimseye söylemeyecektir (hangi akla hizmetse artık). Sevda'nın mektubu Zuhal'in eline geçer ve o da Sevda'nın ağzından "Artık beni bir daha arama, beni unut" diye bir mektup yazar. Aynı şekilde Sevda'ya da Bülent'in ağzından "Çocuğu kimden yaptıysan onun yanına dön" diye bir mektup yazar. Bundan sonrası mâlum...

Hikayemize Avni Dilligil nereden girip çıkıyor derseniz ; Zuhal ve Bülent eğlenmeye gittikleri bir gece kanser olan karısını Londra'ya tedaviye getiren Azmi Bozkurt ile karşılaşırlar. Azmi bey ünlü bir tekstilcidir ve Bülent de tekstil mühendisliği tahsili yapmaktadır. Bu karşılaşmanın üzerinden beş yıl geçer.

Kaderin garip cilvesi, Sevda da Azmi Bey'in fabrikasında işçi olarak çalışmaktadır. Oğlu Ümit bir kaza geçirip hastaneye kaldırıldığında, Azmi Bey onun haline çok üzülür ve onu evinde himaye etmeye başlar. Azmi Bey'in karısı Nermin'in son dileği de o öldükten sonra bile Sevda ve oğluna sahip çıkmasıdır.

Çevre dedikoduları önlemek için Azmi Bey ve Sevda nikahlanırlar. Ama ilişkileri bir baba kız ilişkisi gibidir. Bu ritüele de hastayım . Benzer konu Çalıkuşu'nda, Bir Demet Yasemen'de de işlenmişti.

Bülent ve Zuhal yıllarca nişanlı kaldıktan sonra yurda dönerler ve Bülent , Azmi Bey'in yanında işe başlar. Eve davetli olarak geldikleri bir gece iki eski sevgili karşılaşırlar. Bundan sonrasında iki sevgiliyi birleştirmek Azmi Bey ve Hacer Hanım'a düşer.

Sadri Alışık mı ? Ha, evet. Sadri babamız da bu filmde küçük Ümit'i kaçıran bir çocuk hırsızı rolündedir :)

Son Söz : Öldürecek vakti olanlar, izlesinler efendim :)

7 Ocak 2008

Sevdiğim Replikler - 8

Şakayla Karışık'tan yine... Filiz ve Ofsayt Osman...

- Kardeşimi kurtaran adam olmasan da seni deli gibi seviyorum.
- Kim olduğumu bilmeden mi ?
- Evet
- İnanmam be olamaz.
- Evet, yemin ederim
- Bir insan senin kadar iyi olamaz, ya ben bir serseri olsaydım ?
- Beraber serserilik ederdik
- Ya ben viranelerde sabahlayan, yiyecek bir lokma ekmek bulabilmek için köpek gibi dolanan , yerden izmarit toplayan bir berduş olsaydım ?
- Gene yanında bulurdun beni
- Ya herkesin alay ettiği , tekmeleyip attığı bir ofsayt olsaydım ? ofsayt nedir bilir misin ? hayatta bi...bişey yapamamış , dikiş tutturamamış, bir... bir kere bile gol atamamış bir beceriksiz olsaydım ?
- Golünü atıncaya kadar sana top taşırdım
- Olamaz be... sen bir rüyasın.

6 Aralık 2007

Sessiz Gemidekilerden...

Beklerim her gün bu sahillerde mahzûn böyle ben,
Gün batar... kuşlar döner... dönmez o yoldan beklenen.
En nihâyet anladım, yokmuş gören hatta bilen.
Gün batar... kuşlar döner... dönmez bu yoldan beklenen


Beste : İsmail Hakkı Nebioğlu
Güfte :Rahmi Duman
Makam:Hüzzam


Her daim bana Beyatlı'nın Sessiz Gemisi'ni hatırlatır bu şarkı... Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler... Belki de bilmek istemez gönül. Bu şarkıya o gemilere binip gidenlerden derlediğim bir fon hazırladım bugün size...

Çerçeveyi biraz daha daraltayım hatta. Küçük Hanımefendi serilerini bilmeyeniniz yoktur herhalde. Altmışlı yıllarda ortalığı kasıp kavuran , Bülent (Sadri Alışık), Ömer (Ayhan Işık) ve Neriman (Belgin Doruk)'ın gönüllerimizi eğleyen hikayesi... Yakışıklı çocuk Ömer'in yanındaki çocuk Bülent, Ömer'e aşık Neriman. Eğlenceli kumpaslarına tanıklık ettiğimiz hayal kahramanlarımız. Şimdi üçü de sessiz bir gemide yol alıyorlar. Bu dünyaya ait kalan parçaları da Karacaahmet Mezarlığında birbirine çok yakın yerlerde...






3 Aralık 2007

Şiir... Sadri Alışık... İstanbul...

İstanbul'u özleyen bir blogdaşın sayfasında rastladım Necip Fazıl'ın içinde "Canım İstanbul" geçen dizelerine. Kuşkusuz kendisine şiir yazılan, kendisine aşk hissi duyulan sayılı şehirlerden biridir yeditepeli şehir İstanbul.


İstanbul'dayım ama İstanbul'u özlüyorum. Günlerim birçoğunuz gibi evle iş arasında, E5' in o sıkışıklığında ve sıkıcılığında geçiyor. Oysa bilir bu gönül, İstanbul ne güzeldir. Ve bu gönül, siyah beyaz Türk filmlerini İstanbul'un bâkirlik zamanlarına şahitlik ettikleri için sever en çok. Bir omuz atılsa yıkılverecekmiş gibi duran yorgun ahşap evlerle, tenekelere dikilmiş sardunyalarla süslü kapı önleriyle , mis kokulu güzel İstanbul'u başka nerede görebilirm ? Arnavut kaldırımlı sokakların toprak yollarında misket oynayan çocuklarıyla, sokaklarında macuncuların, baloncuların gezdiği irili ufaklı semtlerden müteşekkil hayal alemini ? Üstelik biliyor musunuz, İstanbul'un sokak kedisi bile kendi çapında artisttir... Onu da ancak o filimlerde görebilirm.

Bir şiir sunacağım sizlere. Blog okuyucuları yeşilçam kokan bu blogdan elbette ki bir üstâddan, Sadri Alışık'tan okuyacaklar şiiri, Merhaba İstanbul'u.


Merhaba İstanbul


Bu benim dünyaya ilk gelişim,
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
Kundakla kefen arasında bir gün,
İstanbul, İstanbul deyişim.

Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba...

Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi?
Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.

Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,
Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
Cuma selamlıklarından beri saraylılar.

Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...

Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman..
Nerdesin o İstanbul, nerdesin...

Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
Mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
Büyükbabamın Kuvay-ı Milliye hikâyeleri.
Hani tahta tekerlekli arabalarım.
Hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

Gene bir başka İstanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
Beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
Açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
İstanbul’u taşırdı bakır siniler.
Sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
Sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

Hey yavrum hey...
Burunbahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden, Islatmadan...
Kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
Bütün uykularını koynuma alıp uyurdum İstanbul’un.
Rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
Hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

Merhaba Sultanahmet, Yerebatan merhaba... Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba, Merhaba efendim, merhaba...

Sadri Alışık'tan dinledik İstanbul'u madem, Ayla Algan ile birlikte rol aldıkları Ah Güzel İstanbul filminden bir kare ile yazımızı noktalayalım. 1966 yapımı filmin bu karesinde Haşmet Bey ve Ayşe'yi görüyorsunuz.

9 Kasım 2007

Sevdiğim Replikler - 1

Hayatı film tadında yaşamak isterdim ama öyle olmuyor tabi. Blogum ucundan kıyısından tematik sayılır malûm , sevdiğim replikler vardır, arada gündelik konuşmama dahi serpiştirdiğim. İşte aklıma geldikçe bu başlık altına seri şekilde ekleyeceğim. Bugün vira bismillah diyorum :)


Son dönemde çokça sevdiğim iki replik var , Sadri Baba'nın Şakayla Karışık filminden. Nasıl güzel nasıl leziz anlatması güç. Osman F.Seden 'nin kaleme aldığı senaryo mu onu leziz kılan yoksa Sadri Alışık'ın ağzından duymak mı bilemedim...


***


ofsayt osman , filiz'e (filiz akın) söylüyor:


"seni gördüğüm zaman içimde böyle bişeyler oldu.konuşmayı beceremem ama, anladın dimi ? canımsın be. güneşimsin. havamsın. yani bu ağzımdaki izmarit yok mu be kız işte onun gibi benimsin be. yani buramdasın be. sen hayatımın tek golüsün yani."


***


başka bir sahnede osman, onu kandırmaya çalışan ayla'ya (ajda pekkan)

- söyle be... yalan da olsa hoşuma gidiyor.

7 Kasım 2007

GELİNLİK KIZLAR

çilek'in gelinlik kızlar yazısı sinematik'te....

28 Eylül 2007

Sadri Alışık İle Rüyalarda Bir Gezinti

şakayla karışık sadri alışık

kaptan rafet, otoriter anne saffet'in oğlu, 1925 yılının dördüncü ayının beşinci günü, istanbul paşabahçe'de gözlerini dünyaya mehmet sadrettin olarak açtı. aile fertleri ona "sadri" diye hitâp etti, hayatının geri kalanında da milyonlar onu "sadri" diye tanıyıp sevdiler. sanatın neredeyse her alanında üretici olan sadri alışık serüvenine tiyatro oyunculuğu ile başlar, resim yapar, şarkı söyler, enstrüman çalar, nihayet "günahsızlar" filmi ile sinemaya geçer...off... şunları kendi ağzından dinlemek vardı ya. gelmiyor ki bir türlü gerisi...
-*-
-küçük hanım hey... uyansana yahu
gözlerimi ovuşturuyorum.
- küçük hanım, çilek ... epey oldu başında bekliyorum,
- aa.. ama
kolalı gömleği, jilet gibi pantolonu, ince gravatı, janti hali ve dudağının kenarına sıkıştırdığı sigarası ile 30 lu yaşlarındaki sadri alışık gülümseyerek bana bakıyor. şaşkınlığımın geçmesine izin vermiyor gülümsemesi.
- beni çağırmadın mı, işte geldim.
- be..ben çok şaşkınım. rüyada mıyım ?
- elbette ki rüyadasın. kaç zamandır sesin geliyordu kulağıma. bir sürü döküman topladın ve ne yapacağını bilemiyorsun şimdi değil mi ? biraz soluklansan belki iyi gelecek.
- e..evet.. de
- bak sana bir teklifim var . seni hayalini kurduğun bir yolculuğa çıkarsam...ne dersin ?
- ne diyebilirim ki, allah derim.
- e o zaman... çilek hanım !
- sadri bey !
koluna giriyorum. yumurta topuklu ayakkabılarım, diz üstü dar eteğim, kısa kollu fistolu blûzum , mizampli edilmiş saçlarımla pek güzelim.
önce paşabahçe'deki üç katlı ahşap evde alıyoruz soluğu. bahçesinde meyve ağaçları olan bu evde, küçük bir kediciğin ayaklarına ceviz kabuğu takan 5 yaşındaki yaramaz sadri önümüzden koşturuyor. sonra birden balkonda beliriveriyor, bu sefer de oltayla yukarı civciv çekmeye çabalıyor. evin içine girdiğimizde ise namaz kılan babaannesine türlü muziplikler yaparken buluyoruz onu. gülmekten katılıyorum.
- çok yaramazmışım küçükken, diyor.
gözleri parlayarak bakıyor o eve ve küçüklüğüne. sokaklarda dolaşmaya başlıyoruz. ılık bir rüzgarın eşlik ettiği bir yaz günü olmalı.
- ben istanbul'a aşığım , aşığıyım onun . denizine, havasına, vapurlarına, mavisine, yeşiline, çiçek bahçelerine, arnavut kaldırımlarına, salepli kışlarına, boğaziçine... aşığım.
- aşık olunmayacak gibi değil ki... hele ki senin gözlerinle görebilmek kimbilir nasıldır.
konuşurken birden kendimizi boğaziçinden geçen bir vapurda buluyoruz. yakıyoruz birer sigara, yanına da çayımız geliyor. şeker atmıyor o da ama kaşığı oynatıp bardağı çınlatıyoruz. gülüyoruz ikimiz de. bir şiir okumaya başlıyor:
bir vapur geçsin isterim önümden
ille de boğazdan
yırtılmış denizlerden
yorganlar gelir aklıma
sanki hiç ıslanmadan
bir sabahçı kahvesinden
kavaklar derim
kız kulesi derim
hisarlardan birine takılır gözlerim
doymaz martılar gibi
ışıklar hiç sönmesin isterim
bir demli çay bir demli çay daha
sonra hep istanbul şarkıları söylerim
vapur, denizi yırta yırta ilerlerken , benim bildiğim ama onun ağzından duymak istediklerimi sorma imkânı buluyorum.
- daha üçüncü sınıftayken "istiklal madalyası" oyununda başrolü, "adalı halil"i oynamak, cağaloğlu halkevinde tiyatroya devam etmek, güzel sanatlar akademisinde resim eğitimi almak... nasıl sığdırdın tüm bunları koltuğunun altına ?
- aşkla küçük hanım. hep sevdim, hep istedim, sevdiklerimi istediklerimi yaptım. bunlarla mutlu oldum ben. hem babamın bir nasihati vardı bana :" işini elinle değil, canınla yap " demişti. onu yerine getirmeye çalıştım .
- sonra sinemaya geçisin de "günahsızlar" filmi ile oluyor...
- evet, sinemaya başladığım ilk yıllarda daha çok tarihi, kahramanlık hikayelerini anlatan filmlerde rol aldım * * * *
- küçük rollerdi değil mi ?
- küçük rollerdi evet ama faruk kenç, şadan kamil, muhsin ertuğrul, sami ayanoğlu gibi usta yönetmenlerin yanısıra çok değerli oyuncularla, mesela gülistan güzey, cahide sonku, neriman köksal, sezer sezin, nedret güvenç 'le aynı sahneyi paylaştım. beraber büyüdük öğrendik.
- peki.. ömer lütfi akad desem sana...
-ustam derim, ellerinden öperim. hem hayatımın kadını ile tanışmama vesile oldu biliyorsun "yalnızlar rıhtımı"nda. çok güzeldi be çilek. ona aşık olmaktan başka çarem yoktu ki !
gülümsüyorum. ağzıma yay kaçmışcasına geniş bir gülümseme bu.
-*-
yatağın içindeyim. gülümseyerek uyandığım bir sabah bu sabah. hepsi bir rüyaymış ya ! kaldığım yerden devam devam ...
sadri alışık'ın türk sinemasına kazandırdığı bir çok tip olmuştur ki bunların en ünlüsü turist ömer'dir kuşkusuz. turist ömer de zaten, ayhan ışık'ın başrolünü oynadığı helal olsun ali abi filminde hayat bulmuştur ilkin. film çıkışı seyircilerin aklında ayhan ışık'tan ziyade sadri alışık'ın turist ömer'i kalınca 7 filmden oluşan turist serisi ortaya çıkar. işin bir ilginç yanı da o günün parasıyla fiyatı 5000 lira olan sadri alışık'ın yeni fiyatı 10000 liradır artık. ha ayhan ışık mı ? can dostu ayhan ışık'ın fiyatı ise 60000 liradan aşağı düşer. gün doğmadan neler doğar misali filmden de film doğar oynayan sadri alışık olunca. osman f seden 'in yönettiği şakayla karışık filmindeki osman da çok tutulur. ofsayt osman. hulki saner, aram gülyüz, ülkü erakalın ,nejat saydam, osman f seden , atıf yılmaz ve türker inanoğlu en çok çalıştığı yönetmenler olmuştur. bu turist ömerler, ayşecikler ve ofsayt osman, saner'le olan çalışmalarının kahramanlarıdır. küçük hanımefendi serileri nejat saydam , afacan serisi ülkü erakalın imzalıdır.
-*-
burnuma gelen sigara kokusu ile gözlerimi açıyorum. kapının kenarına yaslanmış :
- nerede kalmıştık küçük hanım ?
- ahh.. rüya olduğu için o denli hayıflandım ki.
- ah küçük kız, rüyadayız yine. kaldığımız yerden devam edeceğiz çünkü yolculuğumuz bitmedi ki...
rüya olduğunu bilmenin, biteceğini bilmenin mahzunluğu ile :
- peki...
derken bir balıkçı lokantasındayız. balık ağlarıyla dekore edilmiş bu yerin duvarları mavi boyalı, masalarında pitikare örtüler var. kızartma ile karışık anason kokusu çarpıyor burnumuza. masamız donanmış bir iki mezeyle. bir de kedi dolanıyor ayaklarımızın altında. ona bakıyorum. o janti kıyafetli sadri gitmiş yerine turist ömer gelmiş. bende ise değişen tek şey saçlarımın topuz olması ve üzerime aldığım şal. kadehini kaldırıyor:
- iç be güzelim, rüyadayız vebali yok.
bir şarkıya başlıyor inceden, eşlik ediyorum ona:
seni ben unutmak içn sevmediiim
gülmenayrılııık demekmiş bilmeedim
o içiyor ben içiyorum. sonunda şişe boşalıyor. yeni bir şişe geliyor masaya. meğer lokantanın sahibi de hulusi kentmen değil miymiş. omzunda koyu renkli bir havlu ile masaya yanaşıp göz kırpıyor bana. turist bana bakıyor ve kahkayı koyveriyor:
- tadını çıkar çileğim koçum benim !
rakı kadar erkek turistle vuruyoruz kendimizi kasımpaşa'ya. avare'yi , badem şekerini , turist ömer derler adıma'yı söylüyoruz sokaklarda. sabahın ilk ışıklarıyla birlikte piyer lotiye çıkıyoruz. haliç'in üzerine yağan yağmurda ıslanıyoruz. onun üzerinde trençkotu var bu sefer, tekrar bir istanbul beyefendisi görünümüne bürünmüş. belgin doruk gibi kabarttığım saçlarım yağmurda sünüyor. gözlerimdeki boyalar akıyor.
-*-
bu sabahlara hep böyle uyanmsam ya...yan rollerde oynadığı filmleri de katarsak sadri alışık'ın kamera karşısına birilkte en çok geçtiği aktrisler feri cansel, fatma girik , çolpan ilhan, belgin doruk, sevda ferdağ, filiz akın, türkan şoray, esen püsküllü, hülya koçyiğit. çevirdiği 189 filmin 88 inde başrol oynamıştır. sinemaya adım attığı günahsızlar filmindeki rolü de başroldür. 1962 yılına gelindiğinde ayşecik yavru melek filmi ile alışık'ın komedi filmi oyuncusu dönemi de başlar. bu filmi aman kimse duymasın, geçim dünyası, helal olsun ali abi, afilli delikanlılar v.s nihayetinde turist ömer izler. ofsayt osman, turist ömer rollerinin yanında izzet günay ile başrolü paylaştığı 64 yapımı fıstık gibi maşallah filminde canlandırdığı fikri/ fikriye rolü son derece komik bir roldür. bir başka kadın kılığına girdiği film de fıstık gibi'dir. fıstık gibi maşallah filminin yusuf sezgin , feri cansel'li ikinci versiyonudur bu film. efkarlıyım abiler filminde de kısa bir rolde kadın kılığında gözükür. soyadıyla müsemma dört filmi vardır : şakayla karışık, acıyla karışık, işler karışık, serseri aşık. oynadığı rollerin adı da çoğunlukla lâkaplıdır : turist ömer, ofsayt osman, ringo kazım, gönlübol arif, efkarlı arif *, taşkasaplı necati * , kapkaç hüsnü * , banazlı ismail * , şaşkın hafiye *
tarık akan'ın en çok ferit olması gibi sadri alışık da en çok osman olmuştur filmlerinde : arkadaşlık öldü mü, darıldın mı cicim bana, ağlama değmez hayat, acı ile karışık, şakayla karışık, sana layık değilim, yan kesicinin aşkı bulabildiklerim.
-*-
sabahın ilk ışıkları ve biz sarayburnu'nda kıyıdaki taşlara oturmuş martılara, vapurlara bakıyoruz. az evvel aldığımız simitler hala sıcacık. silutei giderek silikleşmeye başlamış, anlıyorum ki bu beni son ziyareti olacak. aklımdan geçenleri anlamış gibi :
- yazının sonuna yaklaşıyorsun artık. istanbul'u geze geze bitiremeyiz. şarkıların sonunu da getiremeyiz. bu son rüyayı film setlerine ayırdım ben. en sevdiğin filmlerimin setlerine, içlerine, rollerine, repliklerine gireceksin.
gözlerimin ışıldadığını kendim bile anlıyorum.
mekan değişiyor, dekor değişiyor. neredeyiz ?bir arabanın içinde hususi şoförle beş kişiyiz. arka koltukta neriman *, ömer * ve bülent * oturuyor . ben ön koltuktayım. içinden farklı planlar kuran üç sevimli insan . küçük hanımefendi'yi izliyorum. oldukça minik bişey, hokka gibi bir de burnu var. ayhan ışık'a bakıyorum hayranlıkla. o sırada hariçten bir ses kulağıma fısıldıyor " can dostum benim o" diyor. ayşe ile gül dansöz kıyafetleri içinde bir masanın üzerine çıkmış babaları sadi'yi sevgilisinin yanında rezil etmekle meşguller. hımm, gelinlik kızlar filiminin bir karesi. yan masalardan birinde oturuyorum. ahah figüran olarak sanırım. kareler hızla değişiyor. bir yatak odası . yatağın kenarına oturmuş bestekâr sadi bey açık bırak pencereni örtme perdeyi bu gece'yi hem çalıyor hem söylüyor. bense zeynep aksu'nun mürebbiye rolünü kapmışım çoktan. kapı aralığından izliyorum onu. piyanonun tuşlarına iştahla basan yasemin * ona eşlik eden osman öp beni öp beni öp diye şakıyorlar. piyanonun üzerine oturmuşum ama kimse görmüyor beni. o kadar hızla geçiyor ki kareler ; baş belası filminde orospu çocuğu canum evladum kulaklarımla duyuyorum , tatlım filminde hale soygazi ona "tamam mı tatlım" diyor. ben diyorum. hayır hale diyor. ah müjgan ah'a gelince gözleri dört defa lacivert müjganın saçlarını çekiyorum, hüsnü'ye tercih ettiği zengin züppeye * bir tekme savuruyrum ama hepsi havaya gidiyor. filme müdahale edemiyorum. bir kez daha anlıyorum ne müjgan o müjgan ne de hüsnü o hüsnü. herşey bir anda bulanıyor. ışık hızıyla film karelerinden koparıp alıyor sanki birisi beni.
- çilek kız, ayrılma vakti
- ne çabuk...
- rüyaydı biliyorsun, bitti. bitmeli.
- bir gün yine rüyalarıma beklerim, hayır demem.sıcacık bir gülüş atıyor.
- sen gibi sevenlerim var mı hâlâ ,diyor
- elbette. seni seven, arayan, senin gibi olmak isteyen, seni örnek alan, yaptıklarını bugün de takdir eden binlerce kişi var. filmlerini hâlâ heyecanla izleyen kişiler.
mutlu olduğunu hissediyorum.
- selam olsun onlara.
- olsun
- onlara çok şey söylemek isterdim, lâkin o rüya bu rüya değil !
bir turist ömer selamı çakıyor. gururla gülerek karşılık veriyorum. kayboluyor.
23/08/2006 tarihinde ekşide yazdığım yazım. epey bir araştırma yapıp, çokca döküman toplamıştım bu yazı için. elbetet ki bu yazıda eksiklerim ve yanlışlarım var. mesela çolpan hanımla tanışmaları yalnızlar rıhtımı film setinde olmuyor. evveliyatı var. bunu bulması da size kalsın. yok öyle hazıra konmak :)

17 Ağustos 2007

ŞAKAYLA KARIŞIK


Osman F. Seden imzalı 1965 yapımı bir başyapıt. Akün Filmden çıkan filmin oyuncu kadrosu da geniş:
Sadri Alışık : Ofsayt Osman
Filiz Akın : şarkıcı kız Filiz
Ajda Pekkan : dolandırıcı Hulusi'nin karısı Ayla
Vahi Öz : Cellat Nuri
Efgan Efekan : serseri rolü yapan yazar ve romancı Kemal Tuncer
Kadir Savun: Adanalı zengin Hüsrev Ağa
Aziz Basmacı : Adanalı zengin Ferhat Ağa
Hüseyin Baradan : dolandırıcı Hulusi
Nubar Terziyan : Emniyet Müdürü
Çolpan İlhan : Hüsrev Ağa'nın gazeteci kızı Zühre
Hasan Ceylan : serseri Ali
Niyazi Vanlı : kaçak serseri
Zeki Tüney : serseri
Ali Seyhan : serseri
Mehmet Ali Akpınar : serseri
Muammer Gözalan : Noter
Haydar Karaer : Meyhane sahibi serseri
Selahattin İçsel : Gol kararı veren hakim
Asım Nipton : Savcı
Muzaffer Yenen : Doktor
konuk oyuncu Hulusi Kentmen : Çift Uskur Hulusi Reis, anlatıcı


Sadri Alışık'ın gözümde devleştiği, bir dakika evvel güldürürken bir dakika sonra gözümden yaş getirdiği, kadrodaki oyuncuların çoğunun o karelerde bir hayal olarak kaldığı bu film; iyilerin çok iyi kötülerin çok kötü olduğu ama sonunda suçlarını kabul edip başlarını önlerine eğdikleri, serseri takımının tophane ehlinin yemesine içmesine bir bakış atabildiğimiz hem eğlenceli hem de hüzünlendirici bir başyapıt.
OSMAN... YANİ YA OFSAYT OSMAN
Hikayemiz Tophane'de namuslu, tövbekar serserilerin, berduşların keyif çattığı bir meyhanede başlıyor. Müdavim akşamcılardan Çift Uskur Hulusi Reis'in anlatımıyla sevimli serseri Ofsayt Osman'ın hikayesine tanık olmaya davet ediliriz :”Bu film yenik, ezik ve beceriksiz bir gencin hikayesidir...”
Bu sosyete kızlarının hepsinin de mantar olduğu, İstanbul şoförlerinin hepsinin de hızlı gittiği...çatlak, patlak, delik de deşik, kambur, kör, lanet manet hepsine bakılıp da mastor çek ilen neşeli şarkıyı da Osman, Osman Ezik yani bilinen adıyla Ofsayt Osman söylemektedir.
Osman, hayatı boyunca hiç gol atamamış, hiçbir işi rast gitmeyen, çevresindekilerce sevilen ama bir o kadar da dalga geçilen, kaybetmeye alışmış ama “Allah büyük be, bir gün bakacak yüzüme” diyebilen bir adamdır. Yeri gelince beylik laflar eden Osman, kendisini ezmeye çalışan herkesin yanında hemen önünü ilikleyen titrek bir adam olmaktadır. Bildiğin ezik...
Osman'ın belki de sonunda gole gideceği yol iki zengin Adanalı iş adamının bahsi ile açılacaktır. Hüsrev Ağanın kızı Zühre ile Ferhat ağanın oğlu Sarı Ökkeş yurt dışından dönmektedir. Sarı Ökkeş, Zühre'ye kör kütük aşıktır. İki ağa ise birbirine düşmandır. Aşk laftan anlamayacağından Ferhat Ağa, Hüsrev Ağanın kızını istemeye gider. Atışırlarken ortaya çıkar ki ne Ferhat ağanın ailesinde iki yüz okka kaldıran hamal vardır ne de Hüsrev ağanın sülalesinde Toroslar'da kırk kişi soymuş bir Eşkıya. Bahse tutuşurlar ve olaylar gelişir...
DÜNYANIN EN ORJİNAL BAHSİ
İşgüzar ağalarımız soluğu noterde alırlar. Bahsin konusu şudur : dünyada berduşların , serserilerin arasında da iyi yürekli, mert ve efendi insan çıkıp çıkmayacağı. Taraflar bu bahis için sokaktan seçecekleri dört başı mamur bir serseriye tam bir milyon değerinde bir çek verecekler. Serseri, bir ay sonunda parayı iade ederse bahsi Hüsrev ağa kazanacak. On parasını dahi zimmetine geçirirse Ferhat ağa kazanacak.
Gazetelerde yer alan bu haber serseri takımı arasında büyük heyecana neden olur. Namuslarını kurtaracak bu serseriyi kendileri seçmelidirler. Nihayetinde serseri kafalardan çıkan sesler şöyledir :
“ yok arkadaş, öyle berduş, kopuk, serseri ama hepimizin namusu var...”
“çoluk çocuk işi değil bu...”
“serseri takımının da bir namusu olduğunu dünyaya ilan edecek...”
Bahis basında geniş yer bulmuşken Osman da bir sebeple nezarete düşer. Hatta onu orada gören emniyet müdürü bile “bırakın şakayı be ofsayt Osman o, olsa olsa şahit olur ondan” der. Hüsrev Ağa ve Ferhat Ağa da azılı bir serseri bulmak için emniyete gelmişlerdir. Emniyet Müdürü bu iki şaşkının bahislerini duyunca “ beyler... size hakiki bir canavar vereceğim ” diyerek Ofsayt Osman'ı karşılarına diker.
İmzalar atılır, bir milyonluk çek Osman'ın cebine konulur. Osman'ın hisleri karışıktır : “ Bir milyon bu be bir milyon be. Leblebi olsa bile bir senede sayılır be. Allah inandırsın gülle gibi oturuyor buramda vallahi billahi”. Bunları yanından ayrılmayan Kemal'e demektedir.
Serseri takımını Ofsayt Osman'ın temsil edeceği duyulunca “ namusumuz elden gidiyor, erkeklik kim ofsayt Osman kim be” feveranları duyulur.
Hemen en kral araba, en lüks ev, en afili kıyafetler alınır... Zengin semtindeki ilk günlerinde yan komşuları dolandırıcı Hulusi de iflastan kurtulmanın yolunu aramaktadır fellik fellik. “İflas halindeki bir şirkete kimse para yatırmak istemez olmaya ki dağdan inme bir ayı...” lafı ortada dolandığı anda Hulusi'nin cin karısı Ayla'nın aklına cin bir fikir gelir. Sonradan görme hödük komşuları Osman'ı kafalayacaklardır.
SEN OFSAYT NEDİR BİLİR MİSİN ?
İşte böyle. Osman kendisine dadanan ve sahte hareketlerini sezdiği ama dalgasına baktığı bu insanlar için “ paranın kağıt üzerine yazılmış rakamlarını gören böyle olursa, sahicisini gören ne yapar be?” yorumunu yapmaktadır.
Burada Osman'ın ağzından ilk " sen ofsayt nedir bilir misin ?" tiradını duyarız. Ayla'ya şöyle diyecektir :
“Ofsayt nedir bilir misin ? Ofsayt... Futbol yani . Tam gol atacak gibi olursun, hakem bir düdük...geri çevirir insanı. Benim şansım böyledir anam böyledir işte. Benim ki şans değil rüşvet yemiş futbol hakemi mübarek . Geçtim golden, out bile attırmıyor. Hep ofsayt hep ofsayt “.
ŞAKAYLA KARIŞIK İŞLER

Bir eğlence gecesinin sonunda arabasına atlayıp evine gitmektedir Osman. Hırçın dalgalara eşlik eden acı acı öten bir vapur düdüğü duyulur Sarayburnu'nda. Genç bir kız, Filiz... az sonra yaşamına son verecektir. Osman yetişir imdadına. Sabaha kadar derdini dinler filiz'in. Filiz, şarkıcılık yaparak kalp hastası kardeşinin kurtulması için çabalamaktadır. Ağlar, ağlar açılır, sonunda sorar “ bana kendinizden hiç bahsetmediniz, kimsiniz siz ?” . Osman'ın dilinin ucuna gelir ofsaytlığı ama kıvırır “ ben Osman... of... yani Of'lu Sayitoğlu Osman, biraz Adanalıyım”.
OF'LU BİRAZ DA ADANALI OSMAN
Osman'ın aklı Filiz'de, bedeni Ayla'nın onun adına düzenlediği partidedir. Kumar masasına oturturlar, dümenden yenilirler Osman'a. O aldığı parayı doğru Filiz'in kardeşine götürecektir. Filiz'in çalıştığı barda ise Adanalı Osman adında bir zengin konsomasyon karşılığı Filiz'e para vermiştir bar sahibi aracılığı ile. O kadar çaresizdir ki , satacaktır bedenini filiz bu gece.
Şakayla karışır işler sanki. Osmanlar karışmıştır. Filiz o gece karşısında Osman'ı görünce yıkılır. Kendisini ölümden kurtaran bu genç adamın zor durumundan yararlandığını düşünür. Gecenin sonunda yanlışlık anlaşılır . Osman'ın gözlerini gökyüzüne dikerek “ Yarabbi... n'olursun bu defa ofsayda düşürme beni. Büyüksün sen . Bu kız, bu çocuk... bi kerecik olsun düşmeyeyim terse hı ? N'olur bi defacık !”
SERSERİLER TELAŞTA
Öte yandan serserilerin namusunu kurtaracak olan Osman serseri takımının yakın takibi altındadır. Kumar oynaması, bara gitmesi, hiçbir kişinin konsomasyonuna çıkmayan güzel filiz'i konsomasyona çıkarması, yani anlayın işte kim bilir ne büyük para yedirdiği dolayısıyla çeki bozdurduğu fikri sabitiyle serseriler, Cellat Nuri önderliğinde emniyete giderler :
“ Yani ya malumat-ı arızamız şudur ki yani bizler hepimiz tövbekar olmuş itleriz müdür bey”
serseriler ellerini göğüslerine vurarak “ Allah'a şükür ağbi”
“ Yani ya Allahıma kitabıma kanun karşısında annadınız mı bittabi, boynumuz kıldan incedir bilakis.”
Emniyet müdürü :
“ peki anladık da ne istiyorsunuz ?”
“ ha tamam geldik pırasanın faziletine. Af edersiniz yani ya bu milyonluk bahis dalgasına fena bozuluyoruz yani ya”
“ne yapalım ?”
“ ayağının altını öpeyim müdür bey kurtar namusumuzu”
“ Yahu ortada suç yok ihbar yok ...”
“Kurbanın olayım abi hiç Ofsayt Osman bizleri temsil edebilir mi ? Yahu erkeklik öldü mü müdür bey ? Parayı aldı mı pırrr, bizim namus da o biçim !”
“ yanlışınız var galiba, bizim öğrendiğimize göre inanılmaz derecede cazip iş tekliflerine kahramanca göğüs geriyor”
“ Osman mı ?”
“ he ya”
“ Allah Allah...”
serseriler hep bir ağızdan
“Allah Allah...”
Yine de Ofsaytı tembihleyip bir uyarma ihtiyacı hissederler : “karının façasının astarını dızgallamadan imtihandan geçersen nah buramızda yerin var. aksi halde ... göster ulan tozpembeyi...” tozpembe dedikleri de sustalı.
OSMAN... SEVGİLİM !
Ansızın bir gece Ofsaytın titrekliği, korkaklığı, ezikliği gidiverir. Barda , ondan çeki almak isteyen dört herifi hacamat eder. Bir kafa bir yumruk derken Filiz o kalabalığından arasında “ Osman... sevgilim” diye bağırınca dereler tepeler dağlar dümdüz olur Osman'ın gözünde. “ Allaaaaaahhh...” Allahtır be.
Bir gün önce ona tozpembeyi gösterip de gözdağı veren ağır abiler tekrar gelirler. Cellat Nuri :”Afferin Osman afferin sana, herifin içinde gizli cevahir var ” .
“Yahu yani ya benim bu gaz tenekesi almıyor bu dümeni nasıl oldu da ettin bu erkekliği ?”
“Şey abi ya... filiz var ya bana sevgilim diye bağırdı ya ... işte o zaman buramda süt gibi bişey kabardı”
OFSAYT'IN HAYATINDAKİ TEK GOLÜ

Filiz onu sevdiğini söylemiştir. Ofsaydımızın ağzından şu kalpten sözcükler dökülür :"seni gördüğüm zaman içimde böyle bişeyler oldu. Konuşmayı beceremem ama, anladın dimi ? canımsın be. güneşimsin. havamsın. yani bu ağzımdaki izmarit yok mu be kız işte onun gibi benimsin be. yani buramdasın be. sen hayatımın tek golüsün yani."
OSMAN İMZAYI ÇAKIYOR
Osman'ın hayatında güzel giden bişeyler vardır. Aşıktır, bahsin de sonuna yaklaşmıştır. Meblağ büyüktür, dolandırıcı Hulusi'nin hala iştahı vardır ve sonunda Ayla ile onu kandırmayı başarırlar. Onu körkütük sarhoş ettikleri bir gece değersiz tahviller karşılığı bir milyonluk çeki verdiğine dair kontratı imzalatırlar.
YA BEN BİR SERSERİ OLSAYDIM ?
Aşk çok güzeldir. Osman'ın elinde olsa Filiz'e dünyaları bağışlayacaktır. Bahsin bitmesine bir gün vardır. Filiz'in kardeşinin ise çok fazla vakti kalmamıştır. Her şeyin değiştiği müthiş bir konuşmaya tanık oluyoruz :
- Kardeşimi kurtaran adam olmasan da seni deli gibi seviyorum.
- Kim olduğumu bilmeden mi ?
- evet
- inanmam be olamaz.
- Evet, yemin ederim
- bir insan senin kadar iyi olamaz, ya ben bir serseri olsaydım ?
- beraber serserilik ederdik
- ya ben viranelerde sabahlayan, yiyecek bir lokma ekmek bulabilmek için köpek gibi dolanan , yerden izmarit toplayan bir berduş olsaydım ?
- gene yanında bulurdun beni
- ya herkesin alay ettiği , tekmeleyip attığı bir ofsayt olsaydım ? Ofsayt nedir bilir misin ? Hayatta bi...bişey yapamamış , dikiş tutturamamış, bir... bir kere bile gol atamamış bir beceriksiz olsaydım ?
- golünü atıncaya kadar sana top taşırdım
- olamaz be... sen bir rüyasın
.
Bu konuşma Osman'ın bahsin bitmesine bir gün kala çeki bozdurmasına neden olur. Osman bu, koca yürekli Osman. Ne serserilerin namusu, ne de bahsi kazanırsa herkesin kabul edeceği gol umurunda değildir.
Bir milyonluk çekin sadece iki yüz binini çeker. Kendi ipini çekmiştir. Hayatında ilk defa birisi onu olduğu gibi kabullenmiştir , ondan bile vazgeçmeyi göze almıştır. Artık amacı, Filiz'ini son bir kere görüp küçük kızın saçlarını koklayıp, ona sıkı sıkı sarılıp kendi kafasına bir kurşun sıkmaktır.
Filmin sonuna yaklaşırken “ofsayt nedir bilir misin” tiradını gazeteci Zühre'ye okur :
ofsayt nedir bilir misin sen ? İşte o benim. Ömründe Hiçbir işe yaramamış, bir baltaya sap olamamış bir hergelenin heykeli dikilse benim kalıbımı dökerler. Bak hayat hikayem be...beş çocuktan sonra babamın canına tak etmiş, bir doğurursan veledi çöpe atarım demiş. Sonra kış bastırmış , geceler uzun tabi... iş güç yok, annem ebeye ben dünyaya iyi mi ?Okula yazdıralım demişler son gün kayıtlar kapanmış kalmış mıyız ofsayda ? Peder de işe vermiş. İşe girdiğim gün fabrika yanmış gene düşmüşüz ofsayda. Genç olmuşuz, aşık olmuşuz. Tam evlenicez , kasap hamdi'nin oğlu zengin ya, kız kaçmış mı ona ? Kasap Hamdi'nin oğlu gol , ben ofsayt. Hayatımda bir gün forma giyip maça çıkmışım, ilk dakkada ayağım kırılmış düşmüş müyüm ofsayda gene ? Gelmiş askerlik çağı, bahriyeli olalım diye çırpınmışız ... böyle buraya kadar açık palet, şapka... mahallenin bütün gençleri bahriyede Ofsayt Osman Polatlı'da topçu taburunda. Bi gün kahvede yanlış ceket giymişiz , cebimizden esrar çıkmış , esrarkeş Samsa Nuri Beyoğlu'nda bara, Ofsayt Osman kodese, naber ?Sonra Otobüslerde çığırtkanlık edelim dedik, daha ilk gün kaza oldu, sekiz yolcu turp gibi evlerine, Ofsayt Osman hastaneye... sonrası serserilik , sefalet.. her gelen attı bir tekme her gelen attı bi çelme adımız çıktı Ofsayt Osman'a.
SONA YAKLAŞIRKEN
Artık Filiz'e veda vakti gelmiştir. Veda edip, köşeyi dönünce kafasına sıkacaktır kurşunu. Heyhat ona bile fırsatı kalmaz , polisler onu yakalar. Ellerine kelepçeyi vurmadan der ki Filiz'e : Ofsayt nedir bilir misin ? O benim ! Ofsayt Osman !
DİLLERİMİ HAKİM BEY BAĞLASAN DURMAZ
Ofsaydımız hakim karşısında, hayatında yer alan büyüğünden küçüğüne, figüranından baş oyuncusuna kadar herkes mahkeme salonundadır. Serseriler, emniyet müdürü, bahis sahibi milyoner iş adamları, onu dolandıran Hulusi ve Ayla, Zühre, Filiz...
Filmin başından beri olanları şimdi birebir Osman'ın ağzından dinliyoruz.
Savcı , Osman'ın suçlarını bir bir saymaktadır : “kendisine ait olmayan bir parayı, sırf şahsına menfaat sağlamak üzere, kıymetli evrak satımına karşılık göstermiş, piyasaya karşılıksız binlerce hisse senedinin sürülmesine yol açmış ve birçok masum vatandaşın tasarruflarıyla oynamış, dolandırılmasına vesile olmuştur. ayrıca kendisine bu parayı emanet eden 2 şahsın iyi niyetlerini suistimal ederek...”
Osman suçlamaları dinler, kafası karışmıştır. O sadece masum bir yavru için iki yüz bin lira çekmiştir, yüzlerce masum vatandaşla ilgisi yoktur ki. Attığı imzayı gösterirler . Hakim :
- yaptığın hareket düpedüz suçtur.
- öğretmek gibi olmasın ama değildir hakim bey.
- ne?
- asıl suç o kirli davalar. yani bir bahis davasına milyonları trak atıp da ortalıkta hastalıktan kırılan bir çocuğu görmemektir. yani siz daha iyisini bilirsiniz ama asıl suç odur yani.- şimdi o başka ama... senin yaptığın..
- benim yaptığımdan ne olacak hakim bey? bizim adımız üstümüzde... garip bir ofsaytım ben.
- hı.. ne?
- ofsayt yani. hiç gol olmamış adam. öylesine ofsayt. işte o benim. adaletine kurban olduğum Allah'ım bir gün bile güldürmedi yüzümü. ne yaptımsa neye elimi attımsa ters çıktı. Sonra...sonra bir gün bu adamlar çıktı karşıma. trak bastırdılar milyonu. Tamam mı? Sonra şunlar, na şunlar... bütün serseriler ne kadar varsa aldılar etrafımı ulan dediler yani toz kondurursan namusumuza ölmüş bil kendini. Milyonu cebime koydum koymadım karşıma bir kız çıktı. Sarayburnu'nda kendini denize atıyordu. Ben zor yakaladım. Nedir derdin dedim. Kardeşi hastaymış, tedavi de ettiremiyormuş, ellerimde ölecek dedi.
- kimdi o kız?
Filiz : ben
- Sonra etrafımı bir takım dolandırıcılar aldı. Na en başta bu dolandırıcı.Hulusi : hakim bey...- Kim yer o bayat numaraları be.. Evine davet etti inek, af edersiniz. Daha merhaba demeden karısı dolandı boynuma, oturttular beni sonra kumara, mahsustan kaybettiler yani ileride parayı böyle kökten götürmek için anladın mı? Ben yer miyim be?
- Ne yaptın kazandığın parayı?
- Doğru küçüğe götürdüm hakim bey abi.
Filiz : O parayı bulamasaydım o gece ilaç alabilmek için kendimi satacaktım.
- Bir müddet oyalandı yavrucak. O arada ne kadar büyük baş hayvan varsa , af edersiniz, yani böyle büyük şirket sahibi varsa toplandılar etrafıma yağdırdılar parayı böyle yaldızlar, daha neler neler. ama ben hepsine verdim fasoyu söylesene abi be...
emniyet müdürü : Evet efendim. söyledikleri doğrudur efendim.
- Ya hisse senetleri? Sahte senetler?
- Bilmiyorum hakim bey. vallahi billahi bilmiyorum.
Hulusi : Yalan, kontratı yanımda imzaladı.
- aa. ben mi?
Hulusi : şahitlerim var efendim...
- ben... ya ben...
Ayla : yalan. Kontratı kendisini sarhoş edip bizzat ben imzalattım.
- ne demek istiyorsun?

Ayla : Daha doğru dürüst okuması yazması bile yok. Kendisinden hatıra bir resim istedim, yanında yoktu. Bari bir imzanı at dedim. kağıdı büküp boş yere imzasını attırdım. sarhoşluktan gözünün önünü göremiyordu. kabahat benimdir.
- hey Allahım... ne haber?
hakim: ama ne de olsa...
- Yani öğretmek gibi olmasın ama kimsenin on parasına dokunmadım. kimsenin emniyetine yani böyle bir halel getirmedim. Ama o küçük kız.. .Ya iki güne kadar gitmezse ölecek dediler hakim bey. Böyle bir şey... Hani saksıda çiçek gibi şu kadarcık. Sen olsan ne yapardın hakim bey ? Ya siz...Ölecekmiş, ölmesin dedim! Bir can kurtulsun dedim. Bütün hayatımda ofsayt dediler, bir işe yaramaz, sümsük dediler, varsın yine desinler dedim. Hayatımda bir defacık bir kız sevdim, onu da kaybedeyim dedim. Hayatımda bir kerecik bir şey kazanacak oldum onu da kaybedeyim dedim. Tek, bir can kurtulsun dedim. Çocuğu kurtaracak kadarını aldım, üst tarafına el sürmedim. Fena mı oldu? Sizler, hepiniz...hepiniz, hepiniz hakem olun abiler... ya bu maç be. Tıpkı bir maç. Ama böyle hayat sahasında oynanıyor. Oyuncuları bizleriz. Topumuz da namusumuz, vicdanımız, insanlığımız. ben, ben Osman. ofsayt Osman. Söyleyin be... Allah rızası için söyleyin. Gene mi atamadım golü ha? Bu da mı gol değil be? Gol mü?
Zühre : gol!
- bu da mı gol değil be!
Ferhat Ağa: gol yavrum gol
.- bu da mı gol değil!Adaletine, insanlığına kurban olayım hakim bey, bu da mı gol değil ?
- gol!
Filmden notlar :
Ayda Pekkan'ın Fecri Ebcioğlu etkisiyle Türkçe'yi sanki yabancı bir aksanla söylediği dönemdir. Film boyu Ajda'dan iki şarkı dinleriz. Adamo'dan bildiğimiz bu şarkının sözleri şöyledir :
Yalnızım ben yalnız
Bak çok yalnızım
Ne aşkım dostum var
Ne kış ne yazım
Ve aşk ararken sen çıktın karşıma
Hayır deme ne olur temiz aşkıma
Haykırıyorum aşkımı her zaman
Bak yaşayamam inan
Sen sevgilim olmadan
Bu şarkının ardından Ayla, Osman'a şarkının sözlerindeki gibi kur yapar. Osman :” Söyle bee, yalan da olsa hoşuma gidiyor” demektedir.
Ajda'nın seslendirdiği bir diğer şarkı da “Her yerde kar var “ dır. Şarkıcı Filiz rolündeki Filiz Akın da iki şarkı söyler. “Tombalacık Halimem” ile “Kızılcıklar Oldu mu” türkülerini seslendirenin adı jenerikte geçmediği gibi ses ile o derece oynanmıştır ki, kim olduğunu çıkarmak pek mümkün değil.
Sadri Alışık da tophane Rıhtımı şarkısını söyler . Sözleri oldukça eğlencelidir ve serserilerin hele ki ilk sahnenin atmosferini olduğu gibi tasvir eder :
tophane rıhtımında yaparlar gemi aman aman
oturmuş ehli keyifler çekerler demi
çatlak, patlak, delik de deşik, kambur, kör, lanet, manet hepsine bak
çek mastor çek aman aman dalgaya bak
tophane rıhtımında herkesin dalgası,
kafası saat gibi, fasonu var
Tophane rıhtımında var bir meyhane
çok naz etme hanım abla doldur bir tane
tophane rıhtımının kızları, alayı bacımız a bacımız,fasonu var
tophane rıhtımında yaparlar kantar
bu sosyete kızlarının hepsi de mantar
tophane rıhtımında bütün dalgalar,
havada donuyorum, fasonu var
tophane rıhtımının kızları nazlı
şu İstanbul şoförleri hepsi de hızlı

Osman keyifli olduğu bir sırada bilindik bir türkünün sözlerini değiştirerek terennüm eder mesela :
bu ne biçim börek, nazlı yarin yanında yatmaya kürek gerek...
Ofsayt Osman'ın lügati de oldukça renklidir: ayva, inek, kereviz, zilli, manda, deve, babalık, anam, ağbicim, kofti, düdüklü boyun bandı...
Baştan sona heyecanını , ritmini hiç düşürmeyen filmden ilginç bulduğum bazı ayrıntılar da var.
Film ufak tefek yan hikayelerle de desteklenir ama filmin sonunda onlar da havada kalır. İkisi de gazeteci olan Zühre ile Kemal'in flörtleri, Ferhat Ağa'nın oğlu Sarı Ökkeş ne olmuştur ? Suçlu oldukları halde Hulusi ile mahkemede imana gelen karısı Ayla neden parayı kaptıkları gibi yurt dışına gitmemişlerdir mesela ?
Filiz'in saç şekli pavyondayken dağınık, dışarda, Osman'ın yanında iki örgüdür.
Altmışlı yılların ortasında geçen filmde elini her atanın bir telefona ulaşabilmesi de oldukça ilginç. Ancak kuru boğazına bakabilen Filiz'in evinde bile telefon vardır.
Çift Uskur Hulusi Reis'in filmin başında Hurşit Ağa olarak takdim ettiği Kadir Savun, filmin gerisinde Hüsrev Ağa olarak anılır. Adanalı bir ağa adından daha çok Trakyalı bir zengini çağrıştırır.
Pavyon çekimlerinde benim de çok sevdiğim arkadan ışık verilerek, sadece kişilerin gölgesinin yansıtıldığı perde ardından görünüm de kullanılmış.
Pavyondaki kavga sahnesinde uzak çekimlerde Filiz elleri yana açık dururken, yakın olan çekimlerde ellerini ağzına götürmüş şekilde çığlık atmaktadır.
Osman'dan gazeteci olduğunu gizleyen, romanı için aldığı bütün notların tamam olduğunu söyleyen Kemal Tuncer'i hiç not alırken görmeyiz. Gazetesine sadece telefonla bilgi geçmektedir.
Öpüşme sahnelerinde Ajda Pekkan'ın daha cesur olduğu aşikar. Bunun yanı sıra Sadri Alışık'ın öpüşme sahnesi içeren başka bir filmini dahi bilmiyorum o yüzden de oldukça özel bir film.