3 Aralık 2007

Şiir... Sadri Alışık... İstanbul...

İstanbul'u özleyen bir blogdaşın sayfasında rastladım Necip Fazıl'ın içinde "Canım İstanbul" geçen dizelerine. Kuşkusuz kendisine şiir yazılan, kendisine aşk hissi duyulan sayılı şehirlerden biridir yeditepeli şehir İstanbul.


İstanbul'dayım ama İstanbul'u özlüyorum. Günlerim birçoğunuz gibi evle iş arasında, E5' in o sıkışıklığında ve sıkıcılığında geçiyor. Oysa bilir bu gönül, İstanbul ne güzeldir. Ve bu gönül, siyah beyaz Türk filmlerini İstanbul'un bâkirlik zamanlarına şahitlik ettikleri için sever en çok. Bir omuz atılsa yıkılverecekmiş gibi duran yorgun ahşap evlerle, tenekelere dikilmiş sardunyalarla süslü kapı önleriyle , mis kokulu güzel İstanbul'u başka nerede görebilirm ? Arnavut kaldırımlı sokakların toprak yollarında misket oynayan çocuklarıyla, sokaklarında macuncuların, baloncuların gezdiği irili ufaklı semtlerden müteşekkil hayal alemini ? Üstelik biliyor musunuz, İstanbul'un sokak kedisi bile kendi çapında artisttir... Onu da ancak o filimlerde görebilirm.

Bir şiir sunacağım sizlere. Blog okuyucuları yeşilçam kokan bu blogdan elbette ki bir üstâddan, Sadri Alışık'tan okuyacaklar şiiri, Merhaba İstanbul'u.


Merhaba İstanbul


Bu benim dünyaya ilk gelişim,
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
Kundakla kefen arasında bir gün,
İstanbul, İstanbul deyişim.

Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba...

Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi?
Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.

Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,
Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
Cuma selamlıklarından beri saraylılar.

Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...

Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman..
Nerdesin o İstanbul, nerdesin...

Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
Mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
Büyükbabamın Kuvay-ı Milliye hikâyeleri.
Hani tahta tekerlekli arabalarım.
Hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

Gene bir başka İstanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
Beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
Açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
İstanbul’u taşırdı bakır siniler.
Sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
Sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

Hey yavrum hey...
Burunbahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden, Islatmadan...
Kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
Bütün uykularını koynuma alıp uyurdum İstanbul’un.
Rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
Hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

Merhaba Sultanahmet, Yerebatan merhaba... Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba, Merhaba efendim, merhaba...

Sadri Alışık'tan dinledik İstanbul'u madem, Ayla Algan ile birlikte rol aldıkları Ah Güzel İstanbul filminden bir kare ile yazımızı noktalayalım. 1966 yapımı filmin bu karesinde Haşmet Bey ve Ayşe'yi görüyorsunuz.

2 yorum:

Romanese dedi ki...

Her haliyle güzel.

Ahmet Ulu dedi ki...

Merhaba,
Ah Güzel İstanbul filmiyle ilgili ayrıntılı bir yazı bekliyorum sizden mümkünse.
Bir de bu filmin dvd'sinin çıkarılmasını ilgililerden ısrarla talep ediyoruz :)