Fikret Hakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fikret Hakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2010

AŞK YARIŞI



Aşk Yarışı (1962)
Rejisör: Mehmet Dinler
Senaryo: Fuat Özlüer


Gerek siyah beyaz gerekse renkli komedi Türk filmi denince benim aklıma ilk gelenler Fuat Özlüer'in kaleme aldıklarıdır. Güldüren replikleri ile ünlü Fuat Özlüer'in imzasının olduğu çoğu filmi hatırlarsınız zaten [Babanın Evlatları (1977) filmindeki meşhur "orospu çocuğu canum evladum", Vahşi Gelin (1978) filminden " Necmiye biraz kaçıktır ama Nazmiye'nin gönlü açıktır" , Kadın Berberi (1964) , Küçük Beyefendi (1962), Fadime (1970), Kara Murat serisi, Ne Umduk Ne Bulduk (1976) , Baş Belası (1976), Bizim Kız (1977) vs.]

İşte bugün ki filmimiz de siyah beyaz dönemden, replikleir ile aşmış müthiş bir komedi. Kadrosu şöyle :

Türkan Şoray : Öğretmen Zeynep
Fikret Hakan : Futbolcu Fikret (361 Fikret )
Efgan Efekan : Mimar Nihat ( 367 Nihat )
Semra Sar : Mimar Gönül ( Nihat'a kesik )
Hulusi Kentmen : Okul müdürü Hüsnü bey
Hüseyin Peyda : Işıklıbahçe spor kulübü başkanı
Tevhid Bilge : maç spikeri
Hüseyin Baradan : spor muhabiri Hayri Öncü
İlhan Hemşeri : Alman teknik direktör (En komik rollerden biride bu:))



Filmin konusuna gelince; Zeynep tayini İstanbul'a çıkmış genç bir öğretmendir. Taşındığı mahallede ise Işıklıbahçe kulübünün yakışıklı futbolcusu Fikret ve yakışıklı mimar Nihat da oturmaktadır. Olaylar bu iki genç adamın Zeynep'i kim tavlayacak yarışı etrafında gelişir. Toptan başka şey anlamayan, iki kibar laf etmesini bilemeyen Fikret , Zeynep'in gözüne girebilmek için kulüp başkanı dahil bütün takım arkadaşlarını, Zeynep'in düzenlediği kütüphaneye üye olmaya zorlar.

Hayatlarında belki de ilk defa ellerine kitap almış olan futbolcuların repklikleri şahane :

Futbolculardan biri kulüp başkanına :

- Bizim kaptan (Fikret) kitap okuyor !
- Yok canım !
- Valla kitap okuyor ağbi
- Olur şey değil !!!
- Önce mayk hammer okuyor zannettik , boşverdik. Ne çıksa beğenirsin ? Yunan heykeltraşında estetik problemler diye bir kitap.
- Kriz geçiriyor be ağbi, doktor çağıralım mı ?

----

Fikret:
- Okuyun da adam olun eşşek olmayın!
- Bak be ağbi bana ne verdi " Kırmızı ve Siyah "
- Karagümrük forması olmasın ?
- Kes be oğlum, aşk romanıymış. Allah inandırsın tam 100 sayfa okudum herif hala kızı tavlayamadı.
- Yuh be, bak ağbin olsaydı ikinci satırda hatunu nasıl kafese kordu !

----
- Şuna bak ya şuna " Suç ve Ceza"
- Hakem talimatnamesi olmasın ?
- Yok be, para dalgası için yolsuzun biri kocakarıyı boğazlıyo, uyuz olmamak işten değil! (Al sana garibim Raskolnikov'un milletin gözündeki tasviri :)))

***

Bir yandan Nihat bir yandan Fikret Zeynep'in gönlünü kazanmaya çalışadursunlar, Zeynep'in gönlü şimdiki tabirle efendi adam yerine şeytan tüyü (yumuşattım ben yoksa başka bişey deniyor :P) taşıyana kaymaktadır.

Bu filmde artık on senelik bir sinema kariyerini geride bırakmış olan Fikret Hakan 28 yaşındadır. Kendine has bir gülüşü bir kahkahası var , kesik kesik ama dolu dolu bir kahkaha. Başka filmlerinde de duymuşluğum var bu kahkahayı ; işte Aşk Macerası'nda da bu kahkahayı sıkca atıyor. Topçu Fikret'in biraz yılışık biraz serseri ama bir o kadar da içtenliği Zeynep kızımızı etkiliyor anlaşılan. Herşeyi ile efendi bir tavır sergileyen , memur tipli sıkıcı Nihat'ın yanında Fikretimiz meyveli pastadaki çilek gibi çekici geliyor :))

Tam gönlünü Fikret'e kaptırdı kızımız derken, Fikret'i aşk meşk olaylarından uzak tutmak isteyen kulüp başkanı ona bir tuzak kuruyor. Zeynep, fikret2in kendisine ihanet ettiğini düşündüğü için mimar Nihat'la nişanlanıyor. Daha sonrasında gerçek anlaşılıyor tabi :)


Sonunda ne mi oluyor? Topçumuz 1-0 galip geliyor tabi:) Mimarımız Nihat da ofis arkadaşıGönül'ün ona duyduğu platonik aşka karşılık veriyor, herkes eriyor muradına, biz çıkıyoruz kerevetine.


16 Ocak 2010

Fikret Hakan DEDİ, ben de KODUM


:))

Ya vallahi başlık bulamadım başka, gazetedekinin aynını almak da istemedim, o ne öyle ?

Efendim, gülüşü kendisine münhasır, oyuncu, yazar, şair ve düşünce adamı Fikret Hakan abimiz katıldığı bir TV programında demiş ki (özetleyerek yazıyorum); zamanında o derece hijenik yaşamdan uzak bir ortamda çalışıyorduk ki... kadın oyuncuların ağızları kokuyordu. Ağız sağlığının farkında değillerdi. Rol yaparken partnerin ağzının kokması son derece rahatsız bir durum. Ne rejisörler ne de asistanlar bu tür incelikleri düşünmeye vakit bul(a)mazlardı.

Şimdi; ben bu haberi Bugün gazetesinin bugün ki sayısının (16/01/2010) magazin sayfasında okudum. Söz konusu programı da henüz izlemedim. Dilerim rast gelirim.

Gazete öyle bir manşet atmış ki, haberin gerisini de Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Fatma Girik gibi oyuncuların adlarını kullanarak doldurmuş. Allah bilir, adam onların adlarını bile telaffuz etmedi belki ama editörler o dönemde oynadığı oyuncuları göz önüne almış. Dolayısıyla onlara da söz hakkı doğmuş oldu.

Hayatta en nefret ettiğim kokuların başında ağız ve ter kokusu gelir, en nefret ettiğim seslerin başında ise tepemde cak cak ciklet çiğneyen birinin şapırtı sesi.

Fikret Hakan, bir oyuncu olarak partnerleri ile yakın temasda bulunduğu için "ağzı kokmayan partner" isteğinde sonuna kadar haklıdır. Sonuna kadar.

Bugün 76 yaşında olan Hakan'ın (Allah sağlık afiyet versin) bu ağız kokusu meselesini o zamanlar dile getirip getirmediğini çok merak ettim doğrusu. O zaman da bir magazin basını vardı misal, dedikodu sütünlarında bir cümlecik böyle bir haber çıkmış mıdır acep? Çıksaydı eminim herkes ayağını denk alırdı :)

Rahmetli Hüseyin Baradan'ın BU GÖZLER NELER GÖRDÜ isimli anı kitabında Cüneyt Arkın'ın sette sürekli çiğ sarımsak yediğini, dolayısıyla ağzının hep sarımsak koktuğunu, oyuncuların illallah dediğini okumuştum :) Doğru yalan bilemem.

Demem o ki, ben bu konuşmadan şunu çıkardım yeni yetme bir ergen (!) olarak; Güzel kızlar pırtlamaz (sen öyle san) ama ağızları kokabilir. Başka da bir etki bırakmadı üzerimde :)))

Buradan tüm Türk kamuoyuna, 80 milyona sesleniyorum (80 milyon beni izliyor :)) : Dişlerinizi fırçalayın anacım, olmadı yanınızda bir naneli ciklet, şeker bulunsun. Koltuk altlarınızı temizleyin, güzel kokular sürün, sabunlanın. Bütün bunları yapmıyorsanız lütfen... ama lütfen... otobüste falan yan yana düşmeyelim. Toplumda yaşıyoruz. Kul hakkı var unutmayın :)

Ahan da bu da haberin linki

18 Ağustos 2008

Gülşah Küçük Anne


akşam oldu eve gidemedim
boyacı sipor yuuuhhh
golleri yemiş
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
şu fasulye on beşe çıktı
şu fasulye on beşe çıktı
hem kaynatır
hem oynatır
hadi kızım yandan yandan
severler seni candan
1976 yapımı Gülşah Küçük Anne filminde böyle söylüyordu Gülşah Soydan...bilmem sözlerini doğru hatırlayabildim mi ?
Sülale gücü ile bir voltran oluşturulmuş ve bu film ortaya çıkmış diyorum. Baba pişirmiş, anne yemiş, kızı da "hani bana hani bana" demiş... Yapımcılığını Hülya Koçyiğit'in eşi Selim Soydan'ın Gülşah Film adına üstlendiği filmin başrol oyuncuları elbette ki Hülya Koçyiğit ve Gülşah Soydan.
Gülşah Film'in yapımları arasında İşte Hayat, Evlidir Ne Yapsa Yeridir, İstasyon, İbo ile Güllüşah, Şark Bülbülü, İyi Aile Çocuğu , Kurbağalar'ın yanında en aklımda kalan filmlerinden birisi de Gülşah Küçük Anne.
Filmi ilk izlediğimde dokuz on yaşlarındaydım ve hikayesinin beni oldukça etkilediğini hatırlıyorum.
Evin babası Murat (Fikret Hakan) , bir fabrikatörün özel şoförlüğünü yapıyor. Murat, çalışkan, dürüst ve gururlı insanların bulunduğu sevimli bir mahallede eşi Selma (H.Koçyiğit) ve kızı Gülşah ile kirada oturuyor. Yakında bir de oğulları olacak , adını Haydar koyacaklar (Allahım, bebeğin adı hiç Haydar olur mu yahu diye cık cıkladığımı biliyorum, çocuk aklımla bebeğe bu ismi yakıştıramamıştım :)). Mahallede herkes ebesinden, bakkalına , komiserine kadar birbirini tanıyor. Gülşah kız çocuğu ama tam bir erkek Fatma, mahallenin futbol takımı Boyacı Sporun , rakip takımdan adam transfer edebilen minik amigosu.
Derken ; yaz sıcağında bahçelerinde yedikleri akşam yemekleri bile onlara sonsuz mutluluk veren bu çekirdek ailenin başına hiç umulmadık bir iş geliyor. İftiraya uğrayan baba hapse düşerken, anne hastaneye yatıyor, yeni doğan kardeşine annelik yapmak zorunda kalan Gülşah da bir süre sonra sokakta dilendirilen bir sokak çocuğu oluyor.
İşte bir Türk filminde bulunması gereken ana klişeler :)
Bu mutlu aileyi tekrar bir araya getirmek görevi de Gülşah'a düşüyor. Kardeşini emzirmeye çalışması, gazinoya "biz cüceyiz !" palavrasıyla girmesi, şarkıcı Gülistan Okan'a " bana bak kızım, çocuğunu bir daha görmek istiyorsan..." diyerek posta koyması; işte bunlar hep aklımda kalan detaylar olmuş... Ha tabi bir de filmimizin kötü adamı rolündeki Atilla Ergün'ün korkunç façasını unutamıyorum :)
Sokakta dilenirken Gülşah "Sigaralarım vaar, balonlarım vaar" diye cıyık bir sesle bağırıyordu, evde epey taklidini yapmıştım.
VHS kasetten izlediğim bu filmin sonunda bir inşaatta kovalamaca sahnesi vardır, ki çocuk halimle beni çok heyecanlandırmıştı, aklım çıkmıştı düşecekler diye. Diyeceğim o ki, bizim elimizdeki kasette film bu kovalamaca sahnesinde baba ile kızın yerden nerdeyse 20 metre yüksekte birbirlerine sarılması ile adeta zınk diye bitiyor. Böyle şak diye, aniden ! Hep merak ettim, bizim elimizdeki kasetten miydi bu yoksa film gerçekten böyle mi bitiyor diye. Fikri olan varsa buyursun.
Yapım yılı:1976
Yönetmen: Orhan Elmas
Senaryo: Erdoğan Tünaş
Not: Fotoğraf , Hafta Sonu dergisi sanal sergisinden alınma.

4 Mart 2008

Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -4

Bugün ki fotoğrafımız bir Osman Fahir Seden filmi olan 1964 yapımı Affetmeyen Kadın'a ait. Karede, geçtiğimiz günlerde sonsuzluğa uğurladığımız Senih Orkan ile Allah sağlıklı ömür versin Fikret Hakan'ı görüyorsunuz. Sinemamızın kötü adamı olarak bildiğimiz Orkan'ın rol arkadaşı Hakan'ın da ilk kötü adam rolü . Parasına konmak için karısının gözlerini kör eden bir adamın hikayesinin anlatıldığı bu gerilim filminde Saadettin rolündeki Orkan ve Fikret Gür rolündeki Hakan da 32 yaşındalar.

Yıllardır hakkında bir bilgiye ulaşamadığım Senih Orkan'ın varlığını ajansların geçtiği ölüm haberiyle öğrenmek bir ironi oldu. Meğer yıllardır Bodrum'da yaşarmış. Senede 200'den fazla filmin çekildiği bir dönemin aranılan yüzü olan Senih Orkan'da kimbilir ne anılar vardı, kendisiyle beraber gitti. Yolu aydınlık olur inşallah.