30 Kasım 2016
Replik :)
Gönderen
çilek
zaman:
19:33
0
yorum
Etiketler: Kartal Tibet, Murat Soydan, Replik, Türkan Şoray
21 Mayıs 2011
Otobüs Yolcuları
Bugün taze taze izledim Otobüs Yolcuları'nı, bilmiyorum kaçıncı kez. Ayhan Işık ve Türkan Şoray'ın başrollerini paylaştığı 1961 yapımı bu siyah beyaz yapımı, İstanbul'u uçsuz bucaksızmış gibi gösteren bomboş arazileri, asfaltlanmamış yollarını, arabalar geçtikçe kalkan tozunu, daha yeni yeni kentleşmeye başlayan cânım şehrin apartman hayatına uyum sağlamaya çalışan sakinlerini, evlerine henüz saka ile su taşıttıkları ve bunu da modernlik olarak görmelerini, sokaklarında maniler söyleyerek ip atlayan çocuklarını, tattırdığı mahalle havasından dolayı bir ayrı severim. Çocukluğum gelir aklıma. Özlemim depreşir.
Film, doğru bildiğinin ardında sonuna kadar duran şoför Kemal ile fakir halkın sırtından geçinen hırsız bir müteahhtin kızı olan üniversiteli Nevin'in aşkına seyriciyi tanık ederken, arazi mafyasının ilk geliştiği yıllara adeta ayna tutuyor.
Filmin bir sahnesinden:
Kemal , Nevin'i belediye otobüs ile kaçırır. Seferini henüz yeni bitirmiştir ve biletçi Salih de az önce inmiştir araçtan. Kemal , son hız otobüsü bilinmeyen bir yere doğru sürer. Bu sırada korkan Nevin, kapıyı tekmelemekte , çığlık atmaktadır. Sonrasında Kemal, seyircinin boş bir alan olarak algıladığı bir yere otobüsü çeker. Kapının önünde korkuyla pısmış olan Nevin, kendisine doğru hamle yapan kemal'i görünce önce korkuyla sonra da telaşla "adam sandımdı seni" der. Kemal , Nevin'i öpüşüyle susturur (Bu sahne , Sultan'ı öpüşürken gördüğümüz ender sahnelerden biridir) . Derken, az önce durakta "heey Kemal, hay Allah" diye ünlemiş olan biletçi Salih amcamız depara kalkıp şahlanarak koşmuş bir şekilde otobüse yetişmiştir. Otobüsün kapı penceresine tıklar. Kemal kapıyı açar:
Biletçi Salih (Kemal'e) : kovulmak istiyorsun işinden? delirdin mi sen ?
Kemal başı önüne eğik: hı hım, der yerine geçer
Biletçi Salih (Nevin'e) : geç sen de yerine
Nevin, mahçup şekilde yerine oturur.
Biletçi Salih (şahit olduklarına dair içten duyduğu memnuniyet ve az önce gençleri paylamış olmanın verdiği güçle ) : tamaaam, der
ve yola devam ederler.
Gönderen
çilek
zaman:
22:49
0
yorum
Etiketler: Ayhan Işık, Türkan Şoray
31 Ocak 2010
AŞK YARIŞI
Rejisör: Mehmet Dinler
Senaryo: Fuat Özlüer
İşte bugün ki filmimiz de siyah beyaz dönemden, replikleir ile aşmış müthiş bir komedi. Kadrosu şöyle :
Türkan Şoray : Öğretmen Zeynep
Fikret Hakan : Futbolcu Fikret (361 Fikret )
Efgan Efekan : Mimar Nihat ( 367 Nihat )
Semra Sar : Mimar Gönül ( Nihat'a kesik )
Hulusi Kentmen : Okul müdürü Hüsnü bey
Hüseyin Peyda : Işıklıbahçe spor kulübü başkanı
Tevhid Bilge : maç spikeri
Hüseyin Baradan : spor muhabiri Hayri Öncü
İlhan Hemşeri : Alman teknik direktör (En komik rollerden biride bu:))
Filmin konusuna gelince; Zeynep tayini İstanbul'a çıkmış genç bir öğretmendir. Taşındığı mahallede ise Işıklıbahçe kulübünün yakışıklı futbolcusu Fikret ve yakışıklı mimar Nihat da oturmaktadır. Olaylar bu iki genç adamın Zeynep'i kim tavlayacak yarışı etrafında gelişir. Toptan başka şey anlamayan, iki kibar laf etmesini bilemeyen Fikret , Zeynep'in gözüne girebilmek için kulüp başkanı dahil bütün takım arkadaşlarını, Zeynep'in düzenlediği kütüphaneye üye olmaya zorlar.
Hayatlarında belki de ilk defa ellerine kitap almış olan futbolcuların repklikleri şahane :
Futbolculardan biri kulüp başkanına :
- Bizim kaptan (Fikret) kitap okuyor !
- Yok canım !
- Valla kitap okuyor ağbi
- Olur şey değil !!!
- Önce mayk hammer okuyor zannettik , boşverdik. Ne çıksa beğenirsin ? Yunan heykeltraşında estetik problemler diye bir kitap.
- Kriz geçiriyor be ağbi, doktor çağıralım mı ?
----
Fikret:
- Okuyun da adam olun eşşek olmayın!
- Bak be ağbi bana ne verdi " Kırmızı ve Siyah "
- Karagümrük forması olmasın ?
- Kes be oğlum, aşk romanıymış. Allah inandırsın tam 100 sayfa okudum herif hala kızı tavlayamadı.
- Yuh be, bak ağbin olsaydı ikinci satırda hatunu nasıl kafese kordu !
----
- Şuna bak ya şuna " Suç ve Ceza"
- Hakem talimatnamesi olmasın ?
- Yok be, para dalgası için yolsuzun biri kocakarıyı boğazlıyo, uyuz olmamak işten değil! (Al sana garibim Raskolnikov'un milletin gözündeki tasviri :)))
***
Bir yandan Nihat bir yandan Fikret Zeynep'in gönlünü kazanmaya çalışadursunlar, Zeynep'in gönlü şimdiki tabirle efendi adam yerine şeytan tüyü (yumuşattım ben yoksa başka bişey deniyor :P) taşıyana kaymaktadır.
Bu filmde artık on senelik bir sinema kariyerini geride bırakmış olan Fikret Hakan 28 yaşındadır. Kendine has bir gülüşü bir kahkahası var , kesik kesik ama dolu dolu bir kahkaha. Başka filmlerinde de duymuşluğum var bu kahkahayı ; işte Aşk Macerası'nda da bu kahkahayı sıkca atıyor. Topçu Fikret'in biraz yılışık biraz serseri ama bir o kadar da içtenliği Zeynep kızımızı etkiliyor anlaşılan. Herşeyi ile efendi bir tavır sergileyen , memur tipli sıkıcı Nihat'ın yanında Fikretimiz meyveli pastadaki çilek gibi çekici geliyor :))
Tam gönlünü Fikret'e kaptırdı kızımız derken, Fikret'i aşk meşk olaylarından uzak tutmak isteyen kulüp başkanı ona bir tuzak kuruyor. Zeynep, fikret2in kendisine ihanet ettiğini düşündüğü için mimar Nihat'la nişanlanıyor. Daha sonrasında gerçek anlaşılıyor tabi :)
Sonunda ne mi oluyor? Topçumuz 1-0 galip geliyor tabi:) Mimarımız Nihat da ofis arkadaşıGönül'ün ona duyduğu platonik aşka karşılık veriyor, herkes eriyor muradına, biz çıkıyoruz kerevetine.
Gönderen
çilek
zaman:
16:56
7
yorum
Etiketler: 60 lar, Efgan Efekan, Fikret Hakan, Türkan Şoray
16 Ocak 2010
SİNEMA BENİM AŞKIM
Benim lügâtimde "güzel " kelimesinin karşılığı olan Türkan Şoray, NTV ekranında boy gösterecek bu akşam, üstelik de kendisinden hiç alışkın olmadığımız bir şekilde; program sunacak. SİNEMA BENİM AŞKIM adını taşıyan program bu akşam saat 20:10'da başlıyor. Heyecanlanmayın, program canlı değil. Olamaz da. Malûm Sultan kendisi çok heyecanlı, canlı yayın esnasında bir sürü es verebilir , meraklı olan seyirci dahi zapping yapar.
Yapımıclar da bunu bildiğinden ; Göksel Arsoy ve Nebahat Çehre'nin konuk olarak ağırlandığı bu bant yayınını bu akşam beğenimize sunacaklar. Az önce Hakkı Devrim ve Mirgün Cabas'ın karşısında oldukça rahattı Türkan Şoray, umarım programında da aynı rahatlığı sergilemiştir.
Şahsen ben kendisini, sanki evinin salonundaymışcasına rahat ve samimi bir şekilde rol arkadaşları ile paslaşmalarını, şakalaşmalarını ve anekdotlarını ilgiyle dinler ve seyrederim. Eski tüfekleri "yaaa... neydi dimi aizizm o günler" tadındaki serzenişler eşliğinde dinlemek çok hoş olacak sanki. Bunun dışında motamot bir kalıpla gelecekse program karşıma... bilmiyorum yani.
Bakalım ne kadar uzun ömürlü olacak SİNEMA BENİM AŞKIM ?
Her cumartesi NTV ekranından 20:10'da yayınlanacak bu programın tekrarı da aynı gece 01:10 ve Pazar günü 17:10'da izlenebilir.
Daha detaylı bilgi almak isteyenler NTV sayfasına tıklasınlar.
Hadi hayırlı olsun sultanım, öperim kara gözlerinden :)
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Az önce sona erdi SİNEMA BENİM AŞKIM. Türkan Şoray hakkında yazılmış en doyurucu kitabın sahibi olan Atilla Dorsay'ın sinema danışmanlığını yaptığı program cidden farklı ve... güzeldi. gerçekten güzeldi. Tam istediğim gibiydi Sultan. Işıldıyordu resmen, zaman zaman o utangaç biraz da cilveli bakışını atıyordu, gözleri nemleniyordu zaman zaman.
Filmlerinden kesitler de vardı, perforesini bile kendi okumuş, tebrik ediyorum. Çok candandı, çok sultandı :)
Dilerim çok uzun soluklu olur SİNEMA BENİM AŞKIM. Daha İzzet Günay'ı, Kadir İnanır'ı, Ediz Hun'u, Cüneyt Arkın'ı görmek istiyorum. Safa Önal'ı, Kartal Tibet'i, Tarık Akan'ı...Murat Soydan'ı görmek istiyorum.
Gönderen
çilek
zaman:
17:27
0
yorum
Etiketler: Türkan Şoray
8 Aralık 2009
ŞENLİK VAR / BALKIZ 1974
Yönetmenliğini Nejat Saydam'ın yaptığı senaryosu Erdoğan Tünaş'a ait eğlenceli bu Türk filminin kadrosu da kendisi kadar eğlenceli .
Türkan Şoray'ın iki rolde olduğu filmde kim kimdir bakalım;
Türkan Şoray: Zeliş/ ünlü şarkıcı Leyla Taner
Salih Kırmızı: Leyla Taner'e aşık Ekrem (Olmaz olsun böyle aşık yahu, iki kadın arasındaki farkı anlamayan adamın aşkını ne yapayım ben?)
Hülya Tuğlu: Leyla Taner'in onu kıskanan kuyu kazıcı yardımcısı Canan ( Ekrem'de de gözü var, haspam )
Zeki Alasya : Zeliş'in yankesici komşusu Çarpık Selim
Semih Sezerli: Zeliş'in arkadaşlarından Süslü Kâzım
Mualla Sürer: Kendi tabiriyle sosyete falcısı Güllü Bacı
Asuman Arsan: Kuru Cemile
Cevat Kurtuluş : Leyla Taner'in uşağı Rıza
Renan Fosforoğlu: Doktor (Yeşilçam'ın kadrolu doktoru:))
Muammer Gözalan : Hakim (Yeşilçam'ın kadrolu hakimi)
Ömercik: mahalledeki veletlerden
KILLOŞ: Zeliş'in ve aynı zamanda köpek literatüründeki en kıl isme sahip köpeği. Kılloş ne lan?
Fasulyenin faidelerinden evvel filmin konusuna gelince :
Zeliş daha hapisten yeni çıkmış bir yan kesicidir. Yankesici dedikse öyle itin fırınlanmışından değil ha, çarptığı kişi emekli memursa, cüzdanına para ekleyip ona geri veren robin hood yaradılışlı bir yankesici :) Sadece yankesicilik yapmaz, sokaklarda şarkı söyler, göbek atar. Tesadüf bu ya, bir gün şıp demiş de burnundan düşmüş kadar tıpatıp benzediği şarkıcı Leyla Taner'in evine girer hırsızlık yapmak için. Leyla Taner , Zeliş'i iş üstünde yakalayıp da ne kadar benzediklerini görünce , onu bir süreliğine yerini alması için tehdit eder. Çünkü bu hayattan accaip bunalmış bir şarkıcıdır. Bu değiş tokuş işleminden de sadece yardımcısı Canan'ın haberi olacaktır.
Nerde soğuk nevale, lıkır lıkır viski içen Leyla Taner , nerde ateş parçası fıkır fıkır Zeliş. Ekrem, Zeliş'e aşık olur ! E canan da Ekrem'e aşıktır. Ne olacaktı şimdi? Bir plan yapar Canan, gerçek Leyla Taner'i ortadan kaldırıp suçu Zeliş'e atmak istemektedir. Ama bilmediği, Zeliş'in mahalledeki anasının gözü arkadaşlarının varlığıdır.
Filmin müzikleri Metin Bükey imzalıdır, Türkan Şoray'ın dublajını Jeyan Mahfi Tözüm yapmış, şarkıları da Belkıs Özener seslendirmiştir.
Afişte sol üst köşede yazan Ece Alasya kimdir inanın ben de bilmiyorum. Zeki Alasya'nın rumuzu ise başka tabi :) Bir bilen var ise bilgilendirsin bir zahmet.
Türkan Sultanımın , uşak Rıza'nın kafasın sıyırmasına neden olduğu sahnede taktığı türbanlarına da hassaten hasta olduğumu belirtmek isterim.
Filmde Süslü Kazım rolünü canlandıran Semih Sezerli aynı zamanda filmin sanat yönetmenliğini eski tabirle ar direktörlüğünü de üstlenmiş. İlginçtir kendi sesi de oldukça hoş olan Sezerli'yi ise Şener Şen seslendirmiş.
Kız kurusu sinsi Canan'ı canlandıran Hülya Tuğlu'yu bu filmden 3 sene sonra tekrar Sultanımın yoluna taş koyan şehirli Dilek hanım rolünde Selvi Boylum Yazmalım'da da görüyoruz.
Belkıs Özener'in sesinden duyduğumuz Şenlik Var şarksının sözleri ile bitireyim
Gamı yok tasası yok
Kırma garip kalbimi
Yapacak ustası yok
Şenlik var şenlik var
Bekler yar vakit dar
Çekinme hiç kimseden
Bülbülü bülbül eden
Vazgeçme hiç neşeden
Çünkü ömrün sonu yok
Şenlik var şenlik var
Bekler yar vakit dar
Filmi netten izlemek isteyenler hemen şuracığa müracaat etsinler. İyi seyirler.
Gönderen
çilek
zaman:
17:24
1 yorum
Etiketler: 70 ler, Türkan Şoray
10 Eylül 2009
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları- 17
27 yaşındaki Türkân Şoray, 34 yaşındaki Kartal Tibet ve 32 yaşındaki Murat Soydan, o dönem çok ses getiren, 1972 yapımı Zulüm filminin setinde kol kola girerek bu pozu vermişler.
Birbirlerine tanıştıkları gün aşık olup aynı gün nişanlanan Ayla ve Tarık'ın kaderi ,Tarık'ın bir uçak kazasında tek elini kaybetmesiyle tümüyle değişir. Tarık, Ayla'dan kaçtıkça bambaşka bir şekilde Ayla ile yan yana gelecektir; onların aşkından bihaber ağabey Kerim (Murat Soydan) de Ayla'ya abayı yakar. Gazino patronu Kerim, bütün ihtişamına, gücüne rağmen Ayla'nın kalbini fethedemez, iki erkeğin kardeş olduklarını anlayan Ayla ise ne yapacağını bilmez haldedir. Sonunda Tarık'ın ondan kaçmasına sebep olan engeli, Ayla'nın seve seve bir elini feda etmesine neden olacaktır.
Yani ne anlıyoruz, aşk, organlarımızdan üstündür :)
Uzun lafın kısası, çok güzel bir film, Nesrin Sipahi'nin sesinden duyduğumuz çok güzel bir şarkıya da sahip, Filmde Sultan'ın giydiği sarı kostüm o dönemin parası ile epey paraymış; ki Sultan her filminde giydiği kıyafetleri kendisi temin edermiş.
Filmin kötü karakterini canlandıran Murat Soydan, geçirdiği kalp rahatsızlığından dolayı yoğun bakımda tutuluyor şu an, kendisine ve bu vesile ile aynı zamanda usta yönetmen Halit Refiğ'e Allah'tan acil şifalar diliyorum.
Gönderen
çilek
zaman:
07:06
4
yorum
Etiketler: 70 ler, Kartal Tibet, Murat Soydan, Nostaljik Fotoğraflar, Türkan Şoray
28 Nisan 2009
Bizim Altın Kızlar
Ekran yerli Altın Kızlar'a kavuşalı 3 bölüm oldu. Bu lokum hatunların dördünü birden bir yapımda görmek de güzel. Ama...
Bilmiyorum.
Başta Türkân Şoray, hepsini ayrı ayrı beğeniyor seviyorum. Ama ters giden birşey var. Uymayan. Bol veyahut da dar gelen birşeyler.
Orjinal Altın Kızlar benim çocukluğumun en sevdiğim dizilerinden birisi. Özellikle Rose ve Sophia'yı en çok sevdiğim karakterlerdi.
Orjinalini bildiğim için elbette ki seyirci olarak kıyaslamaya giriyorum. Bizim Altın Kızlar'da sırıtmayan Nevra Serezli'nin canlandırdığı Gönül (Blanche) karakteri. Güldürebilen ise Fatma Girik'in hayat verdiği Safiye (Sophia). Onun dışında ı ıh.
Hülya Koçyiğit ve Türkân Şoray'ı izlerken sanki bir Türk filmini izliyormuş hissine kapılıyorum. Misâl, Sultan'ın hareketleri 60 lar 70 lerde oynadığı Fıstık Gibi Maşallah, Acele Koca Aranıyor, Ateş Parçası filmlerindeki hallerine benziyor. Hatta hatta Tatlı Betüş ve hatta Tatlı Hayat'ın Sevinç'i. Hülya Koçyiğit de 80 lerdeki gibi sanki; sanırsın ki Gece Dansı Tutsakları'ndan, Yavrularım'dan fırlayıp gelmiş. Hani rol kesmek diye bir tabir vardır. Kendilerince oturttukları bir kalıp var, motor dendiği anda hemen o kalıba giriyorlar. Sanki.
Nevra Serezli ise muhteşem. Sinema ve televizyon ekranlarından tanığım kadarıyla konuşabiliyorum. Serezli kaç tane dizide rol aldı, hiçbiri diğerinin aynı değil.
Altın Kızlar'ın ekrana geleceğini öğrendiğim andan itibaren böyle birşey ile karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Beni şaşırtan sadece Fatma Girik oldu. Komediye ne de yakışırmışsın sen güzel gözlü Fato :)
Uzun ömürlü olacağını hiç sanmıyorum maalesef bu dizinin. Bir güldürü dizisi güldüremiyorsa, zoraki espiriler olduğu bariz ise ve onlara da zoraki gülebiliyorsak fena. Geyik olacak biliyorum ama Türk kültürü ile uzaktan yakından ilgisi bile yok bu karakterlerin. Anacım, Türkiye sadece İstanbul, Ankara, İzmir'den ibaret değil. Bu karakterleri nerde doğurtup büyütmüşler merak ediyorum.
Ben bir Avrupa Yakası'nı bilirim , Türkiye'yi sadece İstanbul'dan ibaret sanan ki ona da çok yakışıyor, çünkü yerli :)
Gönderen
çilek
zaman:
07:50
5
yorum
Etiketler: Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Nevra Serezli, Türkan Şoray
23 Mart 2009
YÜREĞİMDE YÂRE VAR
Yüreğimde yâre var
Ne ben öldüm kurtuldum
Ne bu derde çare var
Of amman amman hoş dilli
Başında yazması incili
Çürüttüm otuz iki mendili
Bulamadım o yârin dengini
Yemenim turalıdır
Sevdiğim buralıdır
Geçme kapım önümden
Yüreğim yaralıdır
Mahûr makamdaki bu anonim esere, Türkân Şoray için en güzel senaryoları kaleme alan Safa Önal çok dokunaklı bir senaryo yazmış ve yönetmiş. Hayatta saklanması en güç üç şeyden biri olan AŞK (hele ki o aşk, gizli aşk ise) üzerine bir hikâye.
Hikâyemiz, soğuk bir kış günü, dul, bir erkek evladı olan marangoz babanın eve kimsesiz bir kız çocuğu getirmesi ile başlıyor. Yıllar boyu aynı çatı altında kardeş gibi büyüyen Nurten ve Yakup'un yolları o soğuk kış gününde kesişiyor ilk defa.
Aradan geçen uzun seneler, Nurten ve Yakup'un kardeşlik sevgisini değil , kendilerine dahi itiraf edemedikleri aşklarını pekiştiriyor. Yakup bir uzun yol şoförü. Gizli aşkının yükü altında ezilmemek için sürekli uzun yollara çıkıyor, bilerek isteyerek. Sonunda evde Nurten'i göreceğinin hayali bile onu mutlu ediyor. Kendi içinde bu platonik aşkı yaşamaktan da bir yandan memnun. Nurten için de durum aynı. Her ne kadar birbirlerine itiraf edemeseler de, bir çatı altında olmak bile yetiyor onlara.
Günler böyle geçerken, artık iyice yaşlanmış olan baba çocuklarının mürüvettini görmek istediğini belirtir. Israr eder, mahallede bir yorgancı vardır, taliptir hatta Nurten'e. İkisi de bu isteği duymamazlığa gelirler. En sonunda baba ağırlığını koymaya karar verir. Yakup, babasının ısrarlarına son vermesi adına, çalıştığı şirketin patronunun kızıyla flört eder, aslında sadece kendisini kandırmaktadır. Babanın sıkıştırması ile, istemeyerek de olsa Nurten (Yakup'un flörtünü öğrenmiştir) ilk adımı atan olur. Bu arada bir de zengin, yakışıklı kısmeti de çıkmıştır. Bu zengin ve yakışıklı adam, Nurten'i küçücük mahallesinden, küçücük dünyasından çıkarıp bambaşka bir hayatla tanıştırır; fütursuzca harcadığı para, aldığı hediyeler ile gözünü kamaştırmak, aklını çelmek ister. Yüzük takmaya karar verirler. Bu karar, mahallenin kendi halindeki yorgancısı için bir yıkımdır... bir de Yakup için elbette. Hem de yıkımların en büyüğü.
Seni öldürmeyen acı seni güçlü kılar hesabı, Yakup da zengin kızla evlenmeye karar verir.
Ama olmaz işte, bir türlü olmaz. Nurten yüzüğü atar, baba yıkılır. Bu arada Yakup da en yakın arkadaşının gizli aşkını onun yüzüne vurmasıyla artık altüst olmuştur. Kabul etmez... edemez. Arkadaşı ile dövüşür, aslında vurduğu her yumrukta Nurten'e kavuşamamanın acısı vardır.
Nurten yüzüğü atmıştır. Yakup'un da sırrı ortaya çıkmış, bir nebze rahatlamıştır. Yine de bu derde çare değildir olanlar. Yakup gitmeye karar verir. Yüreğini de alıp gidecektir çok uzaklara, gitse de gittiği yere hep kendini ve kalbini de götüreceğini de biliyordur... ama...
Nurten , Yakup'un gittiğini öğrenir babasından. Olamaz, olmamalı... Artık bunun son şansı olduğunun bilincindedir. Kalbi kafeste çırpınan bir kuş gibi çarparcasına , heyecanla, aşkla Yakup'un bindiği vapura yetişir. Karşısında Nurten'i gören Yakup hem şaşkın hem sevinçlidir. Nutku tutulmuştur adeta. Nurten neden buradadır ki ? Hâlâ cesaret edememektedir gerçekle yüzleşmeye. İşte buarada sazı Nurten alır eline ve bağırır:
- Yakuuup.... Yakup... Seni seviyorum. Hem de deli gibi
Anasından yeniden doğmuş gibi olmak, boğaza düğümlenen patatesi sonunda yutabilmek gibi adeta , bütün perdeler yırtılınca iki aşık birbirlerine tutku ile sarılırlar.
Yıllar boyu süren gizli platonik aşk mutlu sona kavuşur. Platonik aşkın bitmesi bana göre hiç de iyi değil ama Nurten ile Yakup için olmuş tabi :)
İşte filmin künyesi:
Yönetmen ve senaryo yazarı : Safa Önal
Yapım yılı: 1974
Oyuncular:
Türkan Şoray : Nurten
Hakan Balamir : Yakup
Hulusi Kentmen :Baba
Uğur Güçlü : Nurten'in zengin talibi
Yeşim Soydan : Yakup'un flörtü
Özcan Özgür: Yorgancı
Altan Bozkurt : Gizli aşkı ilk çakan Yakup'un yakın arkadaşı
Gönderen
çilek
zaman:
07:29
0
yorum
Etiketler: 70 ler, Hulusi Kentmen, Türkan Şoray
16 Şubat 2009
Sonbahar Rüzgârları
Yönetmen : Mehmet Dinler
Senaryo : Burhan Bolan
Yapım Yılı : 1969
Oyuncular : Türkân Şoray, Ediz Hun, Çolpan İlhan, Fatma Karanfil
Filmi ilk izlediğimde henüz 9-10 yaşlarındaydım. Yaşımın küçüklüğü , filmin şarkısına vurulmama engel olmamıştı. Bir benzer vurulmayı da Sevgili Babam filminde Kamuran Akkor'un sesinden dinlediğim Zalimin Zulmü'nde de yaşamıştım. Büyük değer, rahmetli Yıldırım Gürses'e ait Sonbahar Rüzgârları, Türkân Sultan'ın yapraklar içinde salınışına, yaşadığı abartılı trajediye deyim yerindeyse cuk oturmuştu. Şarkıyı çokça sevmemin nedenlerinden biri de şüphesiz ki Handan Kara'nın güzel sesiydi.
İtiraf etmeliyim ki, hatıra defteri denilen şeyin varlığını ben ilk kez bu film ile öğrenmiştim. Esas kızımızın yıllar boyu tuttuğu hatıra defteri günü gelince masumiyetini de kanıtlayacak en önemli belge oluyordu. Film boyunca duyduğumuz dış ses de tabi ki, hatıra defterindeki sayfalardan satırlar okuyordu bize.
Filmden aklımda kalan o kadar çok sahne, sekans var ki. Bir kere, bu filmde kötü karakteri oynayan Çolpan İlhan'ın o tablo gibi muhteşem güzelliği, Anjelik saçları, Türkan Sultan'ın akıl hastanesindeki işkence gibi tedavisi, evde çıkan yangını gösteren sahneyi mini minnacık maket bir evi yakarak göstermeleri... en çok aklımda kalanlar.
Nostaljik sinemamızın birbirine en çok yakıştırdığım çiftlerinden Ediz Hun ve Türkân Şoray'a bu filmde ayrıca janti abimiz rahmetli Önder Somer, sinema kariyerine henüz çocuk denecek yaşta ağırlıklı olarak melodramlarda ikinci sınıf roller oynayarak başlayan daha sonrasında ise yeşilçamın seks furyası dediğimiz dönemdeki filmlerde oynayarak sinema macerasını sonlandıran Gülgün Erdem de oynuyor. Eniştesine aşık baldız rolündeki Gülgün Erdem'in kıskançlığı kahramanlarımızı büyük bir felaketin eşiğine getirdiği gibi sonunda ortada hiçbir engel kalmadan kavuşmalarına da sebeb oluyor.
Sultanımın en sevdiğim filmlerinde yönetmen olarak imzası bulunan Mehmet Dinler'in aynı zamanda Ah Müjgan Ah'ın da yönetmeni olduğunu hatırlatayım.
Gelelim kısaca filmimizin konusuna;
Esas kızımız ile oğlumuz bir tesadüf sonucu tanışıp aşık oluyorlar. Esas oğlumuz herşeye ciddi yaklaşan ve aşkla deli divane olan bir gençtir. Bir yanlış anlama sonucu bu aşk, başladığı gün gibi yine bir sonbaharda sona erer. Esas oğlan, kadınlara karşı nefretle dolu bir adam haline gelir lakin yıllar içinde evlenmiştir ve bir kızı olmuştur. Karısı ise zevk ve sefa alemlerinde yaşamayı seçen, alkolik bir kadındır. Alkole olan düşkünlüğü sonunda onu akıl hastası edecektir. Esas oğlan bu durumda kızına , annesinin öldüğünü söylemeyi tercih eder. Oysa ki anne, tavan arasında kitli kapıların arkasında gün yüzü görmeden yaşamaktadır.
Filmimizin tek delisi :) elbette ki Çolpan İlhan'ın canlandırdığı anne karakteri değildir. Bir yanlış anlama sonucu sevdiği erkeği kaybeden Nalan de akıl hastanesinde uzun bir süre geçirip, ardından ehilleşip sosyal hayata örnek bir insan olark katılacaktır. O derece ki, yıllar sonra sevdiği adamın evine, dadı olarak dönecektir.
İşte sevgili okurlar... iki aşığın yıllar sonra karşılaşması çeşitli olayların gelişmesine yol açacaktır.
Aşk, nefret, üzüntü, dert, keder hepsi bu filmde var.
Lütfen filmi izlerken gazozunuzun ağzını açık bırakmayınız, ki bu film onu kaldırmaz :)
Gönderen
çilek
zaman:
18:32
4
yorum
Etiketler: 60 lar, EdizHun, Türkan Şoray
9 Kasım 2008
Türkân Şoray Beyaz Perdede Kostümler Sergisi'nden
Ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kendisine İstanbul'dan bahseden kalınca bir kitap hediye etti ki içinde ona ayrılmış özel bir bölüm vardı. Sultanım ona da teşekkür etti. Sonra sergiyi başkan eşliğinde gezmeye başladılar. Ben de onu uzaktan uzağa incelemeye.
(Sergi için bastırılan rehber kitapçığı imzalatmaya çalışırken)
Ben ardında, benim ardımda da fotoğraf çekmeye çabalayan arkadaşım Havva :) Baktık olacak gibi değil, kostümleri incelemeye başladık. Kendimi sınadım orada. Şu kıyafet şu filmden dedim hepsini bildim. Siyah beyaz dönemden kalma olanları çıkarmakta zorluk çektim. Misal Vesikalı Yarim filminde giydiği sabahlığı tanıyamadım. Pazenden, siyah üzerine yeşil sarı motifleri olan bir giysiymiş.
Kostümlerin bir çoğunda hangi yılın hangi filminden olduğu bilgisi eksikti maalesef. Dikkatimi çeken bir şey de o muhteşem gözüken kıyafetlerin kumaşlarının cinsi oldu. Hani naylon karışımı, hiç ter çekmeyen , ucuz kumaşlar olur ya... veya bazısı da penyeden (Misal "Seni Kalbime Gömdüm" filmindeki yeşil pardesü trençkot gibi gözüküyor ama penye). Boncuk işlemeli kıyafetleirn hepsi çok çok güzel, müthiş bir işçilik var üzerlerinde. Filmlerde giydiği kostümleri Sultan'ın kendisinin tasarladığı veya gidip kendisinin beğenip aldığını düşünürsek ben zevki karşısında şapka çıkarıyorum.
Bir de takılarını sergiliyorlardı. Hep sallantılı, taşlı küpeler. Zincirli mini çantalar. Bizim dore, lame olarak gördüğümüz o çantalar da naylondan mesela.
Yıllar var ki tafta görmemiştim, Tatlı Betüş dizisinden kalma tafta tuvaletler de çok şıktı.
Gelen misafirler içinde Selim İleri, Atilla Dorsay ve Murathan Mungan hemen dikkatimi çekti. Üçü de Sultanın yakın arkadaşları ve üçü de Sultan için mutlaka birşeyler üretmiş insanlar. Bu gecede de onu yalnız bırakmamışlardı.
Safa Önal'ı da gördüm ve kendisine teşekkür ettim; çocukluğumdan itibaren üzerimde iz bırakan filmleri için, beni mutlu ettiği için.
Metres'de giydiği yeşil kıyafet, Gelin Çiçeği filmindeki kırmızı üzerine yeşil yıldızlı kıyafet, Vukuat Var'daki açık mavi tek parça elbise, Güllü'nün keşanı, Asya'nın yazması... Evet hepsini tek tek yakından gördüm. Sevindim sevindim sevindim :)
Sergi için hazırlanan kalınca rehberin içinde de hata yapılmış gözümden kaçmadı. Baraj filmine ait olması gereken afiş Hazal filmine ait.
Ben her bir kıyafetin yanında fotoğraf çektirdim !Zaten hikayemiz de "Görmemişin biri bi gün sergiye gitmiş ..." diye başlıyordu.
Sergiden fotoğraflar için Hürriyet arşivine tıklayabilirsiniz
Gönderen
çilek
zaman:
09:06
2
yorum
Etiketler: Türkan Şoray
1 Kasım 2008
Türkan Şoray - BEYAZ PERDEDE KOSTÜMLER SERGİSİ
Gönderen
çilek
zaman:
10:57
3
yorum
Etiketler: Türkan Şoray
13 Mayıs 2008
Haftanın Fotoğrafı
35.Altın Kelebek Ödülleri dağıtılmış. Eskiden ben de bu ödüllerin oylamasına katılırdım. Şimdi oylama ne zaman oldu da bitti haberim yok. Ki 35 yıldır bakıyorum da nep aynı isimler bu ödülleri paylaşıyorlar. Bir tane de yılın şaşırtanı yok. Meselenin o tarafına hiç değinmeyeceğim çünkü lüzümu yok, değişecek bir şey de yok. Benim açımdan mesele şu yukarıda gördüğünüz fotoğraf.
İyice bakın. Ne görüyorsunuz? Kimi görüyorsunuz?
Biraz yardımcı olayım:
Kara Gözlüm (1970) Azize ve Kenan
Unutulan Kadın (1971) Zeynep ve Kenan
Dönüş (1972) Gülcan ve İbrahim
Gazi Kadın (1973) Zeynep ve Ahmet
Deprem (1976) Zeynep ve Ahmet
Bodrum Hakimi (1976) Nevin ve Ömer
Devlerin Aşkı (1976) Türkân ve Tarık
Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) Asya ve İlyas
Dilâ Hanım (1977) Dilâ ve Rıza
Cevriyem (1978) Cevriye ve Ahmet
Gönderilmemiş Mektuplar (1995) Gülfem ve Cem
İnanır ve Şoray'ın birlikte rol aldıkları on bir film var. İlk rol aldıkları filmin üzerinden tam 38 sene geçmiş. Düşünebiliyor musunuz ? 38 ! Dile kolay ya.
Azize olarak Kenan'a şımarıkça sırnaştığının üzerinden 38, idama gönderdiği Ömer'in kalemini kıran Nevin'in üzerinden 32, una bulanmış alnıyla Dila olduğu ve Karadağlı Rıza'nın ona o anda attığı öldürücü bakışının üzerinden 31 yıl geçmiş.
Sinemayı bu yüzden seviyorum. Bir insanın yıllar içinde aldığı hâl, yüzündeki ifadenin uğradığı o garip değişikliğe tanık ettiği için beni... seviyorum.
Fotoğrafı görünce aklımdan geçen ilk şey şuydu: İşte Azize ile Kenan yaşlanmışlar :)
Şimdi sorumu yineliyorum. Fotoğrafda gördüğünüz kimler?
Benim cevabım : Kadir'le Türkân'ı görüyorum ben yaa... Nerde Azize, Asya, Nevin, nerde İlyas, Karadağlı Rıza, Şopen Kenan :)
Bu arada 76 yılında Türkan da Kadir de muhteşemler. Bir de şimdi aklıma geldi; aman ha sivri akıllı bir yapımcı bu saatten sonra Kadirciğimle türkancığımı bir araya getirmeye kalkmasın. Zira, Şoray'ın eski eşi Cihan Ünal ile birlikte oynadığı Aşk Yeniden dizisi, geçmişin izlerinin üzerine bastı. Bırakın biz onları Azize-Kenan, Dila-Rıza olarak hatırlayayalım.
Çok ukalâ gördüm kendimi :)
Gönderen
çilek
zaman:
07:30
8
yorum
Etiketler: Kadir İnanır, Türkan Şoray
2 Nisan 2008
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları - 10
Yok... şarkının başını hatırlayamıyorum. Hatırladığım kısmı şöyle:
Kimin kimin gelinisin ?
Kimin kimin gelinisin sen ?
Şarkı diyorum... bu filmdeki... bu kardeki şarkının sözlerinin bir kısmı böyleydi işte.
Gelin Çiçeği (1971). En sevdiğim Türkan Şoray filmlerinden birisi. Başrollerde Sultan ve Kartal Tibet. Fotoğraftakiler soldan sağa ; Selçuk Ural, arkada Uğur Kıvılcım, Türkâncım, en sağda Semih Sezerli.
Filmin müziklerini Selçuk Ural ve Metin Bükey birlikte yapmışlar. Türk filmlerinin meşhur orkestrası ; Metin bükey Orkestrası :)
Yönetmen Nejat Saydam, senaryosuna da katkıda bulunmuş Vural Pakel'le birlikte kaleme almışlar.
Renkli bir filmden siyah beyaz bir kare, ne kadar da bildik aslında; Sultanımın salınışına bakın :)
Konusu kısaca şöyle : Türkan Şoray köylük bir yerde üç tane zebellah gibi ağbinin gözetiminde yaşamaktadır. Onu çelimsiz, hım hım bir adamla evlendirirler. Telli duvaklı gelin olan Arzu (T.Şoray) zifaf gecesi yanlışlıkla aynı otelde kalan bir başkasının (Kartal Tibet) odasına girer. ağabeyleri odayı basarlar ve delikanlıyı bu taze gelinle nikahlanmaya zorlarlar. El mahkum evlenir adam. Ama bu köylü kızını yanına yakıştıramıyordur bir türlü, üstelik sosyetik bir sevgilisi vardır onun.
Film bu tema üzerine sürer ve köylü kızı alımlı bir şehirli kadınına dönüşürken onu beğenmeyen adamın yüreğine inmeyi de başarır.
Olsa da izlesek yaaa :)
Gönderen
çilek
zaman:
17:39
4
yorum
Etiketler: Kartal Tibet, Nostaljik Fotoğraflar, Türkan Şoray
24 Mart 2008
AĞLAYAN MELEK
Sait Faik Abasıyanık'ın aynı adlı eserinden Yeşilçamın rekortmen senaristi Safa Önal'ın senaryolaştırıp filme çektiği 1970 yapımı renkli Türk filmi ; Ağlayan Melek.
Sultanım Türkan Şoray başrolde; gözleri görmeyen güzeller güzeli Sabahat rolünde. Eserde de adı Sabahat mıdır bilemem ama Türkan Şoray , Sabahat olamaz, olmamalı. Tıpkı Şaziye, Hediye veya Dürdane olamayacağı gibi. Ne olabilirdi mesela? Suzan olabilirdi bu filmde sanki. Neyse efendim, konudan sapmayalım.
Filmimizin esas erkeğini ise Ekrem Bora canlandırıyor; zengin iş adamı Vedat kendileri.
Hikayemiz bir adada başlıyor. Sabahatımız da adanın biricik güzel kızı. Gözleri de görmüyor. Babacığı (Mümtaz Ener) ve ağabey bellediği Şevket (Tanju Gürsu) ile yaşıyor. Kendi yağları ile kavruluyorlar çok şükür ama bir de Sabahat'ın gözlerini açtıracak paraları olsa.
Aynı yerde büyüyorlar diye ağabey kardeş olacak değiller ya... Gönül işte; Şevket gizliden aşıktır Sabahat'a.
Adamız şirin küçük bir yer. Herkes herkesi tanıyor. Sabahat da kör ama diğer duyuları müthiş gelişmiş. Adanın balıkçılarından biri (Hüseyin Baradan) bir gün şeytana uyuyor ve Sabahat'a sarkıntılık ediyor. Hiç sesini çıkarmadığı için , Sabahat kiminle itişip kakıştığını bilemiyor elbet lakin itişirken balıkçının yeleğinin düğmesini koparıyor.
Sonracığıma efendim, ağabey Şevket'in kulağına geliyor olanlar. O da gözüne kestirdiği, sarkıntılık yapmaya meyilli ada halkından bir kaç adamı diziyor sıraya... "Söyle Sabahat hangisiydi" diye soruyor. Şimdi düşünün... Kör bir kız... Karşısında bir düzine erkek... Ve o teşhis etmeye çalışıyor. Çalışmakla kalmıyor, ediyor :) Nasıl mı? Az önce itişirken düğmeyi kopardığından bahsetmiştim ya... İşte yelekteki o eksik düğmeden teşhis ediyor balıkçıyı. Söylemiyor Şevket'e. Şevket ise "Ah ulannn.. ah bir geçirsem elime ben ne yapacağımı biliyorum" edalarında.
Şimdi bu anlattığım sahnenin filmin bütünü ile hiç ama hiç ilgisi yok. Sadece çok ilginç bulduğum için yazdım. Unutamadığım yerlerinden birisiydi.
Devam edelim; Bir gün adaya, vakti zamanında evden kaçan Tasula (Oya Peri) geliyor. Tasula'nın babası adanın rum meyhanecisi. Babası aslında Tasula'yı çok özlemekte de ada halkı Tasula'yı kötü yola düştü diye bellemiş bir kere. İşte bu Tasula , Sabahat'ı gezdirme bahanesi ile bir gün adadan alıyor ve onu zengin iş adamı Vedat ile tanıştırıyor. Vedat, bu kör kızdan çok etkileniyor ve gözlerinin açılması için ne gerekiyorsa hepsini yapıyor. Uzatmayalım, Sabahat'ın gözleri açılıyor, Vedat ile evleniyorlar. Şevket hayata küsüyor... Derken; Vedat'ın eski dostu (Aynur Aydan) çıkageliyor ve onların bu mutluluğunu bozuyor. Sabahat evi terkediyor... Sonları kötü oluyor.
Dikkatli bir izleyici de farkedebilir gerçi ; filmin ilginç yönlerinden birisi hem Sabahat'ı hem de Tasula'yı Jeyan Mahfi Ayral (Tözüm) seslendiriyor. Karşılıklı sahnelerinde Jeyan hanım bir rum şivesi ile durumu gayet iyi idare ediyor.
Filmin afişi de ayrı bir alem... Bir tarafta Şevket, Sabahat'in kolundan tutmuş bir şey anlatmaya çalışıyor, diğer tarafta da Vedat... Profilden gördüğümüz sultan her ikisini de dinlemeye tenezzül etmeyip kafasının dikine giden kadın imajında.
Son Söz: İzlenebilir, vakit öldürmeye gayet yardımcı bir Türk filmidir. İyi seyirler.
Gönderen
çilek
zaman:
20:25
4
yorum
Etiketler: 70 ler, Afiş, Türkan Şoray
3 Ocak 2008
Sultan Hep Çok Güzel
Kadınların otuz yaş bunalımı dillere pelesenk olmuş bir şeydir. Elle tutulmaz da , gözle görülür. Görenler de hemcinsleri değildir. Ufacık bir hareketinizin analizi bellidir : Otuz yaş bunalımındasın sen !
Saçlarımı kızıl renge boyama girişimim bu otuz yaş bunalımı ile ilintilendiği için sadece bir girişim olarak kalmıştı misâl :)
Otuzları atlatan bir kadın, yine hemcinslerinin değil de erkeklerin deyimi ile en harikulâde yaş olan 40 lara geldiğinde bir başka güzel oluyor(muş).
Yazılan onca aşk şiiri, romanı, şarkısı hatrına işime gelen bu veciz ifadeyi onaylıyorum. Neden mi ? Aşağıdaki fotoğrafa bir bakalım
Sultanımın Ören Bayan Reklam Kampanyasından bir fotoğrafı. Sene 1985. Sultanım 40 yaşında. Görsel malzemeler olsun, yakinen olsun gözlerimin gördüğü en güzel kadınlardan biri Türkan Şoray'dır.
İlk gençlik halleri zaten muhteşem olduğundan bu yazıya malzeme etmeye bile gerek görmedim. Üstte, yeşil elbiseli olduğu fotoğrafta da kırklarında olmalı. Elbisenin yeşilliğinden hemen aklıma 83 yapımı Metres filmi düşüverdi. Yeşil ipek bir elbise giyer orda.
Yakın zamandan bir kare. Erol Sayan'ın muhayyerkürdî şarkısında dediği gibi :Her halinle her şeyinle güzelsin , hata bulmak kusur bulmak güç sende...
Gönderen
çilek
zaman:
09:42
4
yorum
Etiketler: Türkan Şoray
14 Aralık 2007
Nostaljik Yeşilçam Fotoğrafları -3
Çilek'in Dünyası'nda en çok ilgi gören başlıklardan biri de bu nostaljik fotoğraflar. Ben değil, analizler öyle söylüyor. Ha analiz bu saatten sonra iyi veya kötü demiş umrumda mı ? Değil :) Bence çok zevkli şu fotoğraflara bakıp vakit geçirmek... Ee buyrun o zaman....

Türkan Şoray'ın Kara Kız , Cüneyt Arkın'ın da (Sinematurk'de okuduğum bir yorumdaki gibi) saçlarını henüz yandan ayırdığı dönemlerden bir film; GÖZLERİ ÖMRE BEDEL. Sene 1964, Türkancığım 19 Cücü de 27 yaşında. Filmin yönetmeni Ülkü Erakalın, senaryo yazarları da Suavi Sualp ve Sadık Şendil. Cüneyit abimiz Adını Unutan Adam adlı kitabında Türkan Sultan'ın gözlerinden bahsederken yaramaz bir çocuk gibi demişti. Sizce de haklı değil mi ?
Gönderen
çilek
zaman:
10:09
4
yorum
Etiketler: 60 lar, Cüneyt Arkın, Nostaljik Fotoğraflar, Türkan Şoray
12 Kasım 2007
VESİKALI YÂRİM
Gönderen
çilek
zaman:
10:04
0
yorum
Etiketler: 60 lar, İzzet Günay, Sinematik, Türkan Şoray
12 Eylül 2007
Sultanım : Türkan Şoray
Kara Kız Türkan


türkan hanım daha onbeşinde bir arkadaşını (Emel Yıldırım /Panter Emel) izlemek üzere bir film setine gider ve artık o setlerden hiç çıkmaz. böyle başlar onun hikayesi. sene 1960…salon komedisi denilen filmlerde oynar ilkin, döneminin en meşhur oyuncularıyla bedia muvahhit, ayhan ışık, ahmet tarık tekçe. filmlerin konuları genelde birbirine benzer. isimleri de bir tuhaftır : aşk ve yumruk, sevimli haydut, siyah melek, küçük beyin kısmeti, badem şekeri , macera kadını, bomba gibi kız, çamaşırcı güzeli vs. ilk on yıllık sürede 130 filmde oynar (her sene ortalama 10 film ). bunların çoğunu hatırlamazsınız birkaçı hariç:

-ayhan ışık’la oynadığı 1961 yapımı otobüs yolcuları. ayhan ışık’la öpüşür bu filme daha ortada meşhur türkan şoray kanunları yoktur.

- 1970 kara gözlüm

70’li yıllar başladığında seneye on film sığdıran türkan hanım artık daha seçici olmaya başlamış anlaşılan ki (rüçhan adlı faktörü ) senede ortalama 5 film çevirmiştir (1970 – 1980 ). birbirine benzer konulu aşk filmlerinin yanı sıra toplumsal içerikli filmler de çeker. bana göre en güzelleri :



Gönderen
çilek
zaman:
13:15
2
yorum
Etiketler: Portre, Türkan Şoray
26 Şubat 2007
SULTAN
türkân'cığımın bıkmadan usanmadan izleyebileceğim filmlerinden biri. türkân'ın da , bulut'un da , kartal'ın da kendini aştığı bir film bu. 78 yapımı bu filmin yönetmen koltuğunda kartal tibet'i görüyoruz. bu tarihe kadar türkân hanımla kamera karşısında birlikte olan tibet, oyunculuk kadar yöentmenlikte de başarılı olduğunu gösteriyor ve türkân- kartal ikilsinin sinemadaki beraberliği değişik bir hâl alıyor. müziği cahit berkay imzalı filmin yapımcısı da kartal tibet'in daha önce hababam sınıfı'nda yardımcı yönetmen olarak eşlik ettiği ertem eğilmez. yapım da arzu film. senaryosu yavuz turgul'a ait bu filmin bütün kahramanları o kadar hayatın içinden, o kadar gerçekler . gecekondu semtinde geçen, 4 çocuklu dul sultan ile mahalle muhtarının çapkın oğlu kemal'in aşkı etrafında örülmüş bir gerçek kesit. filmin özelliklerinden biri de repliklerinin çok o güzel olması, sanki hepsi birer slogan gibi. ilk önce oyuncu kadrosunu sayalım: türkân şoray : sultan bulut aras: kemal şener şen : bakkal bahtiyar adile naşit : ebe hatice abla ihsan yüce: kemal'in babası, muhtar ilyas salman :bekçi kolombo erdal özyağcılar : çarli güzin özyağcılar : çarli'nin meleği :) , eşi ahmet arıman: kemal'in muavini *türkan şoray'ı seslendiren de nevin akkaya. sultan, dört çocuklu bir duldur. gündeliğe gitmektedir. tek derdi çocuklarının geçmini sağlamaktır. bir gün gelecek de dört çocuklu dul sultan gönlünü kaptıracak . rüyasında bile görmez ki bunu. tâ ki mahalle muhtarının oğlu, minibüs şoförü yakışıklı kemal , sultan'a kancayı takana kadar. kemal sadece kancayı takmıştır, sultan işe gönlünü kaptırmıştır. zaman içinde kemal'in hormonları etkisinde verdiği karar, kalbinin verdiği karara yenilecektir. mahallemizde kimler vardır ? sultan'ın komşularından bir tanesi ebe hatice abladır. kemal'in sultan'a yanık olduğunu da ilk hatice abla dillendirir . bir diğer komşusu da çarli'dir. 5 çocukludur çarli de. karısının adı da melek. çarli'nin meleği der mahalleli zaten. mahallemizin bir de peltek bakkalı vardır, bahtiyar efendi. sultan'a vurgun o da. "tultaaan hanımmmm"... kolombo da mahalledeki asayişten sorumlu bekçimizdir. akşamları mahalle kahvesinde kumar oynanmasına ara sıra göz yumar, ara sıra da içki içilmesine. mahalledeki tek kötü kalpli kişi, kemal'in babasıdır. yani muhtar. mahalleden çevre yolu geçeceği için , burasının değeri artmıştır. yüksekçe bir komisyon karşısında muhtar da bu gerçeği mahalleliden saklayarak kötü adamların yanında saf tutmuştur. işte tüm bunlar olurkeeeen...bir sabah: sultan, mahalledeki arkadaşları ile beraber minibüs beklemektedir. işe bakın, kemal'in minibüsü yanaşır durağa. kadınlar kendi aralarında fısıldaşırlar "ayy, bu kemal de horoz gibi adam vallaha.. " gülüşmeler. "ister misin bizi de kıızzz??!"...çapkın, çekingen, arsız, utangaç ... bir gülüşme. kemal de bu arada dikiz aynasından sultan'ı süzmekte. "ne demiş orhan abimizzzz, beni böyle sev seveceksen". artık kafası sultan'a takılı kemal kend bildiği yöntemle onu tavlamaya çalışır. "varlığım yeter" yazılı minibüsü ile sultan'ı çeşme başında gördüğünde hemen ferdi'yi takar teybe : çeşmenin başınaaaa, bir güzel inmişşş. eğilmiş zülfünü suya düşürmüşşş... sultan kızarır. ferdi devam eder : mevlam bu güzeliiii kime yar etmişşş? görmez olaydııım o güzel yüzü, bakmaz olaydımm. arabesk duygularla iyice harman edilen biz seyirci de burdan itibaren aşk hikayesine dahil olmaya başlarız. öyle güzel ayrıntılar yakalanmış ki filmde; oğlunu soba başında leğende yıkayan sultan , çocuğun kafasına hamam tasını vurmaktan çekinmez mesela. bakkal bahtiyar, kemal'e "nah" hareketinin babasını göstermek için bacağını sıvar, kaldırır ve "naaah" der. bekçi kolombo , kahvedeki kavgaya müdahale edemeyeceğini anlayınca düdüğünü öttürür "devam " der. mahalleli ile sinemaya gittikleri gece kemal , sultan'ın arkasına geçerek ensesine üfürür. ( ben burda her seferinde biterim, kendimi salak salak gülümserken buluyorum nedense) ve o meşhur çamurda dövüş sahnesi. kemal ile sultan birbirne girmiş, ardı ardına birbirlerine tokat atmaktadır. bu esnada en gerçekçi yorumu çarli getirir : valla bunlar bal gibi birbirine aşık !
Gönderen
çilek
zaman:
13:52
2
yorum
Etiketler: Türkan Şoray