4 Haziran 2008

ARKADAŞIMIN AŞKISIN


İnsan kalbinin başına gelebilecek en bela işlerden birini anlatan bir konuya sahip bu şarkıyı bilmeyen yoktur herhalde. Yarım yamalak Türkçe telaffuzu ile sadece ve sadece Juanito'ya yakışan bu şarkının sözleri bana hep bir masal gibi gelir. Şarkıyı her dinlediğimde aktör ve aktristleri yol boyu değişen bir hikaye akar gözümün önünden. Bestesi Enrico Macias imzalı şarkının Türkçe sözlerini Fecri Ebcioğlu kaleme almış... Bakın ne diyor:

Hakkım yok seni sevmeye... Çıktın karşıma ne diye?
Sen başkasının malısın, kalbim bunu nerden anlasın?
Unutmam lazım çünkü sen... Arkadaşımın aşkısın!

Kaderin oyunu bu bana, göstermesin seni bana
Karşımda olsan da bakmam, arkadaşımı aldatmam
İsterse kalbim ağlasın ! Arkadaşımın aşkısın...

Ümit verme insanım ben
Çek bakışlarını benden
Şüphe de etme sevgimden

Kalbim yalnız senin değil, arkadaşımın da... bunu bil
Tercihle geçerse ömrün
Yaşayamam ben ölürüm
Dikkat ! Kimse anlamasın
Arkadaşımın aşkısın...

Dinleyince bu şarkımı, anlayacaksın hatanı
İki dost arasına girdin
Yalnız onu sevindirdin
Dikkat kimse anlamasın... Arkadaşımın aşkısın.

Kimseyle hiç dertleşemem
Başkasını da sevemem
Ölmek ister ah ölemem
Dikkat et anlaşılmasın
Bırak kalbim ağlasın
Arkadaşımın aşkısın... Arkadaşımıııııııııııın.... aaaşkııısııııııııııııııııııın

İşte bu şarkının hem fon müziği olduğu hem de adını bu şarkıdan alan bir filmi paylaşmak istiyorum sizinle.

Nostaljik Türk Sineması konusunda rahle-i mektebinden zevkle geçilesi sevgili ağabeyim Murat Çelenligil'in eşsiz ayrıntılarla bezeli yazısı eşliğinde Arkadaşımın Aşkısın...

Fausto Papetti’den Earl(e) Hagen’in ‘Harlem Nocturne’ü (1961). Düğün törenlerinde bu melodiyle dans eden Selma ve Orhan.. Damat değil de nikâh şahidi olmak için film boyunca olağanüstü bir çaba harcayan Ahmet..Son Mektup (1969) gibi, bir şarkı filmi olan Arkadaşımın Aşkısın, Abdurrahman Palay’dan dinlediğimiz sözlerle başlıyor :

"Bu, çocuklukları beraber geçmiş üç candan arkadaşın hikâyesidir. Zengin bir ailenin çocuğu olan Orhan, bir dediği iki edilmeden büyüyordu. Babası öldüğü için, annesi üzerine titriyordu. Ne yapsa affediliyor, ne söylese emir gibi dinleniyordu. Orhan'ın biricik arkadaşı Ahmet de annesiz büyüyordu. Köşkün bahçıvanının oğluydu. Okumayı seven, ilerde iyi bir hayat yaşamaya, muvaffak olmaya kararlı, sessiz bir çocuktu. Yakın bir köşkte de Selma oturuyordu. Annesiyle babası Selma'nın iyi yetişmesi, eğitilmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlardı. Orhan, Ahmet ve Selma her çocuk gibi beraber oynayarak, bazen kavga ederek ama birbirlerini yürekten severek büyüdüler.
Kavga ettikleri bir gün, Cavidan Hanım, Orhan'a kızmak üzereyken Ahmet arkadaşını kurtarır "Teyze, o bir şey yapmadı. Oynarken topun üzerine bastım. Dudağım yere çarptı." Kan kardeşi olurlar ve bir daha hiç kavga etmeyeceklerine söz verirler. "Aradan yıllar geçti. Selma, koleji bitirdi. Orhan, Tıp Fakültesi'ne devam edemedi. Bahçıvanın oğlu Ahmet, Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Bütün bu tahsil seneleri içinde birbirlerinden ayrılmadılar. Sevgileri daha da arttı. Lakin bu sevgi, bu üç güzel insanın içinde başka şekle döküldü."

Cavidan Hanım’ın desteği ile öğrenimini tamamlayan Ahmet (bunun ezikliğini film boyunca gözleyeceğiz) Üsküdar Adliyesi'ndeki stajından sonra Anadolu'da çalışmak istiyor. Babası, yaşayıp bu günleri görebilseydi keşke. İki arkadaş da Selma'yı severken, genç kızın gönlü (şimdilik) Ahmet'te. Ancak, sevgisini ilk açıklayan Orhan olunca, Ahmet özverili olmak gereğini duyar. Selma'nın yorumu farklı "Borçlusun ona. Ama, bunu, beni Orhan'ın kucağına atmakla mı ödeyeceksin?" İlginçtir, Ahmet genç kıza ne zaman "Ayrılmayacağız" dediyse bir sonraki sahnede ayrıldılar. Ne zaman "Ayrılmalıyız" dediyse de bir araya geldiler. Aşkına karşılık göremeyen Orhan, bir müddet Avrupa'ya gitmeye karar veriyor. Annesi, ayrılığın verdiği üzüntüyle şöyle konuşur:
- Ne var ki? Neden gidiyorsun? Her seven yerini yurdunu mu terk ediyor?

Haftalar sonra, (herhalde buranın Paris olduğunu anlayalım diye) penceresinden Eyfel Kulesi görünen bir otel odası. Brigitte Bardot ve Jeanne Moreau’nun ‘Viva Maria’ filminde söyledikleri ‘On A Chantè La Douceur’ (1965) (Georges Henri Delerue) şarkısını dinlerken Ahmet'e yazdığı mektup ; (Sadettin Erbil’in sesi ile) :
-Paris'e geleli bir buçuk ay oldu. Kalbimde hâlâ değişen bir şey yok. Baktığım her yerde Selma var. Kiminle konuşsam Selma'nın sesi. Yenilmeye, istenmemeye alışmamış bir insanın öfkesi içindeyim. (Aşık Veysel, 'Seversin, kavuşamazsan aşk olur', Aziz Nesin de 'Yenilen, aşık olur' demişlerdi.) Ahmet, galiba boş yere kaçtım. Selma'yı içimde taşıdıkça, kalbimden silemedikçe dünyanın neresine gidersem gideyim yanımda hep o olacak. Tek ümidim, kaçmakla kurtulacağımı sanmaktı. Bu ümidim de çöküyor şimdi. Bittiğimi, tükendiğimi hissediyorum...

"Özverili davranmaya dünden hazır olan Ahmet, Selma'dan Orhan'a, onu sevdiğini belirten bir mektup yazmasını ister. Uzaklardan 'Hatıra' (Enis Behiç Koryürek / Erol Sayan) şarkısının duyulduğu ahşap iskelede (Jeyan Mahfi Ayral’ın sesiyle) şu yanıtı alır :
-Yazmayacağım. Israr etme boşuna. Böyle bir şey yapmak ne demektir bilir misin? Gel, evlenelim demektir. Bunu yapacak olduktan sonra ilk gün evlenirdim. Bu üzüntüler, acılar olmadan evvel.. O yaşasın diye biz ölelim mi? Ben seni severken onunla nasıl evlenirim?

(Siyah beyaz filmlerde ayağı yere basan sözleri genellikle kadınlar söyler.) Bunun üzerine Ahmet, bizi hayretler içinde bırakan bir şey yapıyor ; Selma’nın yazmadığı mektubu, genç kızın ağzından kendisi yazıyor. Sonraki bir gün Cavidan Hanım, Ahmet’e şunları söylüyor :
-Müjde, gözümüz aydın.. Orhan dönüyor. İşte telgrafı (‘Son Mektup’ gibi, bu iletişim aracı da unutuldu gitti)..Yarın sabah hareket ediyormuş SABENA uçağıyla [ama, Orhan’ı, MERIDIAN uçağında, keyifle ‘Something For Cat’ (1961) (Mancini) melodisini dinlerken görüyoruz]. Akşam 8’de karşılayın diyor.
(Paris’ten İstanbul’a uçakla yolculuğun yarım gün sürdüğü yıllar.) Daha ertesi gün, gazetedeki ‘acı bir haber’ İstanbul'dakileri perişan eder ; “Sina Çölü’nde Feci Uçak Kazası.. Kimse kurtulamadı. 79 ölü var. Yolcular arasında 2 de Türk (Orhan ve kısa bir süre gördüğümüz Oktay Yavuz herhalde) vardı.” (Avrupa’dan gelen uçağın Afrika’da ne aradığı ise anlaşılmıyor.)

Filmin şaşırtılarından biri ; Peter Graves (60’lı 70’li yılların ‘Mission : Impossible’ dizisindeki Jim Phelps) düşen uçakta yolcu. Acısı biraz azalınca, Cavidan Hanım’ın, Ahmet'e söyledikleri :
- Hiçbir hayat matemle geçirilmez. Hele senin(ki) gibi genç bir hayat. Evlenmeli, yuva kurmalısın.. Ben, Selma ile evlenmeni istiyorum.. Orhan da böyle söylemişti..."Selma sana emanet. Aramıza bir dördüncü kişi girmesin" demişti.

Aylar sonra, tam Ahmet ile Selma evlenmek üzereyken, Orhan çıkagelir:
- Tesadüfen kurtulmuşum. Aylarca ufak bir kasaba hastanesinde yatmışım. Üstümde kimliğimi belirten bir şey de çıkmamış.. 4 defa ameliyat etmişler ve uyutmuşlar beni. Sonra da hafızamı kaybetmek tehlikesi geçirdim. Uzun bir şok tedavisiyle hatırladım her şeyi.

Tahmin edileceği gibi, Ahmet, kimsenin anlayamadığı gerekçelerle, aradan tekrar çekilmek ister:
- Orhan'ı canımdan çok severim. Ne olur beni affet ve anla. Ben olanları unuttum. Sen de unutacaksın.
Bir sonraki sahnede, Ahmet'i Selma ile nikâh masasında, ama Orhan'ın şahidi olarak görürüz. Duygularındaki değişikliği, balayı için gittikleri (herhalde uçakla değil) İzmir ve Efes Oteli görüntüleri eşliğinde Selma anlatıyor:
- Orhan'ın candan sevgisi, saf ve temiz aşkı, her şeyden habersiz, beni mesut etmek için çırpınan kalbi, yüreğimdeki eski acıyı yavaş yavaş silmeye başladı. Bir mucize oluyordu. Kalbimden çıkmayacağını sandığım Ahmet.. silinen, solan, azalan bir gölgeden farksızdı artık. [‘Kartalların Öcü’ (1965) filminde Güner'in söylediklerine benziyor.] Onu hatırlamak bana eski ıstırapları vermiyordu. Karşımda, bu gülen, sevinen, benimle evlendiği için göklerde yaşıyormuşçasına mutlu olan adam kocamdı. Ona alışıyor.. yakınlaşıyordum. Mazi üçümüz için de yoktu. Ahmet de, aşkımız da o maziyle ölmüştü. Şimdi, yeni bir hayata yeni bir sevgiyle başlıyordum.

Korkunç Arzu (1966) filminde kız kardeşine "Merak etme, evlendikten sonra seversin" diyen Selim haklı(!) galiba.Sonra.. Her şey çok güzelken, Ahmet'in Selma'ya yazdığı imzasız eski bir mektubu Orhan'ın görmesi.. Kıskançlık.. Genç kadının balkondan düşmesi.. Üzüntülü günler. Ama, arada sevgi olduğu sürece hiçbir sorun aşılmaz değildir. Orhan ve Selma, mutlu bir şekilde, Merkez Hastanesi'nden evlerine giderlerken, onları gözyaşları içinde izleyen Ahmet.. Juanito'nun 'bir daha-bir daha' yaşamak istediği dönemde söylediği şarkı ;
Hakkım yok seni sevmeye
Çıktın karşıma ne diye
Sen başkasının malısın (aşkısın)
Kalbim bunu nerden anlasın
Unutmam lazım çünkü sen
Arkadaşımın aşkısın.

Selma :
- O beni seviyor diye kopacak mıyız birbirimizden.
Ahmet :
- Başka ne yapabiliriz? Orhan daha önce açıldı bana. Önce davranıp söyleyemedim.
Selma :
- Birazcık olsun sevmiş olsaydın dünyayı görmezdi gözün. Beni Orhan’a itmez kendine çeker, her şeyi göze alırdın...

Notlar:

Ali Çetinkaya ve Juanito.. ‘La Femme De Mon Ami’nin (1962) Türkçe uyarlaması olan ve filme adını veren şarkıyı (Macias / Ebcioğlu) birer kez söylüyorlar.

Dış sahneler [Büyük Öç (1969) filmindeki Arif Çamlızade'nin] ve iç sahneler (Suat Sadıkoğlu’nun yalısında) iki ayrı yerde çekilmiş.

Savcı Ahmet’i ve babasını Abdurrahman Palay seslendirmiş. Rıza Tüzün’ün seslendirdiği babasının ve Nevzat Okçugil’in seslendirdiği annesinin adları belirtilmiyor.

Ahmet, okulu bitirmesi şerefine verilen partide Selma ile dans ederken, Orhan şöyle der "Müsaade eder misin, Selma'nın ayağına biraz da ben basayım." Onları, David Wilcox’un söylediği bir şarkı (‘Wild Child’) ile izliyoruz ; “Midnight Rider // Riding through town // Late every night time // Cruising around.”

Selma’nın arkadaşları Aynur Aydan ve Aynur Akarsu (isimleri filmde geçmiyor) çok güzel.

Hep birlikte gittikleri plajda, 45’lik plaktan filmin çekildiği günlerde Tom Jones’un ortalığı birbirine katan ‘Delilah’ (Reed / Mason) (1968) şarkısını dinliyorlardı.

Filmin diğer melodileri şöyle ; Selma, Ahmet’e mektup yazarken Marie Laforet’nin ‘Laplaya’ (1964) (Jo van Wetter / Barough)
Selma ve Ahmet, boğaza bakan tepede evlenmeye karar verdiklerinde Mavi Gözlü Sarışın Kız (Teoman Alpay)
Selma ve Orhan, İzmir’de balayındayken (Kordon ve Efes Oteli sahnelerinin vazgeçilmez melodisi) Şu Güzeller Güzeli (Necip Mirkelamoğlu)
Diskoda, Little Tony’den ‘Coure Matto’ (Ambrosino / Savio) (1967).
İki sahnedeki melodi seçimi ise çok ilginç ; Orhan, Selma’ya “Seni seviyorum” derken ‘Artık seni sevemem’ dizesiyle başlayan Yeni Bir Aşk Arıyorum ; bir başka sahnede Selma, Orhan’a “Beni sevdiğini bile bile sana ‘hayır’ demek dayanılır acı değil” dediği zaman Sevemez Kimse Seni (Suat Sayın) (1967) şarkıları var.

Filmin ortalarında Sevemez Kimse Seni melodisini saksofonla bossa-nova ritminde dinlemek çok güzeldi.

Jenerikte Necip Sarıcıoğlu’nun soyadı Sarıcaoğlu olarak yazılmış.

Aşka Tövbe'deki (1968) kadar olmasa bile, ‘Arkadaşımın Aşkısın’da 100’den fazla mum var. Orhan, uçakla İstanbul’a gelirken, Martin Luther King cinayetinin sanığı James Earl Gray'in kapak olduğu 03 Mayıs 1968 tarihli LIFE dergisini gözden geçiriyor.

Biraz sonra çöle düşecek uçaktaki hosteslerin yolculara can yeleklerini giydirmeleri şaşırtıcıydı. Gazetedeki haberde "Kimse kurtulamadı" denmesine karşın (Orhan dışında) uçaktaki bir yolcuyu (Oktay Yavuz) filmin sonlarına doğru İzmir'deki Cumaovası Havaalanı'nda görüyoruz.

Gazetede uçak kazasını yazan başlığın altındaki açıklama, ‘üniversitedeki boykot ve bu konuyla ilgili olarak Meclis’teki görüşmelerle’ ilgiliydi İzmir ve Efes Otel'deki çekimlerin bir kısmını, renkli, Aşka Tövbe (1968) filminde de görüyoruz.

Havuz kenarında siyah tişörtüyle oturan Orhan, İstanbul'la görüşmek için içeri girdiğinde beyaz tişörtlü oluyor.

Çok sert bir savcı olan Ahmet, bir sanığı, Zehirli Hayat (1967) filminin yoğurtçusu Ömer Sağlam’ı sonu idam isteğiyle bitecek bir konuşmayla suçluyor. Salonu dolduran dinleyicilerin onu alkışlaması, Selma’nın, bunu üstelik ayakta yapması ilginçti. Ahmet, sertliğinin nedenini şöyle açıklıyor ; "Adalete karşı sorumluyum. Mesuliyetimi hislerime kurban ettiğim an insanların inancına ve hakkına ihanet etmiş olurum." Aynı Ahmet'in, filmin sonunda, Selma'yı balkondan itmekle suçlanan Orhan için, Savcı olarak yaptığı konuşmayı (yoksa ‘savunmayı’ mı demek lazım) avukat Petrocelli bile yapamazdı.

Cavidan Hanım, kız isteme sahnesinde gülmekle ağlamak arası bir duygu yaşatıyor. Bir gün önce oğluna “Selma sevincinden uçacaktır” demişti. ‘Sebebi ziyaretini’ genç kıza şöyle açıklar ; “Sana hayırlı bir haberim var. Ama, müjdemi isterim.. Allah’ın emri peygamberin kavli ile seni oğlum Orhan’a istiyorum.” Selma’nın ‘evlenmek niyetinde’ olmadığını anlayınca, hayretler içinde ekliyor “Ama Orhan’la evleneceksin.” Film bittikten sonra kulağımızda Selma'nın sözleri "Seven erkek her fırsatta (zorlukta) kaçmaz. Kimle olursa olsun mücadele eder. Sen, beni hep Orhan'a ittin."

1968 yapımı filmin senaryosu Safa Önal'a ait. Yönetmen koltuğunda , filmin başrol oyuncusu Filiz Akın (Selma) ile evli Türker İnanoğlu. Aynı kadına aşık iki erkek rolünde İzzet Günay (Ahmet) ve Ekrem Bora (Orhan).

7 yorum:

muhaber.net dedi ki...

efenim, uzun yazınızı okumadan yorum yaptığım için özür dilerim. son yazımda sizin alanınıza girdim, müsade istemeyi unutmuşum :(

gene de, müsade etmezseniz, şu dakikada yazımı silerim. :)

iyi günler.

muhaber.net dedi ki...

şimdi yazınızı bitirdim. Orhan'ın sevgilisinden kaçmakla, aslında sevgisini içinde barındırdığını anlaması çok güzeldi ve benim aklıma bir menkıbe getirdi. Menkıbe şöyle:

Her zaman sakalı ile meşgul olan bir dervişin kalbine, Allah "kulum, hep sakalınla ilgeniyorsun" diye seslenir.

Bunun üzerine derviş, sakallarını yolmaya başlar. Bu sefer kalbine şöyle seslenilir: "Hala sakalınla uğraşıyorsun"

Yazınız çok duyguluydu. Şimdi iyice duygulandım :(

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Bu film anca bu kadar ara ile yazılırdı.Oldukça araştırma yapmış en ince ayrıntılarına kadar yazmışsın.
Filmi çok yıllar sonra seyrederken bende uçağın nereden gelip nereye düştüğünü görüp çok gülmüştüm. Yazın ve anlatımın hani derler ya "türk filmi" aynen öyle bu filmde birtek ani körlük ve ani görme yok.
Ellerine, günlerine sağlık.
Sevgilerle...

çilek dedi ki...

Merhabalar... Hemen bir yanlış anlaşılmayı değiştireyim. Bu filmi bu kadar ince detay yazan ben değilim, sevgili ağabeyim Murat Çelenligil'dir.

Romanese dedi ki...

Bu şarkıyı Fransa'da bir şoför mü ne yazmış Çilek.

çilek dedi ki...

şimdi efenim:) o yazmamış.. yorumlamış:)
macias bestelemiş... ebcioğlu Türkçe söz döşemiş, Juanito yorumlamış... bize de hani bana hani bana demek düşmüş :)))

muhaber.net dedi ki...

çilek, bir aydır blogta yoksun, ekşi'de 4 aydır yoksun... bu işleri bırakmak için hangi psikoloğa gittiysen, adını yazsan da ben de gitsem :(