31 Aralık 2007

Doğru Söze Ne Denir?

Ali Murat Güven'in yazılarını ilgiyle takip ettiğimi biliyorsunuz. Bir okuyucusu Ali Murat abiye güzel ve takdir dolu sözleri sıraladıktan sonra bir soru yöneltmiş : Şimdiye kadar, yeryüzündeki mütedeyyin sinemaseverlerin beğenilerine ve bağlı oldukları ahlâkî kriterlere dikkat edilerek düzenlenmiş bir "izlenmesi gereken filmler" seçkisi basıldı mı? Ülkemizde olmadığını biliyorum da, en azından batı ülkelerinde bu yönde hassasiyetleri olan sinema yazarları ve kitapları var mı?

Ali Murat abi yol gösterici bir yanıt vermiş, sizin de faydalanacağınızı düşündüğüm için cevabı buraya da almak istedim. Son cümlesine ise katılmamak mümkün değil : "...bundan bir kaç yıl önce, benzeri kaygılarla üzerinde 6 ay çalışarak hazırladığım ve www.karakutu.com sitesinde yayımlattığım "Sinema tarihinin (beyinlerimizi amaçsız bir şiddet, ucuz bir cinsellik sömürüsü, baygınlık veren siyonist propagandalar ve sinsi bir ırkçılıkla doldurmaya çalışmayan) 250 seçkin filmi" başlığı altında hazırladığım bir tavsiye listem vardı. Bu liste halen ilgili sitede duruyor ve şimdiye kadar pek çok mütedeyyin sinemasever de ondan büyük ölçüde istifade ettiklerini bildirdi. Aradan geçen üç yılda bazı filmlerle ilgili kanaatlerim değişti, ayrıca sonradan çekilen pek çok yeni filmin de bu listeye katılma ihtiyacı doğdu. Buna karşılık, sözünü ettiğim çalışma, hâlâ -en azından % 75'i itibarıyla- sağlam bir kaynakça olarak kulanılabilir. Hedefim, 2008 yılı ilkbaharında bunun 500 filmlik yeni bir versiyonunu hazırlamak ve sizlerin kullanımına sunmak… Ne de olsa câmiada para, koltuk ve itibar getirmeyen işlerin uzmanı biziz!

Sinan mı Yavuz'u Döver Yavuz mu Sinan'ı ???

Söylenenlere göre bu senenin gişe şampiyonu Kabadayı filmi imiş. Gösterime girdiği ilk on gün içinde seyirci rekoru kırmış.

Kabadayı filmi , birlikteliklerinden harika filmler ortaya çıkan Şener Şen- Yavuz Turgul ikilisinin sadece isimlerinin bile referans olmasına yettiği bir film. Muhsin Bey, Eşkiya, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gönül Yarası ve senaryosunu yazdığı Züğürt Ağa, Çiçek Abbas izleyen bir kimse gözü kapalı bu ikilinin herhangi bir filmine gider. Şen, Turgul'a oyuncu olarak her anlamda güveniyor, iyi iletişimleri var, ikisi de birbirlerinden ne istiyorlar biliyorlar. İşte bunu bilen biri olarak ben de Kabadayı'yı izleyenlerden biri oldum.

Filmi izledikten sonra içimden geçen şuydu; Ya ben Şener Şen'i artık bu rollerde görmek istemiyorum. Yeter. Evet güçlü oyuncusun, her rolün altından hakkıyla kalkıyorsun ve şahsen senin dengin bir oyuncu da bilmiyorum. Ama artık biraz hep aynı dinamiklerden hareket eden, az konuşan, içine kapanık, kendisiyle hesaplaşan adam izlemekten sıkıldım. Güldür bizi artık. Olmadı, kötünün de en kötüsü bir zalimi oyna. Ama bu rolü oynama. (Benim de ne hakkım varsa, istekte bulunuyorum :))

Benim gibi düşünenlerin olduğunu biliyorum. Sinan Çetin de onlardan biri. Bu fikrini dile getirmiş ama kulağını kısa yoldan değil de uzun yoldan tutmayı yeğlemiş . Yolu uzatıp bir iki de Yavuz Turgul'a sallayayım demiş. Senenin sonuna yetişen bir polemik mi desek bilmiyorum ama eleştiri hep olacaktır malum. Neler demiş bakalım :

Sinan Çetin,"Yaşamdan Dakikalar" adlı televizyon programında hem Yavuz Turgul'a hem de Şener Şen'e ağır eleştirilerde bulundu.

Hayatı ve insanları ikiye ayırdığını söyleyen Çetin " Şimdiyi sevenler, geçmişi sevenler. Devrimciler şimdicidir, hayattan yana olanlar şimdicidir. Bütün omurgasıyla şu anı yaşarlar. Bütün iliklerine kadar şimdiyi savunurlar. Gericiler de eskiyi savunurlar, eskiden daha iyiydi teranesinden benim artık burama gelmiş durumda. Hiçbir şey eskiden daha iyi değildi. Hayata inanıyorsak, her şey daha iyi şimdi ve daha da iyi olacak.Nostalji gericiliktir. Başka, süslü bir ismidir gericiliğin. Gericiliktir savundukları. Yavuz Turgul’un da gericiliği savunmasında bir mahsur yok. Eskiden şunlar şunlar daha iyiydi fikri üzerine insan 11 tane farklı film yapılabilir.Eskiden öğretmenler daha iyi diyorsun,eski öğretmen yeni hayat dayanamadı çatıştı. Eski kabadayılar daha iyiydi, işte eski kabadayı yeni kabadayı çatıştı. Eski menajer yeni hayat çatıştı. Bu çatışmayı çok iyi kuran bir yazar Yavuz Turgul. Bence kötü fikirleri olan ama çok iyi senaryo yazan bir insan" dedi.

Turgul ile ilk gerginliği Çiçek Abbas filminin çekimleri sırasında yaşadığını söyleyen Çetin “O filmin senaryosunu da Turgul yazmıştı. Ancak beğenmediğim 33 sayfasını yırttım. Ertem Eğilmez bana "Sen nasıl yırtarsın Yavuz’un senaryosunu?" dedi. Ben de "Yönetmenim, yırtarım" dedim. Yavuz senaryonun finalini bile yazmadı. Ama benim sayemde o film senaryosu ile ödül aldı. Yavuz Turgul bu olaydan sonra bana düşman oldu. Birbirimizi hiç sevmeyiz” diye konuştu.

Şener Şen'i de eleştiren Çetin "Şener Şen’e hayret ediyorum. Sürekli, eski öğretmen, eski kabadayı, eski menajer ve eski eşkıya. İnsan aynıyı oynamaktan hiç mi sıkılmaz” diye konuştu.

Yavuz Turgul ile ilgili getirdiği eleştiri için diyecek tek sözüm ve yorumum yok ama Şener Şen konusunda haklı galiba . Bakalım karşı taraftan bir cevap gelecek mi?

Hürriyet Gazetesi'nin haberinden alınmıştır.

30 Aralık 2007

UNUTULMAYANLAR


Ya böyle bir film varmış ve ben nostalji çileği bunu bilmiyormuşum. Film tozlanacak kadar eski değil , 2006 yapımı ama konusu nostalji kokuyor.

Kanal d denilen televizyon borusu beş on dakikada bir araya reklam girerek filmin içine de dışına da tükürdü ama sonuçta filmi izleyebildim.

Çok etkileyici olmamakla birlikte güzel bir film olduğunu söyleyebilirm. Kime göre ? Türk sineması sevene göre.

Şu fikir etrafında hayat buluyor filmimiz : Meryem Ana'yı herkes sever ama orospuyu sevmek yürek ister.

Zamanının ünlü bir yönetmeni olan Aziz, sevdiği kadın olan oyuncu Leyla'nın seks filmlerinde rol almasını kaldıramıyor ve hayata küsüp uzaklara gidiyor. Evlenmeyi düşündüğü ama asla açılamadığı bu kadın için de bir senaryo yazmıştır üstelik. Aradan çeyrek asır geçtikten sonra , yazdığı o senaryo ile tekrar çıkagelir. Bir zamanlar birlikte çalıştığı ekip arkdaşlarını toplar, bu yeni film hepsini heyecanladırmaya yeter. Ama hesaplamadıkları şeyler vardır, değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu unutmuşlardır. Filmi tamamlamak artık onlar için bir onur meselesi olur. Diğer yandan Leyla ve Aziz de karşı karşıya gelirler, hesaplaşacaklardır. Ama neyle?

Filmi izlerken aklımdan geçen isimler oldu, sanırım izleyen çoğu kişinin de geçmiştir. Zerrin Egeliler'i, Arzu Okay'ı, Ali Poyrazoğlu'nu düşündüm...

Filmin başrol oyuncusu, yönetmen Aziz rolünde Altan Erkekli. Leyla rolünde Nevra Serezli. Cezmi Baskın, Ferdi Akarnur, Haldun Dormen... Hep tanıdık simalar... Tanıdık diyorum çünkü son dönem filmlerinde çoğunlukla onları yan yana görüyoruz. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaryo yazarı olan Ayhan Sonyürek'in adını ilk defa duydum. Zaten öğrenebildiğim kadarı ile ilk yönetmenlik denemesi. Baba Evi, Süper Baba ve İkinci Bahar gibi hoş dizilerin senaryo ekibinde de bulunmuş. Daha güzel işler yapmasını temenni ediyorum buradan.

Son Söz : Gayet de izlenir bir film yeter ki beklentinizi yüksek tutmayın.

29 Aralık 2007

AFİŞE BAK HİZAYA GEL

Çilek'in "Türk Sineması Afişleri" Üzerine Yazısı SİNEMATİK'de

27 Aralık 2007

HİCRAN SOKAĞI


Sonunda söyleyeceğim lafı başında söyleyeceğim; Türk filmi sevmeyen bu filme gitmesin.

Vizyondaki filmlerden biri olan Hicran Sokağı hakkında potansiyel izleyicilerin iştahını kapatmamak adına çok şey söylememem gerek. Blogun takipçileri bir filmi iciği ciciğine dek yazdığımı biliyorlar. O yüzden konusuna dair , heyecan kaçmasın hesabı çok şey söylemeyeceğim elbette :)

Film, Sadri Alışık'ın aziz hatırasına saygı ile açılıyor. Bu Sadri Alışık lafını dikkatli bir Türk filmi izleyicisi aklının bir köşesine not etsin. Zira onlarca filmde Alışık ile birlikte çalışmış olan Safa Önal'ın eski dostuna bir açılış notundan fazla bir göndermesi filmin içinde gizli.

Türk filmlerinde gördüğümüz bütün klişeler; fakir ama gururlu genç, yıllarca çocuğunun izini kaybeden anne, pişman olup yıllar sonra ailesini arayan adam, hiç evlenmemiş kız kurusu yurt müdürü :)... yüze yapılan ani zoomlar, koşa koşa uzaklaşan kalbi kırık genç kız, kızının hayatına müdahale etmek isteyen idealist anne, yaşamak için ekmek çalan çocuk, tren garı, garda veda, tren hareket ettikten sonra en alâkasız insanın trende peyda olması ve hatta hatta gecenin köründe arabayla ezip geçme klişesini bile bu filmde görüyoruz. Bir nostaljiğin aradığı herşey, onu fazlasıyla doyuracak şekilde doz doz verilmiş.

Benim çok mutlu olduğum husus, kadroda geçmişin yıldızlarını tek tek görmek oldu. Bir zamanlar filmlerde şakakları beyazlaştırılarak yaşlandırılan bu insanları şimdi gerçek bir yaşlı olarak görebilmek çok hoş bir duygu. Kadın yıldızların hepsi maşallah göbeğe çalışmış ki Hülya Koçyiğit'i ayrı tutuyorum. Hani derler ya yıllara meydan okudu diye... Hülya'ya yıllar bişey yapamamış. Kadın yıldızlar böyle de erkekler ne alemde derseniz, onlar da iri kıyım, kilo almış yürümüş maşallah. Onlarda formda olan bir Engin Çağlar. Meğer onda da ne boy varmış, diğerleri güdükmüş yahu :)) Şaka bir yana, hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı güzel yaşlanmış. Sezer Sezin hele...

Sinemayı sevmemin en önemli nedenlerinden biri de bir insanın hayat seyrine tanık olmam. Günler, aylar, yıllar geçerken, yüzde çizgiler otururken, saçlar dökülürken görüyorum. Fotoğraflarının içinde kayboluyorum. İnsan kendi seyrini anlamıyor da , karşısındaki değişiklikleri hemen görüyor.

Film müziği Cahit Berkay imzası taşıyor, bir Selvi Boylum Al Yazmalım tadı var sanki.

Görüntüler , manzara eskileri hiç aratmıyor. Bir de devamlılık yanlışı buldum gerçi bu filmde öyle birşeyin önemi zaten yok; esas oğlan Arif hapse girdiğinde sıcacık bir yaz günü, hapisden 5 ay 3 gün sonra çıktığında da sıcacık bir yaz günü :) Olsun beee...

Rutkay Aziz nedense bana sanki Avrupa Yakası'ndan çıkıp gelen Bülent Onaran gibi geldi. Hep aynı tonlama. Selma Güneri- Yusuf Sezgin çiftinin oğulları Umut'la birlikte sanırım ilk filmleri ve Umut'u bu kez beğendim.

Filmin genç oyuncuları Arda Esen, Ahu Türkpençe, Pelin Batu ve Yeliz Doğramacılar fazlasıyla o klişelerin hakkını vere vere oynamışlar.

Anlamadığım bir şey oldu; Orhan Kural'ın orda işi neydi ? Hani eski yıldızları bir araya topladın, bir filmde buluşturdun (ki bundan sonra zor o) , Orhan Kural ne iş? Eski bir yıldızdı da ben mi görmedim yoksa yakın bir arkadaş durumu mu söz konusu?

Türk sinemasını herşeyi ile seven gitsin izlesin, pişman olmayacak :)